Güvercin | Patrick Süskind

Güvercin | Die Taube | Patrick Süskind ( d.1949)

Çeviri: Tevfik Turan

Okunma Zamanı: 07 Haziran 2021

Selâmlar,

Patrick Süskind okumalarımın sondan bir önceki kitabı oldu Güvercin adlı uzun öyküsü.

Ellili yaşlarını süren, bir bankada güvenlik görevlisi olarak çalışan Jonathan Noel isimli anlatıcının ağzından okuyoruz bu öyküyü. Metnin büyük bölümü iç monolog şeklinde olup, Jonathan Noel’in hem düşüncelerini hem duygusal iniş çıkışlarını hem de iç mücadelesini seriyor okurun önüne.

Her ne kadar soyadı Noel olsa da, hayatı pek de noel ışıltısı ile geçmemiş Jonathan’ın. Önce annesini alıp götürmüşler 1942 yılında, sonra babası yok olmuş.

Sonrası mı? Sonrası, “Eylemde bulunan biri değildi o. Rıza gösteren biriydi.” ( s.61) cümlesini doğrulayan yer değiştirme ve savaşa katılma. Savaştan dönüş, evlenme. Yok, hayır, yine huzur bulamayış.

Sonuç: “Jonathan Noel (…), insanlara güvenilemeyeceği, huzur içinde yaşayabilmenin ancak onları kendinden uzak tutmak olabileceği sonucunu çıkardı.” ( s.11 )

İşte tam burada, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne bir ziyaret yapıp “münzevi ” kelimesinin anlamına bakalım mı? Buyurun,

Münzevi: Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven

Jonathan Noel, artık bir münzevidir. Bir binanın minnacık çatı katında kendine ait dünyası ve dakika hesabıyla, neyi ne kadar sürede yapacağı, evden kaçta çıkıp kaçta gireceği vb. programlı bir kişidir. Bu rutininin ve dengesinin bozulmasından ise hiç haz etmez.

Şimdi, “buraya kadar bi’ dünya lâf ettin, iyi güzel de, Güvercin bu öykünün neresinde yahu” dediğinizi duyar gibiyim.

Geldim efendim geldim, n’oluyorsa zaten o güvercinden sonra oluyor!

1984 Ağustosu’nda, bir cuma sabahı“, ortak tuvalete gitmek üzere odasının kapısını açan Jonathan Noel, zeminde oturan, ortalığı pislemiş, tüyü dökülmüş bir güvercin görür ve tedirgin olur. Artık zihni bir ihtimaller ve kargaşa silsilesidir! Eh bundan sonrasını okuyup öğrenmek, kitabı okuyacak olanlara kalsın.

Sevgili Okurlar, yazarın kendisi de Alman edebiyatının “efsaneleşmiş münzevi” si olarak tanımlanıyor. Metnin başarısı bundan mı bilemem ancak Türkçesi on dokuz baskı yapmış.
Aksiyon barındırmayan bir metin için gerçekten müthiş.

Okuduğum diğer metinleri içinde en çok
Kontrbas adlı oyununa benzettim Güvercin öyküsünü.

İlgiyle okudum, Süskind sevenlerin dikkatine sunuyorum. Sevgimle ilettim.

Beyoğlu’nda Fısıltılar | David Boratav

Beyoğlu’nda Fısıltılar | Murmures à Beyoğlu | David Boratav ( d.1971 )

Çeviri: Aysel Bora

Okunma Zamanı: 01 – 06 Haziran 2021

Selâmlar,

Beyoğlu’nda Fısıltılar, David Boratav kaleminden çıkan, okuduğum kitapların üçüncüsü ve sonuncusu. Kronolojik olarak ise yazarın ilk kitabıdır; 2009 yılında Fransa’da yayınlanmış olup aynı zamanda Gironde Yeni Yazarlar Ödülü aldığı belirtiliyor kitabın tanıtımında.

David Boratav isminin dikkatimi çekmesi ve okumamı tetikleyen ise bir kitapçıda denk geldiğim son romanı Kaçağın Portresi‘ndeki Boratav soyadıdır. Çünkü dedesi Pertev Naili Boratav’ın yurdışına gitmek zorunda kaldığını biliyordum. Türkiye’de kalan, amca Korkut Boratav’ın yazılarını da okurdum.

