Kış Masalları / YKY

Kış Masalları | Winter Tales

Derleyen ve çeviren: Tarık Demirkan
Resimleyen: Feridun Oral

Okunma Zamanı: 16 – 17 Ocak 2021

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Mevsim Masalları serisinden Güz Masalları‘nı geçen sene sonbaharın son ayında okumuştum. Kış Masalları‘nı okumak kışın ikinci ayına kısmetmiş.

Güz Masalları gibi, Kış Masalları‘nın da derleme ve çevirisi Tarık Demirkan’a, güzel resimleri ise Feridun Oral’a ait.

Toplamda on altı masal var içeriğinde. Ancak Hans Christian Andersen’e ait KAR KRALİÇESİ ana masalı, kendi içinde birbirinin devamı yedi masaldan oluşmakta.

Yukarıda sözünü ettiğim on altı masal sadece Andersen’e ait değil elbette. Örneğin SULTANIN OĞLU ve ÜÇ LİMON bir Anadolu masalı; KUZEY IŞIKLARI Fin masalı; RÜZGÂR DÜĞÜMLERİ Estonya masalı; SİHİRLİ KESE Tibet masalı. Ayrıca kişilere ait masallar da var.

Bu masalları da Güz Masalları gibi keyifle ve merakla okudum. Ne anlatıyor? Doğayı ve döngüyü farklı coğrafyaları gezdirerek anlatıyor. Ve tabii ki insanın doğasını yani insan olmanın güçlü ve zayıf yönlerini de anlatıyor tüm masallar gibi. Açgözlülük, zayıflık, kıskançlık, kararlılık, dostluk, işbirliği vb.

Sevgili Okurlar; farklı kültürlerden masallar olduğu için elbette değerliler ancak benim en ilgimi çekenlerden bir tanesi Alajos Csicsay’ın KUTUP AYISIYLA KIŞ PERİSİ masalı oldu. Kutup ayısının her yanı beyazken burnu neden siyah kalmış biliyor musunuz? Ben bilmiyordum. Masal bu ya, okuyanlar öğrensin bence. Google Amca’ya sorarak hile yapmak yok ama tamam mı?! Masalın tadını çıkarın efendim.

Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş grubundan çıkmış bu kitap daha doğrusu seri. Her yaş grubuna – biz yetişkinleri de katarak – uygun olduğunu düşünüyorum.

Çeviri emeği için Tarık Demirkan’a, çizim emeği için ise Feridun Oral’a içten teşekkür ediyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Alıntılar:

Selam verdim onlara, ama başları çok yukarıda olduğu için beni görmediler. Doğrusu biraz kibirliydiler.” ( s.11) – Küçük Çam Ağacı masalından.

Kar kışın yağan, yumuşacık soğuk bir örtüdür. Ama bitkiler için sıcak bir yorgan gibidir. Donmalarını engeller. Sizin için kusursuz bir örtü. Hele bir yağsın, ondan sonra üşümeyeceksiniz.
(s. 56) – Bir Kış Masalı masalından.

Bütün bu olanlar, dünyanın kurulduğu tarihin ilk başlarında oluyormuş. Hatta galiba tam olarak dünyanın kurulduğu ilk günden on yıl ve üç gün önce! Çünkü on yıl ve üç gün sonra dört kardeş büyük bir kavgaya tutuşmuşlar ve dünyamızda da her şey işte öyle başlamış.” ( s.124) – Dünyayı Dolaşan Dört Kardeş ( Zoltan Zelk) masalından.

Tesadüfi Buluşlar | Elena Ferrante

Tesadüfi Buluşlar | L’invenzione Occasionale | Incidental Inventions | Elena Ferrante

İllüstratör: Andrea Ucini
Çeviri: Eren Yücesan Cendey

Okunma Zamanı: 07 – 15 Ocak 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Pek çok okur, Elena Ferrante’yi Napoli Romanları ile tanısa da, okuduğum ilk Ferrante kitabı, Yetişkinlerin Yalan Hayatı oldu. Oysa Tesadüfi Buluşlar kitabını çok daha önce almıştım.

