Taşların Dilinden İstanbul | Sami Bayraktar

Taşların Dilinden İstanbul | Sami Bayraktar

Okunma Zamanı: 19 – 22 Eylül 2022

İllüstrasyon: Leyla Daşcı

Tarih – İstanbul | 1. baskı – Ağustos 2022

Cibali Kültür Sanat Yayınları | 132 sf.

Bir sokak başında, bir kaldırımda terk edilmiş gibi duran, önünden geçip gidilen taşlar, geçmişin sessiz tanıklarıdırlar aslında. İstanbul’u tanımak ve anlamak için taşların fısıldadığı hikayelere kulak vermek gerekir.” ( s.45)

diyor Sami Bayraktar. Ve belli bir rota eşliğinde, Eyüp Sultan’dan başlayarak geziyoruz onun anlatımında. Dikilitaşlar, kapılar, saraylar, camiler, çeşmeler, kasırlar, türbeler, köprüler, sarnıçlar, kuleler, su kemerleri, hisarlar, aşevleri… İstanbul’u İstanbul yapan her şey öyle güzel ve sıcak anlatılmış ki, ben bu kitaba ba – yıl -dım! “Hediye edebileceğim kitaplar” listeme ekledim!

Sevgili Okurlar,

Benim de kendime – ne yazık ki – devamlı söylediğimi, Sami Bayraktar da yazmış, gerçi bu bildiğimiz bir gerçek, istisnalar hariç elbette:

İstanbul’da yaşayanlar İstanbul’u yaşamıyor, bilmiyor, tanımıyor.” (s.11)

Nerede, ne, neden, nasıl, ne zaman, kim; kısaca 5N1K sorularına yanıtlar bularak ve özel hikâyeleri ve rivayet olunanları ile birlikte elimizden bırakamayacağımız bir kitap Taşların Dilinden İstanbul!

Çünkü İstanbul tanındıkça sevilecek, sevdikçe korunacak ve üzerine titrenecek eşsiz bir şehir.” ( s.10)

Kitabın fiziksel özelliğine geleyim… Yapraklar parşömen sarısı. Eskitilmiş baskı. Kitabın ruhuna uygun olmuş, akıl edenleri kutluyorum, beğendim! Kimi yapıların görselleri de konmuş. Ayrıca bazı bölümlere yerleştirilmiş karekodu okutursanız, yayınevinin Instagram sayfasına bağlanarak yazarından da dinleyip izleyebilirsiniz.

Dünyanın merkezi mi olmamış, üç imparatorluğa başkentlik mi yapmamış, fetholunacak şehir olarak hadislere mi girmemiş!

Kitaba emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Devamının geleceğine dair bir ipucu bırakmış sanki Sami Bayraktar! Hadi inşallah!

Son sözüm, gönülden katıldığım, yazarın dileği olsun:

Gezmeyi, görmeyi, sormayı, öğrenmeyi ve en önemlisi de bu güzellikleri hep birlikte koruyup yaşatmayı medeniyetlerin en güzeli kabul edelim olur mu?” ( s.131)

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Suçlusunuz | Ne Çok Hain | Ataol Behramoğlu

📚Suçlusunuz | Ataol Behramoğlu

Okunma Zamanı : 05 – 08 Eylül 2022
Şiir| 1.baskı – Mayıs 2022 | Tekin Yayınevi | 88 sf.

📚Ne Çok Hain | Ataol Behramoğlu

Okunma Zamanı: 18 Eylül 2022
Şiir | 3.baskı – Nisan 2018 | Tekin Yayınevi | 85 sf.

Yaşayan kıymetli şairlerimizden Ataol Behramoğlu’ndan bu ay iki şiir kitabı okudum; SUÇLUSUNUZ ve NE ÇOK HAİN

SUÇLUSUNUZ kitabını daha önce almıştım. Okumaya başladığımda, şairin Önsöz‘de şöyle yazdığını gördüm:

Bu kitap, 2018’de yayımlanarak üst üste yeni basımlar yapan ve yapmakta olan Ne Çok Hain adlı şiirler toplamının devamı gibidir.” ( s.9)
Dolayısıyla NE ÇOK HAİN kitabını sonradan aldım. Ve fakat sırasıyla okumayı beklemeden okudum SUÇLUSUNUZ kitabını.
Okumayı düşünürseniz, önce Ne Çok Hain, sonra Suçlusunuz… Bence sırasız da okunabilir…

Ataol Behramoğlu “yeni toplumcu şiirin öncü bir şairi olarak” tanımlanıyor. Her iki şiir kitabında bu özelliği kuvvetli bir şekilde hissediyorsunuz zaten.

NE ÇOK HAİN kitabı için şunları yazmış Behramoğlu:

Şiir çoğunluğunu Cumhuriyet’teki köşemde yayımlanan şiirlerim oluşturuyor. Onlar bir anlamda köşe yazısı-şiirler gibidir. Köşe yazısı yerine yazılmış şiirlerdir. Köşe yazıları genellikle ve ister istemez güncelle sınırlıdır. Bazen yazı yerine şiiri koymam, konu yine büyük ölçüde güncel olmakla birlikte, şiirin olanaklarıyla günceli aşabilmek içindir. Nitekim o kitapta yer alan şiirler, “Yunus Gibi“, “Kara Bir Rüzgâr“, “Erdem ve Erdemsizlik Üzerine” ve kitaba adını veren “Ne Çok Hain” başta olmak üzere güncel olanı aşmış gibidirler.” ( s.9)

Doğruluk yalanla kuşatılmışsa / Yalandan yana değilsen eğer / Neresi olmalı bulunduğun yer?” ( s.20 / Ne Çok Hain kitabından)

Sevgili okurlar; yaşadığımız güncelin sıcağı geçince, gelecek nesillere toplumsalın sosyolojik gerçeği kalıyor galiba. Ders alırsak ne âlâ. Sevgili Ataol Behramoğlu’ndan iletmesi, biz okurlardan okuması, bu tarz şiirler seviyorsanız elbette.