Tamamen bu motivasyonla Kaçağın Portresi romanını okudum ve çok beğendim. Daha sonra ise ailesinin köklerini araştırıp, kitaplaştırdığı Aile anlatısını okudum. Beyoğlu’nda Fısıltılar adlı bir romanı olduğunu Kaçağın Portresi‘ndeki künyeden öğrenip almıştım.

Geleyim Beyoğlu’nda Fısıltılar‘ a…

Çok takdir edip hayran kaldım. Neden mi?
Sadece Beyoğlu semti değil, romanın kurgusu akarken, anlatıcı ile birlikte gezdiğiniz İstanbul’un diğer semtlerini öyle bir betimlemiş ki yazar, vallahi kendimden utandım.

Bunca yıl yurtdışında yaşayıp, ara sıra İstanbul’a gelen biri olarak değil, kırk yıllık İstanbullu gibi sanki… Hele ki kitabın Lefter başlıklı bölümünde, bir Beşiktaş – Fenerbahçe maçı yazmış ki sanki stadyumdasınız!

Anlatıcımız uyku sorunları yaşayan bir adam. Babasının ölümü üzerine istemeye istemeye İstanbul’a gelmek zorunda kalır. Zira babasının öldüğü için tamamlayamadığını düşündüğü bir şiirinin müsveddelerini arıyordur. Bu arama faaliyetlerini, eskiye giderek ve anlatıcının İstanbul’da bulunduğu zamana dönerek okuyoruz. Bu arada anlatıcının iç monoloğunda, kendi özeline ait hesaplaşmaları da okuyoruz.

Merakla kendini okutan, sürükleyici bir roman Beyoğlu’nda Fısıltılar. Zira hem yakın tarihimiz var hem de:

Babamı Paris’te, ailenin başarılı entegrasyon ( hepimizin, en çok da benim) masalına rağmen kendimi asla evimde hissedemediğim bu nefretlik şehirde toprağa vermem, içinde bulunduğum duruma uygundu…” ( s.24 )

cümlesindeki duygudan yansıdığı üzere, sürgün olmayı, uyum sağlayamamayı, “dünya vatandaşlığı” tanımındaki muğlaklığı çok güzel aktarmış.

Daha fazla ne desem eksik kalacak Sevgili Okurlar… Kitabın yeni baskısının yapılmasını diliyorum. Çok önce alıp kütüphaneme kattığım bir kitaptı, ancak fırsat bulup okudum.

Aysel Bora’nın usta çevirisine minnetle; sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim.

Alıntılar:

Söylemese de, aydınlık İstanbul semalarının altında ve sulardaki yansımalara karşı, kendi insanlarının arasına gömülmeyi hayal eden bir adamı, o gün kimsenin cenazenin indirildiği çukurdan gözlerini kaldırıp bakmaya cesaret edemeyeceği kadar basık bir gökyüzü altında toprağa veriyordum.” ( s.25 )

İnan bana, sürekli hayal kırıklığına uğramak, bir adamın gönlünden yurt sevgisini tamamen silebilir.” ( s.58 )

İstanbul soyut bir resim gibidir diyorum. Renklerin neye denk düştüğünü bil, bilme, kendini İstanbulluya bırakacaksın.” ( s.74 )

Beyoğlu’na dışardan gelen bir şey tekrarlanır, soyulup ayıklanır, yorumlanır ve sonunda kimin ne yaptığı, nasıl ve neden yaptığını kimseler bilemez.” ( s.74 )

… halkın ağzına verilen dedikoduların bir gaz yağı izi gibi yayıldığı, kuşkunun ve dörtnala koşan bir modernite korkusunun birbirinden beslendiği, gazetelerin, politikacıların, imamların, lafla ve yalanla yaşayan herkesin meyvesini yediği bir şehir. Şehir dünyanın bütün demokrasilerindeki gibi, sorumlu oldukları halkın korkularını kullanmayı seven bir avuç vicdansız yetişkinin işlettiği bir lafazanlar sitesine dönmüştü.” ( s.140 )

Ne Okudum | Mayıs 2021

Ne Okudum | Mayıs 2021 📚

Selâmlar!

Mayıs ayında okuduğum kitaplar içinde, ayın dörtte üçünü alan iki kitap var; Yaşam Kesikleri ve Romanov Hanedanı. Her ikisi de uzun zamandır merak ettiğim ama ötelediğim okumalardı. Verdiğim zamana ve emeğe değdiğini düşünüyorum.