Farklı konularda yazılmış, görselle desteklenmiş, her biri iki sayfadan oluşan, toplam elli iki deneme metnini çok keyif alarak okuduğumu belirtmek isterim.

Bu metinlerin kaynağını, The Guardian gazetesinin yazardan haftalık olarak yazmasını istediği ve sadece bir yılla ( elli iki hafta) sınırlı yazılar oluşturmakta. Yazar, konuları gazetenin editörlerinin seçmesini istemiş. Bu kendisinin daha önce deneyimlemediği bir durummuş. Böylece 20 Ocak 2018 tarihinde başlayıp 12 Ocak 2019 tarihinde son bulan; kız evlat, psikanaliz, yazmak, roman, bağımlılıklar, feminizm, film, öğrenmek, anneler, çevre vb. elli iki konu başlığında, içeriği az ama öz, okumaktan zevk alacağınız denemeler çıkmış ortaya. Samimi bir dille yazılmış. Yetişkinlerin Yalan Hayatı romanında hissettiğim netlikle aynıydı. Zaten kendisi de:

Edebi olanlardan farklı olmayan bir kurgu niteliğinde bu yazılar da.” ( s.143) diyerek doğrulamış oldu bu duygumu.

Ayrıca okurları meraklandırmaktan da geri durmayıp, son yazısında:

“(…) – eğer arzum ve zamanım olursa – bu konuları roman biçiminde geliştirmek isterim.” ( s.210) demiş. Eh, bize de bu romanı beklemek kalıyor elbette.

Yazarın içtenliğini Türkçe okuyanlara yansıtan Sevgili Eren Yücesan Cendey’e teşekkür etmek isterim.

Sevgili Okurlar, daha önce okumadığınız bir yazar ise Elena Ferrante, bence bu denemeleri sizin için biçilmiş kaftandır diyorum. Tanışmanızı isterim doğrusu. Sevgimle ve şevkimle iletiyor, keyfiyeti sizlere bırakıyorum. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

●”Dilsel milliyeti diyalog kurmak için bir hareket noktası olarak, sınırı aşmaya, hatta tüm sınırların ötesine, özellikle de cinsiyetler arasındaki sınırın ötesine bakma gayreti olarak kullanmayı yeğliyorum. Bu nedenle benim biricik kahramanlarım çevirmenler ( eşzamanlı çeviri sanatını iyi bilenlere ayrıca hayranlık duyuyorum.). Onları özellikle tutkulu okurlar oldukları ve çeviri önerdikleri zaman daha da çok seviyorum. (…) Çeviri yapanlar ulusları, başka ulusların içine taşıyor, birbirine uzak hissetme biçimleriyle ilk hesaplaşanlar onlar oluyor. Onların hataları bile olumlu bir çabanın kanıtı oluyor. Kurtuluşumuz çeviridir, o bizi doğumla rastlantısal olarak içine düştüğümüz kuyunun dışına çeker.
Evet, mutlak ve mağrur olarak İtalyanım. Ama elimden gelseydi, tüm dillerin içine dalar, tüm dillerin içinden akar geçerdim. (…) Olmak durumunda kaldığımız şeyden çok daha fazlası olabiliriz.” ( s.32 – 33 )
Dilsel Milliyet adlı yazıdan.

●”Edebiyatta gerçekten yeni olan sadece gezegenin edebiyatının haznesini kullanmaktaki bireyselliğimizdir. Bizden önce gelenlerin bıraktıklarına gömülmüş durumdayız. (…) Büyük ya da vasat tüm edebiyat bizim çağdaşımızdır, biz yazarken çevremizde toplaşmaktadır, soluduğumuz havadır. (…) Aslında Homeros bile hiçbir zaman “yeni” olmamıştır.
Olasılıkla her bir yazar, kendinden önce var olan edebi malzemenin yeniden düzenlenmesi çabası sayesinde biçim alır. Ve bu da hiç mi hiç az değildir.” s.114 – 115

Edebi Yenilikler başlıklı yazıdan.