Umut, sevinç rafa kalkmış
Tehdit, şantaj şaha kalkmış
Yurdu her yandan kuşatmış
Sömürgeciler sürüsü
( s.17 – Ne Çok Hain kitabından)

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
( s.33 – Suçlusunuz kitabından)

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Vasatlığın İktidarı | Alain Deneault

Vasatlığın İktidarı | Mediocracy | Alain Deneault

Çeviri: İrem Sağlamer

Okunma Zamanı: 06 – 15 Eylül 2022

İnceleme – Politika | 1. Baskı – Ağustos 2021

176 sf. | Yeni İnsan Yayınevi

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

İktidardakiler için, vasat insan emirlerini iletebilecek ve düzenlerini sağlam bir şekilde kuracak ortalama varlıktır.” ( s.16)

sözünden hareketle ve Vasatlığın İktidarı başlığı ile yaşadıklarımızla çokça örtüştüğü için bu kitabı merak edip okumak istedim. İyi ki okumuşum!

Notlar bölümü hariç, Giriş ve Sonsöz ile toplam altı bölümden oluşuyor. Yazar her bir bölümde, kullandığı bilgilerin atıflarını belirtmiş. Dolayısıyla, metnin yoğunluğundan, başlarda biraz ara verme ihtiyacı hissettim. Aslında amacım kitabı ay sonuna kadar yayarak okumaktı. Fakat yine meraktan devam ettim.

Bu bir toplum eleştirisi. Neden – sonuç ilişkileri çok güzel verilmiş. Elbette ne yapılması gerektiği de belirtilmiş. Akademik bir uyarı niteliğinde. Akademi demişken, eleştirilerden, bilgi üretmesi beklenen akademi dünyası da nasibini almış tabii.

Vasatlık iktidarı bizi mümkün olan her şekilde düşünmek yerine uyuklamaya, kabul edilemez olanı kaçınılmaz, iğrenç olanı gerekli olarak görmeye teşvik eder. Bizi aptallara çevirir bu.” ( s.17)


Küresel dünyanın ve kapitalizmin bir parçası olunca, kirlenme her yere sirayet ediyor galiba.
Multimilyarderlerin siyaset dahil pek çok yerde boy göstermesi ve müdahale etmesi; başka ülkelere operasyon yapmaları, paralarını başka yerlere kaçırmaları; yapılan haksızlıkları ortaya çıkaranlara ise davalar açılması vb. tepkiler hep ama hep aynı! Kitabın yazarı Alain Deneault da bu davalardan nasibini alanlardan. Demek ki, ne kadar demokratik, gelişmiş ve kalkınmış ülkeler de olsalar, doğruyu ve gerçeği söyleyenler dokuz köyden kovuluyor.

Daha iyi bir dünya için, yazarın önerilerinden biri de şu:

Kamu yararına zarar veren şeyi sona erdirmek. ( s.131)


Zira artık ekosistem dahil kaynakların sonuna geldiğimizi düşünüyor.

Ne derseniz Sevgili Okurlar? Haklı değil mi yazar? Gelecek nesillere, utanacağımız bir dünya bırakmak ne büyük bir vebal ve sorumsuzluk. İşte tam da bu yüzden şapkamızı önümüze koyup dü – şün – mek zorundayız.

Bu tarz kitaplar okumayı seven okurlara öncelikle olmak üzere; neler oluyor yahu? diyerek, yaşadıklarımıza kuş bakışı şöyle bir göz atmak isteyenlere de önerebileceğim bir kitap Vasatlığın İktidarı.

Zorlu bir metni okunası yapan İrem Sağlamer’in çeviri emeğine de içten teşekkür ediyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

La Bruyère için, vasat insan her durumdan yararlanmak için güçlülerin arasında dedikodu ve entrika bilgisini kullanan aşağılık bir yaratıktı.” ( s.11)

BABALAR VE KIZLARI | SELDA UYGUR

Babalar ve Kızları | Selda Uygur

Okunma Zamanı: 02 – 04 Eylül 2022

Roman | 1. Baskı – Mayıs 2022 |

110 sf. | Bilgi Yayınevi

2020 Turgut Özakman İlk Roman Yarışması Birincilik Ödülü

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Öncelikle belirtmek isterim ki, bu kitabı okuma sebebim aldığı ödül değil Babalar ve Kızları başlığıdır. Anne – kız iletişimi kadar, baba – kız iletişimi de sorunlu bir toplumuz ne yazık ki. Aslında genelde bir iletişim sıkıntımız var. Neyse konumuz bu değil.

Selda Uygur ismini ilk kez bu kitapla duydum. İlk roman için oldukça başarılı buldum. Yazı tecrübesi olduğu hissediliyor. Aslında karmaşık denecek bir kurguya sahip roman. Akıcı bir hikâye ile bu karmaşıklığı, merak da işin içine girince, pek hissetmiyorsunuz.