Genelde ise bu ay okuduğum kitapların hepsini sevdim. Sevmediğim kitapları zaten paylaşmıyorum. Yakın zamana kadar rezerv koyduğum bir kitap olmadı diye hatırlıyorum.

Aşağıdaki kitapların içinde ilgi alanınıza girenleri ise içtenlikle öneririm.

Not: Uzun zamanımı alan kitaplar, kişisel okuma tarzımdan kaynaklanmaktadır. Bu süre, her okurun okuma yöntemine göre değişecektir kuşkusuz…

Sağlıklı, huzurlu ve hep daim kitaplı günler diliyor, sevgimle iletiyorum 💙📚🌸

1- Mırmır Osman / Nazlı Eray / Hikaye / Everest Yayınları / 12 yaş ve üstü

2 – Anılar Antika Dükkânı / Hira Ayşe Özsoy / Hikâye / İş Bankası Kültür Yayınları / 9 yaş ve üzeri

3 – Arkabahçe / Ebru Çaloğlu / Deneme / Remzi Kitabevi

4 – Yaşam Kesikleri / Alova / Deneme / İş Bankası Kültür Yayınları

5 – Romanov Hanedanı – 1613’ten Devrime Rus Kültür Tarihi / Solomon Volkov / Araştırma / Alfa Kitap

Arkabahçe | Ebru Çaloğlu

Arkabahçe | Ebru Çaloğlu ( d.1974 )

Okunma Zamanı: 28 – 31 Mayıs 2021

Selâmlar,

Bazen okuruna yaşattığının bir benzeri gelir bir yapıtın başına. Yaratım sürecinde bir sıçramayla yazılıverir tüm hikâyesi. Bazen de ilginç bir ayrıntıda gizlidir kaderi.” ( s.8 )

demiş Önsöz’de Ebru Çaloğlu. Ve on dört bölüm boyunca, dünya edebiyatından âşina olduğumuz yazarların kimi eserleriyle bağlantılı bir yolculuğa çıkarıyor biz okurları.

Eserlerin ve yazarların adlarını özellikle yazmıyorum; ARKABAHÇE‘de dolaşırken karşınıza çıksın…

Anılan esere gelinceye kadar neler olmuş, neler değişmiş, kimlerle hemhâl olunmuş, izleri nerelere varıyor, tarihin hangi dönemlerine denk geliyor, birbirleriyle nasıl bir bağları var; bütün bunları akıcı bir üslupla okuyoruz. Keyifli bir yolculuk yapacağınız garanti.

Bazen öyle isimlerin yolları birbiriyle kesişiyor ki, hayret etmemek elde değil. İşte o zaman “Hayat, sana akıl erdirmek ne haddimize” diyesiniz geliyor.

Onlarca dijital ve basılı kaynaktan süzülerek, yazanın güzel üslubuyla elimize kitap olarak değen ARKABAHÇE‘de dolaşmaya çıkın derim. Pişman olmayacağınıza inanıyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Mırmır Osman | Nazlı Eray

Mırmır Osman | Nazlı Eray ( d.1945 )


İllüstrasyon: Oğuz Demir

 
Okunma Zamanı: 27 Mayıs 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,


Mırmır Osman, okuduğum ilk Nazlı Eray kitabıdır. Başka eserleri de var elbette. Sık sık karşıma çıkıyor değerli yazarın kitapları. Fakat ben tercihimi bu gençlik romanından yana kullandım. Devamı da bu şekilde gelecek muhtemelen. Zira diğer kitaplarının da başlığı ilgimi çekti:


📚Büyülü Beyoğlu 

📚Gece Çiçeği İstanbul

📚Frej Apartmanı’nın Esrarı


ayrıca Mırmır Osman‘daki Nazlı ile Osman’ın serüvenlerinin de devam edeceği bilgisini vermiş yazar kitabın sonunda.


Bu kitap özelinde yaş grubu belirtilmemiş ancak kitabın kahramanlarının ortaokul öğrencisi olduğunu kurgudaki bilgiden öğreniyoruz. Dolayısıyla 12 yaş ve üzeri diyebiliriz.


Keyifli, sürükleyici ve masalsı bir kurgu Mırmır Osman.

