SADIK RUSLAN | GEORGI VLADIMOV

SADIK RUSLAN | FAITHFUL RUSLAN | GEORGI VLADIMOV ( 1931 – 2003 )

Selamlar!

Sanırım biraz şok geçirmiş haldeyim. SADIK RUSLAN gerçekten de her anlamda sarsıcıydı benim açımdan.

Georgi Vladimov Ukrayna doğumlu, ilk kez okuduğum bir yazar. Bu kitap 1965 yılında Rusya’da yasaklandığı için el altından (samizdat) yayılarak nihayetinde 1975’te Batı Almanya’da sansürsüz olarak basılabilmiş. Bu arada yazar Rus vatandaşlığından çıkarılmış ancak sonra tekrar vatandaş yapılmış.

Burada anlatılan olaylar çoğunlukla, Stalin döneminde Gulag adı verilen mahkum kamplarında Sahibi’ne ve kendisine verilen Görev’e inanılmaz sadakatle bağlı Ruslan isimli muhafız köpeğin zihninden kısmen de bir anlatıcı ile aktarılıyor. Kimi yerlerde bir miktar da olsa diyalog içeriyor. Dolayısıyla biraz sabırlı bir okur olmanız gerekiyor. Tebessüm ettiğim yerler olsa da farklı şekillerde yorumlanabilecek Sadık Ruslan oldukça çarpıcı bir roman. Politik yorum da yapılabilir, romanda ifade edildiği üzere “bizler tarafından yutturulan, bildiği bir duygu, nasıl bir şey olduğunu bizim bile anlamakta zorluk çekeceğiniz bir şey: kendisine verilen GÖREV” e sarsılmaz sadakatini kölelik açısından da yorumlayabilirsiniz ya da “sert bir masal” olarak da okuyabilirsiniz.

Konusu nedir derseniz: Kamptaki mahkumlara muhafızlık yapsın diye eğitilen köpeklerden biri Ruslan. Özelliği, kalabalık bir grup içinde şüpheli kişiyi hissedebilmesi. Bu ünün kendisine nasıl geldiğini romanın ilerleyen kurgusunda kendisinden öğreniyorsunuz. Ancak en temel özelliği sarsılmaz bir inançla Sahibi’ne ve Görev’e bağlı olması. Vee birgün kamp kapatılıp bütün köpekler kasabaya salınır. Yani artık bir nevi “yılkı köpekler” olurlar. İşte n’olursa o zaman oluyor; biz Ruslan’ın kamptaki hayatının detaylarını ve yeni “özgür” hayatının akışını beraberce Ruslan’dan ve anlatıcıdan öğreniyoruz. Sadece bir olay anlatımı değil elbette ciddi eleştiriler eşliğinde okuyoruz kurguyu. Ruslan, insanlardan bahsederken kimi yerde “iki ayaklılar” sıfatını kullanıyor. Peki özgür hayatında n’apıyor? Her şeyi yazarsam tadı kaçar ama şu kadarını söyleyeyim; başkalarından yiyecek alan diğer köpekleri küçümsüyor. Bir deri bir kemik kalmış haline rağmen önüne konan kemik suyunu kabul etmiyor ve ormanda avlanmayı öğreniyor iyi mi! Yaşadığı bu duruma akıl erdiremeyip hâlâ sadakatle kampın açılacağını bekliyor. Pejmürde adını verdiği eski bir mahkûmun ‘kötü’ biri olmadığına ikna olunca onunla takılıyor ama yine de ondan beslenmiyor. Adamı anlamaya çabalıyor ama ancak onunla aynı duyguları yaşadığını hissettiği an adama yakınlık duymaya başlıyor ki bu duygudaşlık için neredeyse romanın sonunu beklemek zorundasınız. Bunları yazdım diye sanmayın konuyu açık ettim 😉 188 sayfada neler neler var okursanız aslında hiç bir şey yazmadığımı anlarsınız efendim.

Beni etkileyen en temel 3 sahne vardı kurguda yazmazsam huzura eremem🙈: 1-Kamptaki köpek eğitmenlerinden birinin, İngus isimli köpeğin ölümüne verdiği tepki, 2- Ruslan’ın yavruyken nasıl seçildiği, 3- Ruslan’ın sonu aynı zamanda kitabın sonu.
1963-1965 yılları arasında yazılmış bu kitabı okumanızı yürekten öneriyorum. Çünkü pek çok duygu yaşayacağınız kadar sorgulayacaksınız da. Elçiye zeval olmaz derken alıntılarla yorumuma nokta koyayım. Sevgimle ilettim 💙🐶📚

Ruslan bilmiyordu ama peki biz eğitimli insanlar, yıkıma doğru giden ilk adımın daima mağrur bir şekilde üzerinden geçtiğimiz bir eşik olduğunu biliyor muyuz?” sf.37

Bir köpek asla kendisini gerçekten seven birini ısırmaz. (…) Böyle bir kötülüğü ancak insan yapabilir.” sf.87

her hayvan insanın ne ölçüde büyük olduğunu ve hem iyi’ye hem de kötü’ye aynı mesafede durduğunu anlar. Gelgelelim, hayvan, her yerde ona eşlik edemez – onun için ölmeye hazır olsa bile – onunla ne iyi’nin zirvesine gider ne de kötü’nün eşiğini eş geçer; bir yerde durur ve başkaldırır.” sf.110

Sınırlarla, çitlerle, yasaklarla kuşatılmış ve bölünmüş zavallı gezegenimiz dondurucu uzay boşluğunda, yıldızların sivri uçlarına doğru döne döne uçuyordu – ve üzerinde birinin bir başkasını gözetim altında tutmadığı bir karış yer yoktu. ” sf.118

SADIK RUSLAN | GEORGI VLADIMOV” için 2 yorum

  1. Merhaba Çiğdem Hanım, Sadık Ruslan’ı okuduğumda ben de sizin gibi sarsıldım ve sizin de kitaptan yaptığınız alıntılar ile benim altını çizdiğim yerlerin aynı olduğunu farkettim. Yorumunuzu çok beğendim. Teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s