Kimi bölümler gerçek mi yoksa rüya mı hissi veriyor. Anlatıcı genç kız, Zorba lâkaplı dedesinin hayatını merak ediyor ve peşine düşüyor. Dede ölünce, gençliğe adım atma sancıları çeken bu genç kıza Karamazov Kardeşler romanı ile beraber bir tomar kâğıt bırakır. Bu kâğıtlarda dedenin anlattıkları vardır. Bir yandan kâğıtlarda yazanları okuyup dedenin hayatına sızarken diğer yandan Karamazov Kardeşler romanını çözmeye çabalar genç kızımız. Kendi iç dünyasında durum böyledir ancak evde işler karışıktır. Delilik emareleri gösteren bir baba, eziyet gören bir anne, kaçma hissi, deniz gezmeleri vb. Kurgudaki zaman, rüya ve koku vurguları çok belirgin. Kokuyu tanımlama alışkanlığını dedenin babasından miras almış kadınlığa geçme sancıları çeken kızımız. Örneğin şöyle tanımlamalar var:

şiirlekarışıkiyotzamanı kokuyor
aşklakarışıkkar kokuyor

yazım şekli birleşik olarak, atlamadıysam, yedi tane böyle tanım not aldım okurken.

on altı yaşındaki kendime…” diyerek kendine ithaf ettiği ilk romanında dedesinin öyküsünü anlatmak için okura şöyle seslenmiş:

Sana onu biraz anlatsam sıkılmazsın değil mi? Sıkılsan da anlatmaktan başka çarem yok. Anlatmayı çare olarak görüyorum sanma. ‘Benim karşı koyuşum ya da eylemim de bu’ diye tanımlarsam anlatmayı, haksızlık etmiş olurum. Zamanda yolculuk yapabileceğini herkes bilmeli. Bunun bilime karşı koymakla bir ilgisi yok. Zihnin gücü açıklanamaz. Eylemlerin bütünü orada gerçekleşir.” ( s.12 )

Dolayısıyla en başında okuru hazırlamış zamanla uğraşacağına. Pekiii, Baba ve kız bu kurgunun neresinde – adından sebep – derseniz, her yerinde diyeyim. Okuyacak olanlara, okuyacak mesafe bırakayım değil mi?

Kitabın sonuna geldiğimde, zamanda zihnen sıçrama yapmayı seven yazar, “Peki ya yolculuk bitmediyse?” demez mi! Haydi bakalım, ikinci kitabı bekle dur artık!

Ben bu romanı çok sevdim! Yolu açık, okuyanı çok olur umarım!

Başta yazmayı unuttum, buraya iliştireyim bari; bu kurguda Beyoğlu var, Kadıköy var, Gazhane var, eski İstanbul var, mahalle kültürü var, dolmalı börekli denize gitmeler var; var da var! Sezen Aksu şarkıları da var, yabancı popçular da! Hatta karışık kaset doldurma bile var! Çünküü, çok geçmişe yolculuk yapsak da ana zaman dilimimiz ’80’lerin sonu ile ’90’ların başları efendim!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

📌Selda Uygur’un, 2021 yılında, Türk Romanından Örneklerle “Edebiyat ve Kıskançlık” ” adlı bir inceleme kitabı da yayımlanmış.

Alıntı:

Üniversite sınavını kazanan arkadaşlarıma ödül olarak güneyde deniz tatilleri verilmişti. (…) Ben annemin yüzünün şişmediği, babamın sesinin sustuğu tek günü ödül olarak almaya hazırdım. Bir de kitaplar… Bir kütüphanemin olması hayali bile geçmek bilmeyen yaz günlerinin sıcaklığını Akdeniz bitkilerinin kokusuyla çevrelenmiş ılıman günlere çeviriyordu.” ( s.100 )

Kadın olmanın ilk kuralı güçlenmek, hak etmek, hak ederek aldığını da hak edenle paylaşmakmış. “Gün gelir gerçekten tüm ruhuyla seni dinleyen biri olur, işte o zaman anlat. Denizin ufukla buluşup kızıllaştığı yaz günlerini bekle ama.” ” ( s.49)

NE OKUDUM | AĞUSTOS 2022

📚 NE OKUDUM | AĞUSTOS – 2022 📚

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Birkaç aydır istediğim düzende okuma yapamasam da yine de, şikâyetim yok, demek isterdim ama, var! Neyse arada oluyor böyle durumlar. Ya zihin dolu oluyor ya da özel koşturmalar oluyor. Ne diyeyim, Allah sağlıklı koşturmalar versin!

Bu ay okuduğum kitapların hepsinden memnunum. Daha önce de yazdığım gibi, olabildiği ölçüde – ilgi alanıma giren – farklı türlerde kitaplar seçmeye çalışıyorum. Ancak hâlâ aylık okuma listesi yapamıyorum çünkü sadık kalamıyorum o listeye. Bu yüzden kendimi strese sokmadan, “ne gelirse hoş gelir ” diyerek bıraktım kendimi kitapların esintisine! Elbet vardır bir sebebi, o ay için seçtiğim kitabı değil de başka bir kitabı seçmemin.

Ezcümle, çocuk edebiyatına ait kitaplar dahil – bence yetişkinler bu türe de şans vermeli – bu ay okuduğum kitaplardan, ilgi alanınıza girenler varsa içtenlikle öneririm.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🌳Çekilin, Ben Okurum! | Anıl Basılı | Doğan Çocuk | 8 yaş ve üzeri* | Öykü *Yetişkinler de okuyabilir.