Kuledibi’ndeki Aztek Galerisi’nde gördüğü Mona Lisa tablosundaki Mona’ya âşık olan bir Osman var. Hülyalı dolaşıyor ortada. Arkadaşları meraklanınca, onları galeriye götürüp gösterir.

Eyvaaah! Birken iki olur âşıklar! Şişko Efe de Marilyn Monroe’ya âşık olmasın mı! Bu daha ne ki; siz bir de Madam Lili ile tanışın. Haftanın üç günü sihirle Marilyn Monroe oluyor! 

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise” giyen mi ararsınız, yoksa “geleceğe bilet alıp” tramvay yolcuğu yapan mı ararsınız, konuşup ağlayan “kırık plak” mı istersiniz; tekmili birden bir tuhaf olaylar zinciri…


Durumu en güzel şu cümle anlatıyor sanki:

Gece paldır küldür düşünce dünyanın üstüne, işte orada her şeyi yaşıyoruz Mona” dedi. Yuvarlanıyoruz hayatın içine.”( s.53)

 
Ne yalan söyleyeyim mekânlar Kuledibi, Beyoğlu, Çeşme Meydanı olunca rahmetli anneannemin Çeşme Meydanı’ndaki arkada bahçesi olan evi, büyük teyzemin ise Kuledibi’ndeki o eski binaların birindeki geniş ve kocaman kapılı dairesi geldi aklıma, çocukluğuma gittim. Artık hiçbiri kalmadı.


Neyse çok uzattım. Gecenin her ihtimale açık gizemini de kullanarak, bana farklı gelen anlatımıyla, okurun merakını diri tutan bir gençlik romanı Mırmır Osman. Kimbilir belki de geçmişe özlemin masalsı formu… 


Çocuk ve gençlik kitapları okumayı seven yetişkinlere sevgimle iletiyorum efendim.


Alıntı:

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise bu Taliha. Akşamın biriktirdiği fırtına bulutlarından, Haliç tarafından gelen mor bulutlardan ve geceyi oluşturan karanlıktan yapılmış bir elbise.”  Taliha büyülenmişti. “Ne diyorsun sen? diye bağırdı heyecanla. “Desene, geceyi, doğayı, tabiatın o anlaşılmaz, gizemli olayını, dünyanın karanlık yarısını üstünde taşıyorsun.” ( s.73 )  

Anılar Antika Dükkânı | Hira Ayşe Özsoy

Anılar Antika Dükkânı |Hira Ayşe Özsoy ( d.1988)

Resimleyen: Bige Doğu

Yaş: 9 yaş ve üstü

Okunma Zamanı: 26 Mayıs 2021

Selâmlar,

☆ Eşyalar Neden Vardır?
☆Eşya Mutluluk Mu Demektir?
☆İyilik, Her Şeyden Üstün Müdür?
☆Hayaller Gerçek Olur Mu?
☆Hayatı Değiştirmek İçin Ne Gerekir?

Çıkarın kâğıdı, kalemi habersiz sınav var! Yok canım, telâş etmeyin. Çok da hazırlıksız sayılmazsınız. Pek bi’ yetişkin işi oldu galiba.
Şaka, şaka… Yukarıdaki beş soru kitabın bölüm başlıkları efendim.

Fırından taze çıkmış bir kitap Anılar Antika Dükkânı. Sevgili Hira Ayşe Özsoy’un Bizim Sokağın Hikâyesi adlı kitabını 2020 / Eylül ayında okuyup çok beğenmiştim. Yeni kitabının çıktığını görünce, semtimizdeki İş Bankası Kültür Yayınları’nda aldım soluğu. Bugün okudum. Bu kitabı da pek sevdim.

Pek bilmiş Meriç kızımız, annesine 35.yaş günü için özel bir hediye almak ister. Babası mahalledeki Anılar Antika Dükkânı‘na bakabileceğini söyler. Meriç çook sevinir, sevinir ama o hediyeyi almak o kadar da kolay olmayacaktır. Çünkü sahibi biraz aksi ve inatçı bir adamdır ve kolay kolay hiçbir eşyayı kimseye satmıyordur. Haydi bakalım n’olcak şimdi? Meriç ikna edebilecek mi Erhan Bey’i?

Eğitsel açıdan;

👧İletişim şekli 👧Fikir paylaşma 👧Çözüm üretme 👧Kararlı olma 👧Nezaket 👧Hatayı telafi etme vb. temel başlıkları sayabilirim.