MEKTUP | PERİDE CELÂL

MEKTUP / Peride Celâl ( 1916 – 2013 )

Okunma Zamanı: 01 – 11 Ocak 2021

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Peride Celâl okumayı seviyorum. MEKTUP, üçüncü Peride Celâl kitabım. İlk ikisi; Bir Hanımefendinin Ölümü ve Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı

Peride Celâl’in sakin akan ama dokunan bir kalemi var. Toplumsal ve kişisel sorunları net bir şekilde yazıyor, eleştiriyor. Film gibi diyeceğim, gerçekten de birkaç öyküsü film yapılmış. En bilineni Türkan Şoray ve Rutkay Aziz rol aldığı, ADA öyküsünün filmi.

Neden az okunuyor Peride Celâl, anlamakta güçlük çekiyorum. İzlediğim bir söyleşide Selim İleri, “Peride Celâl’in öyküleri Sait Faik ile eştir” dedi.

Kitaba adını veren MEKTUP öyküsü ile birlikte toplam dört öykü var; Böcek , Koşucu, Kaçak.

Bu kitap için şöyle demiş Peride Celâl:

Ben, bildiğiniz gibi, burjuva bir aileden gelen, büyük kenti ve bu çevrenin, büyük kentin tutucu, yozlaşmış insanlarını eleştiren bir yazarım. Mektup adlı bu yeni kitabımdaki dört öykü de, romanlarım gibi aynı düşünce ve gözlemlerle yazıldı.

BÖCEK öyküsünde; bir böcek ile yaşadığını söyleyen bir kadın ile bir erkek psikiyatrist var karşımızda.

MEKTUP öyküsünde, karısını yeni kaybetmiş Saffet Bey ile tanışıyoruz. Ancak onu, karısının ölümünden daha fazla rahatsız eden şey, Londra’da yaşayan küçük oğlundan aldığı zehir zemberek bir mektup. Neden acaba?

KOŞUCU; elektrikçi çırağı, bir çocuk işçinin, yaşlı, görmüş geçirmiş bir kadın tarafından eğitilmesini anlatıyor. Yaşlı kadının bir kızını da karakter olarak görüyoruz. Oldukça dokunaklı idi anneler ile ilgili söylediği. O işçi çocuk büyürken, toplum da değişiyor elbette.

KAÇAK öyküsünde ise on altı yaşında genç bir kızın, kendini baskı altında hissetmesini ve bu baskıdan nasıl kurtulmaya çalıştığını okuyoruz.

Yukarıda ana hatlarını vermeye çalıştığım öyküleri içeren MEKTUP’u, öykü okumayı sevenlere içtenlikle öneririm.

Peride Celâl kitaplarını okumaya devam edeceğim.

Sevgimle ilettim.

Alıntılar:

“İnsan bir bilmeceydi aslında.” ( s.8 )

■ “Kendinden kaçabiliyor musun?” ( s.51 )

■”Kafandaki çekmeceleri kapa, uyumaya çalış. Unutma, yarın onları gene açacaksın.” ( s.104 )

■ “Annelerimizi öldükten sonra sonra sevmeye başlıyoruz.” ( s.115)

■”Dünya güzel; insanlar kötü.” ( s.125 )

Girl, Woman, Other | Benardine Evaristo

Girl, Woman, Other/ Kız, Kadın, Öteki / Benardine Evaristo ( d.1959 )

Okunma Zamanı: 29 Aralık 2020 – 10 Ocak 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Benardine Evaristo bu romanıyla 2019 The Booker ödülünü aldı. Aslında ödülü Margaret Atwood’un The Testaments‘ı ( Ahitler) ile paylaştı.

Ödül aldığında İngilizcesini almıştım. Ben okuyana kadar Doğan Kitap; Kız, Kadın, Öteki adıyla Türkçesini yayımladı.