🌳 Endişe Ağacı | Marianne Musgrove | Altın Kitaplar | 10 yaş ve üzeri* | Roman
*Yetişkinler de okuyabilir.

🌳Ömrümü Yedi Kadınlar | Yudum İşbecer | Eksik Parça Yayınları | Öykü

🌳Bir Çocuğa Lâyık Olmak | Ataol Behramoğlu | Tekin Yayınevi | Şiir

🌳Onlar Göçtü Buradan Türkiye’nin Yeni Göç Nesli | Evrim Kuran | Mundi Kitap | Sosyoloji

🌳Satır Aralarında Buluşalım | Melissa Ferguson | Artemis Yayınları | Roman

Sizce bir kitabı bitirdiğimizde gerçekten biter mi?” ( s.93) | 📚Çekilin, Ben Okurum!

Satır Aralarında Buluşalım | Melissa Ferguson

Satır Aralarında Buluşalım | Meet Me in the Margins | Melissa Ferguson

Çeviri: Melda Dinçer

Okunma Zamanı: 24 – 25 Ağustos 2022

Roman | 1. Baskı – Haziran 2022 |

Artemis Yayınları | 268 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Satır Aralarında Buluşalım, zihnimi rahatlatan, severek ve çoğunlukla yüzümde tebessümle okuduğum bir kitap oldu! Evet, bir aşk var ama tam olarak bir aşk romanı diyemem doğrusu.

Kurgunun büyük bölümünde bir yayınevinin, en üst kademesinden en alt kademesine kadar nasıl işlediğini; iç çekişmeleri, dayanışmayı, yayın politikasını romantizm sosu ile çok güzel anlatan bir kitap Satır Aralarında Buluşalım! Erkek okurları bilemem ama kadın okurlar için keyifli ve iç ısıtan bir okuma vadediyor.

Aslında aşkla ilgili hiçbir şeye inanmamana rağmen aşk romanı yazmaya karar vermen ne tuhaf. İki insanın birbirine karşı bir şeyler hissetmesi kaçınılmazdır. Eğer buna inanmıyorsan tür değiştirmelisin.

1969 yılında kurulan Pennington Yayınevi’nin sahibi Bayan Pennington, kurgudışı ve edebî kitaplar basma taraftarıdır ve zinhar “çöp” diye tabir ettiği aşk romanları basmamaya kararlıdır. Lâkin büyük bir sorun vardır, yayınevi ekonomik olarak zor durumdadır. Bir kısım personel işten çıkarılmıştır. İşte bu aşamada yayınevinin Genel Yayın Yönetmenliği’ne, başka bir yayınevinde çalışan oğlu William’ı getirir. Tanıtım toplantısında, yazar olmak isteyen ve yazdığı romanın taslağını düzeltmekle meşgul olan yardımcı editör Savannah Cade’in ayakkabısının topuğu takılınca yere düşer ve tüm sayfalar etrafa dağılır. Sayfalardan biri de konuşma yapmakta olan William’ın yanına düşer. Savannah tek tek sayfaları toplayıp, kimsenin girmediği, başka roman taslaklarının olduğu odaya, sonra düzenlemek üzere dağınık bir şekilde bırakır sayfaları. Mesai bitiminde tekrar odaya gittiğinde ne görsün! Sayfalar sıraya dizilmiş ve satır aralarına, sayfa boşluklarına şöyle notlar düşülmüştür:

Giriş zayıfYavaş başlangıçSadede gelOkuyucuyu ikna etSıkıldıkları an onları kaybedersinBu paragrafı silBu karaktere gerek yokTavşan yolu gibi uzamış, konudan sapmaBakış açısı kaymışKitabı şimdiki zamanla yazmayı düşündün mü hiç?

Ve böylece Savannah roman boyunca, romanını düzelten ve ona yol gösteren gizemli bir editörle yola koyulur.

Sevgili okurlar, sonu tahmin edilebilir olsa da içimi ısıtan ve beni mutlu eden bir okumaydı Satır Aralarında Buluşalım! Bu özelliğine rağmen, acaba ne not yazmış, diye merak ettirip kendini okuttu. Ayrıca kurgudaki kötü karakterlerden ziyade genelinde verdiği olumlu his ve dayanışma duygusunu sevdim…

Zaman akışında hatalar var. İkincil karakterler zayıf. Fakat konu güçlü.

Akıcı çeviri için Melda Dinçer’e teşekkürler. Sadece şunu vurgulayayım. Türkçe söyleyişte “günün sonunda” diye bir tabir pek kullanılmaz. Bu maalesef yeni çıktı ve çeviri Türkçesi. Bu ifadeyi çok sık görür oldum. Nihayetinde vb. kelimeler kullanılabilir. Bir de bazı kelimeler eksik yazılmıştı. Okurken zihni tökezletiyor. Düzeltide gözden kaçmış olsa gerek.

Keyifli ve yayın dünyası ile ilgili bir kitap okumak isterseniz, şans verin derim. Benim gibi, zihin emeği isteyen okumalarınızın arasına alabilirsiniz!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Ömrümü Yedi Kadınlar | Yudum İşbecer

Ömrümü Yedi Kadınlar | Yudum İşbecer

Okunma Zamanı: 22 – 23 Ağustos 2022

Öykü + Grafik | 1. Baskı – Haziran 2022 |
Eksik Parça Yayınları | 119 sf.