9 yaş ve üzeri okurlar için desem de, siz bana bakmayın, her yaştan okurlar da tadına bakabilir!

Hira Ayşe Özsoy’un yazan, Bige Doğu’ un çizen ellerine sağlık!

Sevgimle ve şevkimle ilettim efendim!

Romanov Hanedanı | Solomon Volkov

Romanov Hanedanı | Romanov Riches |  Solomon Volkov ( d.1944 )


Çeviri: Sabri Gürses

Okunma Zamanı: 01 – 23 Mayıs 2021


Selâmlar,

Bu okumayı yapma motivasyonum Romanov Hanedanı’nı merak etmem olsa da Rus Kültürü ve Edebiyatı’nı tanıma amacı da etkili olmuştur.

 
Mayıs ayını ele geçiren iki okumamdan biri oldu Romanov Hanedanı. Onca güne ve verdiğim okuma emeğime değen bir okuma olduğunu içtenlikle belirtmek isterim.


Solomon Volkov, kültür tarihçisi olarak anılmakla birlikte, Leningrad Rimski-Korsakov Konservatuvarından yüksek dereceyle mezun bir müzikolog. 1976 yılında ABD’ye göç etmiş.


Pek çok incelemesi var. Peki bu kitapta ne var? 

Bu kitap bizi 1613 yılından alıyor; edebiyat, heykel, resim, müzik, opera, bale, tiyatro duraklarında önemli isimlerle muhatap kılarak, sarayın içine de girerek, 1917 yılındaki devrime getiriyor.


Kitap boyunca; Hanedan yöneticilerinin pekçok yazara ve sanatçıya gerek hamilik yaparak gerek haber yollayıp müdahele ederek gerekse suçlarını affederek nasıl yönetime bağladıklarını görüyoruz. Bağlayamadıklarını yok saydıklarını da görüyoruz elbette. Bağımsız kalmayı tercih edenler de var çünkü.

 
Sonuçta; Romanov Hanedanı, kültürü, politik bir araç olarak kullanmış.

İdarecilere idealist yandaşlar değil, sadece samimi hizmetçiler lâzımdı.” ( s.197) cümlesi ne kadar referanstır bilmem ama idealist yandaşlar da bulmuş Hanedan yöneticileri.

Örneğin, “Ortodoksluk, Otokrasi, Milliyet” ideolojik üçlemesini benimseyen iki yazar var: Gogol ve Dostoyevski.


Yukarıda yazdığım kültür yelpazesine – alanları bakımından –  denk gelen isimleri tek tek belirtmeye yer yetmez sanırım. Lâkin Puşkin’den girin Glinka’ dan çıkın; Tolstoy’dan girin Çaykovski’den çıkın; “Gezginler” diye adlandırılan ressamlardan girin, “Sıkı Yumruk” denilen bestecilerden çıkın diyorum. 


Yazarın, Giriş bölümünde belirttiği üzere bu kitabın devamının, 20.Yüzyıl Rus Kültür Tarihi başlığındaki kitap olduğunu öğrendim. Onunla devam edeceğim Sevgili Okurlar. Sonrasında başka okumalar da gelecektir kuşkusuz.


Romanov Hanedanı kitabı, oldukça detaylı ve kapsayıcı, ilginç bilgiler içeriyor. Buna rağmen Sabri Gürses’ in akıcı Türkçesi okumanızı keyifli hale getiriyor. Lâkin bu değerli kitabın düzeltisinin yeniden yapılması gerektiğini düşünüyorum.


Değerli Kitap Dostları; genel bir başlangıç için Rus Kültürü ve Edebiyatı’nı merak eden herkese içtenlikle öneririm.


Sevgimle ve şevkimle iletiyor; yazarın kıymet verdiğim sorusuyla yazımı bitirmek istiyorum:


Kültür kanonu nasıl belirlenir ve bu süreçte en önemli rol kimindir  – otoritenin mi yoksa tüketicinin mi?” ( s.267 

Yaşam Kesikleri | Alova

Yaşam Kesikleri | Erdal Alova ( d.1952 )

Okunma Zamanı: 01 – 18 Mayıs 2021

Benim şiir çalışmam bir bütündür; global pisliğe, yozlaşmaya, doğa düşmanlığına, her türlü teslimiyetçiliğe karşı bir tür tinsel-panzehir olan şiiri yaygınlaştırma çabasıdır.” ( s.223)

demiş Şair Erdal Alova, 2002 yılında, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki için Turgay Fişekçi ile yaptığı söyleşide.