Ömrümün kâhiniydim bir zamanlar. Gün ışımasını sezmeden, ırmak boylarında yürümeden, gölün durgunluğunu bilmeden henüz, yoklama alırdım. Gölgeler? Burada! Tüylü canavarlar, ıssız kıyılar? Burada! Puslu düşler, şehvetli düşüşler? Burada! İyi anımsıyorsam elbet. Hepsini tanıdım, aşkı tanıdığım gibi topuğundan. Unutmak nasıldı? Kimden miras, hangi kahramanın yazgısı arkama dönüp bakışım? Hatırlamak nasıldı? Yitip giden görüntün gözbebeklerimin laneti. Anımsayış unutuldu. Bundan susması cümle mahlukatın. Gök kuşağına bir ışık kala, insan sevdiğine sırtını döner mi? Sırt dediğin dağdır, kördür ama. Ardında bıraktıklarını gömseydin ya Sankofa’nın yumurtasının içine. Sorma bana, geri dön, bak, ara ve bul. Yaşanmışlıkların başlangıcı. Kırılgan parçası yaşamın. Bir ömre sığacak hatıralar ve tecrübeler kadar ağır ve değerli. Kırmadan beraberinde taşıyabilecek misin? Şefkat, sabır sende. Bilgin nerede Orfeus? Bedenin nerede? Hani nerede o eski şölenler. Lirin kırık. Şarkı söyleyemiyorsun.” [ s.11 – Arkana Bakma Sakın öyküsünden]

Gökyüzünün tüm kuşları geceleyin yıldız mı oluyorlar yoksa? Gerçekte kimin yuvasıdır gökyüzü?” ( s.12 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Uzun bir giriş oldu biliyorum, affola; lâkin bir yazarın ilk kitabı için hiç de acemi satırlar olmadığını, ayrıca hoş bir şiir tınısı taşıdığını anlatmaya çalışmaktan daha kolayıma geldi böylesi. Doğruya doğru!

22 öyküden mürekkep Ömrümü Yedi Kadınlar. Bağımsız başlıklar taşısa da, birbirine bağlılar. Tıpkı isimleri farklı ama aynı annenin doğurduğu çocuklar gibi. Tamamı bir “kısa roman” olarak tanımlanabilir.

Kuyruğunu yakalamaya çabalayan kedi misali, okumaya ara verecek olsam, ipin ucunu kaçıracağım endişesi ile “bir oturuşta oku beni” dedirten bir teknik olmuş. İki akşam okumasında bitirdim. Vaktim olsaydı, gerçekten ve meraktan, gün içinde bir oturuşta bitirirdim de.

Şimdi böyle yazdım ve girişte şiirsel bir paragraf paylaştım diye kolay lokma da sanılmasın lütfen.
Kadınsal terminoloji ile söylemem gerekirse; normal doğum değil, sezaryen doğum olmuş hissi aldım kimi bölümlerde. Hâl böyle olunca, bir okur olarak ben de “Beynimi yediniz, Yudum İşbecer! demek istiyorum.

Anlatmak ne kadar uzun bir kelime Tanrım, yazarken yoruluyorum.” ( s.57 ) cümlesine sığınarak sabrınızı zorlamayayım Sevgili Okurlar. Zihin akışı, hayal – gerçek beraberliği yorucu bir okuma ve dikkat istese de başarılı bir başlangıç olmuş yazar için.
Çok derine inemedimse de, Ömrümü Yedi Kadınlar, kadınların ruh halleri kadar, kadın sorunlarına, çocuklukta yaşadıklarına, yaşam tarzlarına ve çokça aşka referanslar da taşıyor.

Kitabın harika bir “dahası” var… Yudum İşbecer aynı zamanda Exlibris – Kitap Mührü sanatçısı. Dolayısıyla yirmi iki öyküye, büyüklü – küçüklü çizimleri de eşlik ediyor! Ba – yıl – dım!

Bir insanın hatırında kalmak, sürgündür.” ( s.43)

Söylemeden geçemeyeceğim bağışlayın lütfen; kitaplarıma bastığım mührümü yaptırdığım zaman tanımıştım kendisini. Geçen haftalarda bir gazetenin kitap ekinde, kitabının tanıtımını görünce, “Aaaa kitap mı çıkarmış!” şaşkınlığını yaşadım. Merak edip aldım. Normalde hemen okumam aldığım kitapları, farklı süreler beklerler maalesef. Ancak, Ömrümü Yedi Kadınlar, başlığı kışkırtıcı geldiği için, “n’ola ki bu öyküler” deyip akşamına başladım okumaya…

Kendine has bir üslûbu var sanki Yudum İşbecer’in. Sabrımı zorlayan bölümleri olsa da, severek okudum. Öykü sevenlere içtenlikle öneririm. Çizimlerin şöleninin de keyfini çıkarmanızı diliyorum! Muazzam!

Sevgili Yudum İşbecer, edebiyat âleminde de yolunuz açık olsun!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Endişe Ağacı | Marianne Musgrove

Endişe Ağacı | The Worry Tree | Marianne Musgrove

Türkçesi: Doğanay Banu Pinter

Okunma Zamanı: 14 – 16 Ağustos 2022

Çocuk Edebiyatı | Roman | 23. Baskı – Nisan 2022

Altın Kitaplar Yayınevi | 127 sf. | 10 yaş ve üstü

Aile Terapistleri Ödülü ve başkaca ödüller!

Juliet başparmağının tırnağını yemeye başladı. Zaten endişelenecek yeterince şeyi yok muydu? Babası hep bir karmaşa içindeydi, annesi ise saatlerce çalışıyordu, büyükanne güvenlik alarmını takmayı reddediyordu. Sadece on yaşındaysan, bir aileyi çekip çevirmek son derece zor oluyordu.” ( s.9)

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Yukarıdaki serzenişi okuyarak Jones Ailesi’nin on yaşındaki büyük kızı Juliet Jennifer Jones (JJJ) ile tanışmış oldunuz efendim…

Juliet yetişkinlerin cevaplarını bildikleri öfkeli sorular sormalarından nefret ediyordu.” ( s.86)

En sonda yazacağımı en başta yazayım, çok beğendim Endişe Ağacı‘nı!! 23 baskı yapmış. Ben nasıl farkedemedim bu kitabı bugüne değin, diyerek hayıflandım doğrusu! Aldığı pek çok ödül hakkıdır! “Hediye Edebileceğim Kitaplar” listeme ekledim bile!

Juliet Jennifer Jones ( JJJ), ailenin endişe düzeyi yüksek çocuğu. Zira tırnaklarını yemenin dışında kol ve bedeninde kaşınma olarak fiziksel tepkileri de var. Endişeleri kardeşi doğduktan sonra başlamış. Kardeşiyle yaşadığı çatışmalara ek olarak, anne – baba çatışması, okulda akran çatışması da yaşıyor. O derece ki,

Boşanmış anne baba çocuğu olmaya henüz hazır değilim.” (s.19) cümlesini kurabiliyor.

Böylesi ruhsal bir kargaşada, ya bir arkadaş ya da tonton bir büyükanne, sığınacak bir liman veya tutunacak bir dal oluverir kimi zaman. Bazen ikisi birden olur, ne güzel!!

Juliet boş yere:

Büyükannesini her zaman ılımlı ve mutlu biri olarak bilirdi. Ona sarılmak yeni pişmiş bir somun ekmeğe sarılmak gibiydi.“( s.52) demiyor.

Zira ailesi ona ayrı bir oda verdiğinde; duvarda onu bekleyen ve teee büyük büyük büyükannesinden kalma bir sürpriz bekliyordur! Endişe Ağacı!
Her dalına farklı bir hayvan tünemiş olup, ağacın bedeninde bir de kovuk vardır! Bunların her birinin bir görevi vardır. Onlar neler mi? Kitabı okuyacak olanlar öğrenecek elbette! Yazarsam olmaaaaz!
Ama sizi onlarla tanıştırabilirim:

Vombat – Wolfgang
Köpek – Dimitri
Tavşan – Petronella
Keçi – Gwyneth
Tavus kuşu – Piers vee
Ördek – Delia

Kurguda dikkatimi çeken ama referansını çözemediğim bir durumu da yazmak isterim. Belki kitabı okuyanlar anlamlandırabilirler.

Kahramanımız Juliet, isminin baş harfleri olan yan yana üç JJJ’yi tam beş kere farklı şeylere benzetiyor. Örneğin, “Tıpkı yan yana dizilmiş üç balık oltası gibi“, “Tıpkı yan yana dizilmiş üç maymunun kuyruğu gibi.” vb. diyor…
Nedense zihnim buna takıldı. Neyse, siz keyifle okuyunuz efendim, benim gibi takılmayınız!

Sevgili Okurlar, Avustralya’lı yazar Marianne Musgrove bu kitabı torunlarına ithaf etmiş. Endişe Ağacı, yazarın ilk yayımlanmış romanıymış.

Kitabın özenli ve akıcı Türkçesi için Doğanay Banu Pinter’e ve yayımcısı Altın Kitaplar Yayınevi’ne teşekkür ediyorum. Çevirmenin adı , emeğe saygı gereği, kapakta belirtilse daha iyi olmaz mı?, diye yayınevine sitem edeyim izninizle. Sitemden sonra da tebrik edeyim. Neden mi? Yabancı özel isimlerin Türkçe okunuşlarını parantez içinde vererek, nasıl telaffuz edildiğini gösterdikleri için. Meselâ, Juliet Jennifer Jones ( Julyet Cenifır Cons); Ophelia ( Ofelya) gibi… Böylece Türkçe okuyanlar doğruya yakın telaffuz edebilir, okunuş uydurmak zorunda kalmazlar…

Kitabın sonunda “Endişe Ağacı hayvanları size de yardım etsin!” başlığı ile her bir hayvan ve temsil ettiği endişe grubu için resimli boş sayfalar olan etkinlik sayfaları var. Ayrıca, “Kendi Endişe Ağacı’nız olsun ister misiniz?” başlığında paylaşılan bağlantıyı açtığınızda karşınıza çıkan renkli versiyonun çıktısını alabilirsiniz. Bu fikri de beğendim.

Faydalı olmak, dünyadaki en güzel şey diye düşündü.” ( s.102)

Hayatı düşündü ve onun neden bu kadar zor olduğunu merak etti. Neden insanlar ara sıra da olsa birbirlerine karşı iyi davranmıyorlardı?” (s.89)

diyen Juliet, ailesi ve okul arkadaşlarıyla tanışmanızı çok isterim Sevgili Okurlar.

Bir şeyin sihirli olmaması, içinde sihir barındırmadığı anlamına gelmez.” ( s.24) diyen Büyükanne haklı galiba. Bakalım sizler – okursanız – neler hissedeceksiniz!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik, kitaplar ve endişesi az günler hep sizinle olsun!