Şiir kitaplarından önce, Yaşam Kesikleri adlı bu deneme kitabını okumakla doğru bir karar verdiğimi anladım.

Adı üstünde “kesikler”… Çünkü gerçekten öyleler. 2003 – 2013 yılları arasında yazılmış ya da not alınmış incelemeler, düşünceler, şiir dizeleri, aforizma benzeri tek cümleler, kelime oyunları… Hepsi birden, hem şair hem çevirmen Erdal Alova’nın düşün dünyasını, birikimini, tepkilerini okuyorsunuz.

Çok ama çok sevdim; öğrendim, düşündüm, bazen durakladım çünkü hazmetmem gerekti okuduğum cümleyi ya da metni. Notlar aldım.
Dönüp tekrar okumak istediğim metinler, incelemeler var.

Şiir bir kuşbakışıdır.
Şiir için ağaç yok, ağaçlar vardır.” ( s.5)

Alova’nın şiir için yazdığı bu iki dizeyi; Yaşam Kesikleri kitabına, ters yönden referans kıldım. Neden? Çünkü düşünceleri, bu kitapta yazılanlar. Sonra sanat olarak şiirine kaynak olmuştur diye düşündüm.

Sebep her ne olursa olsun, sonucu güzel olmuş…
Çevirmen şapkası ile âşina olduğum bir şairi denemeleriyle tanımak çok güzeldi; sıra şair Alova ile tanışmaya geldi.

” ‘Kendi olmak’ bir hedef değil, bir yüz, bir ses, bir söz sahibi olmak uğruna, ömür boyu süren bir uğraştır.” ( s.128) cümlesini söylemekle kalmayıp, bunu bizatihi yaşamında uygulamayı başaran nadir sanatçılardan biri olduğu net hissediliyor. Ne mutlu bize ki bizden bir ses…

Bu arada, 2021 PEN Şiir Ödülü’nün Alova’ya verildiğini de belirteyim. Youtube’a “PEN Şiir Ödülü 2021 Alova” yazarsanız, 53 dakikalık videoyu izleyebilirsiniz.

Oldukça doyurucu bir okuma vaad eden Yaşam Kesikleri‘ni dikkatinize sunuyor; sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntılar:

Hayatta noktayı yanlış yere koymak.
Olmadık yerde virgül kullanmak.
Zamansız ünlemler; boş sorular.
İki nokta üst üste: Düşünce tembelliği, yorum hastalığı.
Yanlış zamanda nokta konan virgüller.
Düş kırıklığı üç nokta yan yanaların.
Parantezler: Ertelenen yaşamlar.
Tırnak içinde geçen ömürler.

Yalnız, bir yazım sorunu değildir noktalama işaretleri.” ( s.44 )

●●●●

Üsluptan şunu anlıyorum:
Bir gül ağacı, iki de adam var.
Biri, eğilip kokluyor gülü.
Öteki, koparıp kokluyor.

Yaşamda da böyle, sanatta da böyle.” ( s.47

●●●●

Şiir Sanatı sözcüklerin sonsuz kaosunda bir mini kozmos yaratırken, okura ulaştığında yeniden çağrışımların sonsuz kaosuna döner.” ( s.127 )

●●●●

İnsan ömründe bir kitabı üç kez okumalı: gençliğinde, orta yaşında, yaşlılığında. Her defasında yeni şeyler bulacaktır.” ( s.152)

Ne Okudum | Nisan – 2021

Nisan / 2021 | NE OKUDUM

Selâmlar!

Bu ay okuduğum kitapların aile fotoğrafıdır!

Okuma vaktimi en çok alan iki kitap; Yunus Emre incelemesi ve Roland Barthes’ ın Eleştiri ve Hakikat denemesi. Her ikisi için de yaklaşık onar günüm helâli hoş olsun!

Bu ayki okumalarımın hepsinden memnunum. Hem beslediler, hem heyecanlandırdılar hem öğrettiler, hem güldürürken düşündürdüler! Daha ne isteyeyim…

Sevgimle iletiyor; sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun diyorum!