Bir Çocuğa Layık Olmak | Ataol Behramoğlu

Bir Çocuğa Layık Olmak – Şairdeki Çocuk, Çocuktaki Şiir | Ataol Behramoğlu

Okunma Zamanı: 07 – 11 Ağustos 2022

Şiir | 4. Baskı – Kasım 2017 | Tekin Yayınevi |

144 sf.

Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım” ( s. 35 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Ataol Behramoğlu severek okuduğum şairlerimizden. Sadece şiirlerini değil yazılarını ve çevirdiği şiirleri de seviyorum. Puşkin Ödülü dahil pek çok ödüle lâyık görülmüş. Rus Dili ve Edebiyatı profesörü olarak, Rusça’dan çeviri yaptığını biliyordum, Fransızca ve İngilizce’den de çeviri yaptığını yeni öğrendim.

Bir Çocuğa Layık Olmak adlı şiir kitabı iki ana bölümden oluşmakta; birinci bölüm Ataol Behramoğlu’na ait şiirler, ikinci bölüm ise şairin dilimize çevirdiği şiirler.

Bir Çocuk Denizinde” başlıklı giriş yazısında şöyle diyor kitaptaki şiirler için:

Kitapta kendi şiirlerim ve çevirilerim yer alıyor. Onları titizlikle seçtim. Seçkiyi, ergenlik dönemiyle bu dönemin az öncesi ve az sonrasındaki çocukların güçlük çekmeden anlayıp duyumsayabilecekleri şiirler oluşturdu…” ( s.11 )

Şairin bu vurguyu yapma sebebi, ağırlıklı olarak TED Okulları olmak üzere öğrencilerle şiir etkinliklerine katılması. Bu etkinliklere ait fotoğraflar ve torunu Miro’yla olan bir fotoğrafı kitabın sonuna eklenmiş.

“Kutsal say o günü, ağaç ve hayvan / Sevgiyi öğrenmek için insana başvurduklarında. / ( s.96) Vesna Parun ( Hırvatistan )

Sevgili Okurlar, kıymetli şairimizin kitabın her iki bölümü için seçtiği şiirler gerçekten çok etkileyici. “Yeni toplumcu şiirin öncü bir şairi” denmesi boşuna değil elbette. Kitaba adını veren Layık mıyız çocuklarımıza? şiiri dahil kalp çizdiğim epeyce şiir var.

Örnek vermek isterim…

🌳” – Ak akçe kara gün içindir
Fazla paranızı biriktirin.

Ya parası bugüne yetmeyen
Ne yapmalı öğretmenim?

Okulda Öğütler ve Yanıtlar şiirinden ( s.44)

🌳”- Anneciğim iki kere ikinin
Dört etmesi ne demek?

Yine üstünü kirletmişsin
Hizmetçin mi var temizleyecek.

Çocuğun Annesine Sordukları ve Annenin Yanıtlarıdır şiirinden ( s.45)

🌳”Bir ülke nedir diye sordum
Cebi dolu birine
Ülke paramdır dedi
Gerisinden bana ne

Bir Ülke Nedir? şiirinden( s.65 )

“Ben isterim ki / Eğilsin dallar / Bereketten; / İnsanoğlu / Başını eğmesin / Utançtan ya da güçsüzlükten ” ( s.104 ) Resul Rıza (Azerbaycan)

Puşkin ve Brecht dahil şiirlerini çevirdiği şairler de ülkeleri de farklı farklı. Yetkin şiir analizcileri, kitaptaki şiirleri mutlaka hakkıyla yorumlayacaklardır. Bir okur olarak benim yorumum; yaşadığımız toplumsal sorunlarda, farklı ülke toplumlarıyla benzer duyguları paylaşmak kadar, aynı toplumda benzer duygudaşlığı paylaşabilmeyi de önemsiyorum.

Ve bu yüzden yazımı, kıymetli şairimizin Bertolt Brecht’ten çevirdiği Öğrenmeye Övgü adlı şiirinin son bölümüyle bitirmek istiyorum.

🌳”Çekinme soru sormaktan arkadaş!
Enayi yerine koydurma kendini
Alın teri dökmeden bellediği şeyi
Biliyor sayılmaz insan.
Geçir gözden hesap pusulasını
Unutma, sana ödetilecek faturası
Parmak bas üstüne her rakamın
Nerden çıkmış, sor bakalım
Çünkü sensin artık yönetecek olan.” ( s.79)

Bir Çocuğa Layık Olmak adlı şiir kitabını şiir sevenlerin dikkatine sunuyor, sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Onlar Göçtü Buradan | Evrim Kuran

ONLAR GÖÇTÜ BURADAN | Türkiye’nin Yeni Göç Nesli | Evrim Kuran ( d.1976 )

Okunma Zamanı: 06 – 09 Ağustos 2022

Sosyoloji | 1. basım – Eylül 2021 |

Mundi Kitap | 95 sf.

… özlemek, verilere bağlı değil ve göçmen olmak, hasreti daima kalbinin üzerindeki bir cepte taşımak demek.” ( s.57)

diyor kuşak araştırmacısı Evrim Kuran.

Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar misali anlatmış göç etmenin ve göçmen olmanın ne olduğunu. Kendisi de oğlu Ali ile birlikte, 2016 yılının ilk günlerinde Kanada’ya göçmüş.

Onlar Göçtü Buradan kitabı, sadece yazarın kişisel göçünün hikâyesi değil sevgili okurlar.
95 sayfaya sığdırılan konuları ve paylaşılan araştırma sonuçlarını görseniz, eminim şaşırırsınız. Her konunun özü, tarihsel geçmişi, sebep – sonuç ilişkileri, örnekleri, çözümleri, karşılaştırmalı sonuçları net yorumlarla, anlaşılır ve akıcı bir dille paylaşılmış. İlgiyle, merakla ve beğenerek okudum.

Evrim Kuran, bu kitaba konu olan araştırmasının detayını ve dileğini şöyle açıklamış Başlarken bölümünde:

Bu kitaba konu olan araştırma 2020 Şubat – Temmuz döneminde dokuz bölge, 118 ülke, 728 kentte yaşayan 3.253 göçmenle gerçekleşti. Bir göçmen ve bir kuşak araştırmacısı olarak çıktığım bu yolculukta yüzlerce farklı hikâyeyi doğrudan dinleme fırsatım oldu. Bulguların göçmen dostlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmasını, göçmeyi düşünenleri yargılar ya da yorumlarla değil gerçeklerle buluşturmasını ve en önemlisi de kural koyucunun ülkenin kıymetlerinin ülkede kalmalarını kolaylaştırıcı tedbirler almasını sağlamasını dilerim. Çünkü onlar, o güzelim nesil, göçtü buradan.” ( s.20)

Sevgili Okurlar, gerek yerli gerekse yabancı yazar, şair, sanatçı ve akademisyene atıflar da yapmış Evrim Kuran. Okumaya kaptırmış giderken, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan bir cümle veya Şükrü Erbaş’tan bir mısra çıkabiliyor karşınıza! Çok sevdim, doğruya doğru!

Türkiye’den Göç Tarihi başlıklı bölümde, Alman gazeteci Günter Wallraff’ın, 1983 yılında, Türk işçiler ile ilgili yaptığı araştırmadan çok etkilendim. Ne yaptığını yazmayayım, belki kitabı okursunuz. Bence okuyun! Ancak göç tarihimize ait dönemleri ve verilen adları buraya aktarmak isterim:

1960 – 1970 Dönemi ➡️ işgücü göçü
[ Türkiye’den Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine ]

1970 – 1980 Dönemi ➡️ Sosyal göç [ aile birleşmeleri sebebiyle]

1980 – 1990 Dönemi ➡️ Siyasal Göç [ 12 Eylül darbesi sonrası ]

1990 – 2000 Dönemi ➡️ Etnik göç [ Terör nedeniyle ]

2000 Sonrası Dönem ➡️ Yeni Nesil Göç
[ Türkiye’deki demokratik ve ekonomik gelişmeler nedeniyle ]

Yazarın ifade ettiği üzere, son dönemde ülkemizde yaşanmakta olan yeni nesil göç bu kitabı yazma motivasyonu.

Göç ve göçmenlik sözkonusu olunca, göçtükleri ülkelerde ses getiren başarılara imza atan – yazarın deyimiyle – “beyin gurbetçileri“mizden de bahsetmiş Evrim Kuran.

Ahh, ahh olmadık yerlere, olmadık paralar aktarılıyor ama ülkemizi ileri ülkeler seviyesine çıkaracak işlere yatırım yapılmıyor. Sonra da o göçenler adını duyurunca, bedavadan övünülüyor! “Devlet adamı geleceğe yatırım yapar, siyasetçi gelecek seçime yatırım yapar” sözü ne kadar doğru! Oysa eğitim ve bilgi üretimi uzun soluklu bir yatırım… Laboratuvarlarda sabahlamanın, sabırla araştırmanın sonucu, Covid-19 pandemisinde aşı olarak karşımıza çıkıverdi işte! Ders çok da, almasını bilene!

Sevgili Evrim Kuran! Bu kitaba verdiğiniz incelikli emeğe, kişisel paylaşımlarınızdaki içtenliğe, kitap ve kişi referanslarınıza yürekten teşekkür ediyorum!

Göçmeyenin göçeni anlaması çok zor. Göçme kararı, bıçağın ne kadar kemiğe dayandığıyla ilgili bir an. Göçmeden önce, gelip de geri dönenleri anlamıyordum; şimdi anlıyorum, demek ki gerçekten çok zorlanmışlar. Çocuğum olmasaydı, sanırım ben de dönerdim.” ( s.71) demişsiniz. Emeklerinizin yerini bulmasını diliyorum!

Sevgili Okurlar; kitapta sadece olgular ve tespitler yok, Ne Yapacağız? bölümünde, atılması gereken adımlar da net olarak belirtmiş! Aklın yolu bir olsa da çözümler, çözmek isteyene çok…

Yazımı kıymetli şairlerimizden Ataol Behramoğlu’nun Bir Çocuğa Layık Olmak adlı şiir kitabından, aynı adı taşıyan şiiriyle bitirmek istiyorum:

Çoğumuz yetişkin yanlışlarızdır aslında
Katı, güvensiz, kibirli
Çocuklar yaşar yanıbaşımızda
Geleceğin gözüpek öncüleri

Masum bir meraktır taşar içlerinden
Yanıtsız çoğu kez ve hazır bağışlamaya
Soralım kendi kendimize bazen
Layık mıyız çocuklara?

{s.38 / Bir Çocuğa Layık Olmak / Tekin Yayınevi}

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Göçmen yer değiştirmez, yeryüzündeki yerini yitirir. Vatanından olmuştur ama yeni bir vatan da bulamamıştır.” Zygmunt Bauman ( s.19)