1 – Çalış Osman Çiftlik Senin / Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları / Öykü

2 – Eleştiri ve Hakikat / Roland Barthes / İletişim Yayınları / Deneme

3 – Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar / Lawrence Ferlinghetti / Sözcükler Yayınevi / Şiir

4 – Yunus Emre / İlhan Başgöz / Pan Yayınevi / İnceleme

5 – Babam Mikhail / Özlem Ural / İzan Yayıncılık / Tarihi roman

6 – Bahar Masalları / Derleyen ve çeviren: Tarık Demirkan – Resimleyen: Feridun Oral / Yapı Kredi Yayınları / Masal

Babam Mikhail | Özlem Ural

Babam Mikhail | Özlem Ural

Okunma Zamanı: 28 – 30 Nisan 2021

 
Gizlene gizlene, yıllar süren bir yolculuktan sonra hayallerindeki güvenli yere ulaştıklarında Aleksandr ve Valentin’in ailesi büyümüş ve onlara Mikhail de katılmıştı. Valentin yeniden hamileydi. Artık bambaşka hayalleri, umutları vardı. Bu yeni ülke Aleksandr, Valentin, güzel bir genç kız olan kızları Anastasya ve 2 yaşlarındaki oğulları Mikhail’e güvenli bir hayat kurabilecekleri yepyeni bir fırsat vermişti. Ortak kaderleri onları ailecek yeni kurulan Türkiye’de, eski bir Türk köyüne kadar götürmüş, onları geleceğe daha umutla bakmalarına sebep olacak iyi insanlarla karşılaştırmıştı.”


Acaba gerçekten sandıkları kadar güvende olacaklar mıydı? Buyurun romanın başlangıcına…Yüz yıllık, nefes nefese, temposu düşmeyen bir kurgu başlıyor. Karakterler çok doğal, ortam betimlemeleri ve duyguların verilişi film gibi. Beni duygudan duyguya sürüklediyse, merak ettirdiyse, öğrendiysem, beni araştırmaya sevk ettiyse, düşündürdüyse, daha ne isteyeyim. Geriye yazarına teşekkür etmek kalıyor. Teşekkürler Sevgili Özlem Ural…


Sevgili Okurlar,


Edirne… Ankara… Rusya… Romanov Hanedanı…Putin… Tolstoy… Bolşevik İhtilâli…


Bunca şey nasıl bir araya gelir; gerçeği de sinesine alan bir kurgu ile elbette. Öncelike bir “ilk roman” olarak başarılı bulduk; bulduk dedim çünkü eşim de okudu!  Benimle aynı fikirde. “Bundan birkaç roman daha çıkar sanki.” dedi…


Babam Mikail’i okumak, merak ettiğim ve daha önce bir iki kitap da aldığım Romanov Hanedanı hakkındaki okumalarımı öne çekmeme vesile oldu…


Bana göre bu kitabın tek olumsuz yönü, editasyonu. Keşke biraz daha özenilseydi. Yayınevine duyurulur!


Tarihi roman okumayı seviyorsanız, o güzel tasarımlı kapağı kaldırıp, temposu yüksek bir aile dramına ve aynı zamanda bir ülkenin de özel bir dönemine adım atıp yolculuğa başlayın derim.


Sevgimle ve şevkimle iletiyor; herkesin kendi yurdunda huzur içinde yaşamasını diliyorum.


Alıntılar:

Senden son isteğim; bütün gerçekleri ile hayatımı yazman. Hayat hikâyemi yazabilmen için sana o hep hayalini kurduğun daktiloyu hediye ediyorum. Eğer benimle ilgili bütün gerçekleri bir yıl içerisinde yazar ve yayınlatabilirsen, o bir yılın sonunda Cevat sana yazdığım ikinci mektubu da teslim edebilir.” (s.224 )


Moskova daha çok işçi sınıfının egemenliği altında idi. St. Petersburg ise aksine asilzadelerin  egemenliğinde modernizmin başkenti gibiydi.” ( s.339)

 
Her yeri kestiler biçtiler evler kondurdular da o ormana dokunamadılar beyim. Amma velakin o ormanı kim aldı, evler apartmanlar yapmak yerine niye nenemlerin nenelerinin yaşından büyük o birkaç ağaca o parayı verdi de kalın kalın çitlerle çevirdi üstünden seneler geçti kimseler bilemedi.” ( s.454 )