İlgiyle okuduğumu belirtmek isterim. Oldukça akıcı bir kurgusu var. Çoğu Afrika kökenli, siyahi, İngiltere’yi yurt bellemiş, farklı yaşlarda on iki kadın karakter var. Bunların kimilerinde bir ya da iki nesil geriye giderek, bu ülkede yeni bir yaşam kurmanın mücadelesi anlatılmakta. Elbette bu çaba, hiçbiri için kolay olmuyor. Renklerinden, saçlarının şekline kadar sorgulanıp dışlanıyorlar ama yılmıyorlar. Bazı bölümlerde üç ya da dört nesli de görüyorsunuz. Her birinin hikayesini arkadaş grupları eşliğinde okuyorsunuz.

Kitabın adındandaki cinsiyet vurgusundan da anlaşılacağı üzere kadın odaklı elbette ancak anlatılan sadece hayat mücadeleleri ya da başarı hikayeleri değil; cinsel tercihler, kadın hakları, farklı tercihler, ilişkiler de işlenmiş. Hatta bir bölümü okurken, Elena Ferrante’nin Yetişkinlerin Yalan Hayatı romanına gitti aklım.

Kitabın ilk sayfasında, Amma adlı karakterin yazdığı The Last Amazon of Dahomey ( Afrika Amazonlarının sonuncusu) adlı feminist tiyatro oyunu selamlıyor okuru ve kitabın sonunda da bu oyunla karşılaşıyorsunuz. Sanki bir çember çizmiş yazar. Ya da şöyle söylesem daha doğru olur sanırım; okuduğunuz roman, o tiyatro oyunu sanki.

Göçmen olmak, dışlanmak, teninin renginle alay edilmesi vb pek çok şeyle savaşmak ve erken büyümek zorunda kalmak, pes etmek kimi zaman ama yılmamak. Bir karakterin dediği gibi:

Bu dünyada herkes için birisi vardır mutlaka. Dönmeli ve hakların için mücadele etmelisin.

Tüm karakterler, yıllar içindeki gelişim de çok güzel verilmiş. 1800’lü yıllar, 1960’lar, 1980’ler ve 2000’ler…

Sadece toplumdaki yerleri değil, aile bireyleri arasındaki ilişkiler de çok güzel işlenmiş. Sakin, konusu belli bir kurgu, abartıya kaçılmadan film tadında – çünkü çevre betimlemeleri de çok güzeldi – aktarılmış.

Konusundan başka yazılış şekli de dikkat çekici idi. Şöyle ki;

●büyük harf sadece özel adlarda kullanılmış.
●nokta işareti sadece bölüm sonlarında kullanılmış

● bir cümle, satıra sığıyorken alt satıra geçilerek kelime kelime ayrılmış.
Şiirin mısraları gibi düşünün, zira kimi yerlerde cidden hoş bir şiir tadı da vardı.

Merakla ve severek okudum. Hem düşündürücü hem toplumsal mesajı olan hem de edebiyat zevki alabileceğiniz bir kurgu olmuş. Sonunda gözlerim doldu.

İlgi duyanların dikkatine sunmak isterim. 2021 yılındaki ilk kitabım oldu Girl, Woman, Other.

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Ne Okudum / ARALIK – 2020

🎋📚 NE OKUDUM/ ARALIK – 2020 🎋📚

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Bu ay okuduğum kitaplar arasında ayırım yapamayacağım.

Her birini severek ve ilgiyle okudum. İlgi alanınıza girenleri içtenlikle öneririm.

Fotoğrafta görünmeyen, Marina Warner’a ait Bir Zamanlar Bir Ülkede adlı kitap kısmen çevirideki sıkıntılar kısmen de kelimelerdeki hatalar sebebiyle, içeriği çok güzel olmasına rağmen, bir miktar yordu beni. Yayınevi, incelemek üzere kitabı talep etti. Onlara gönderdiğim için fotoğrafa koyamadım.

1- Gelmiş Bulundum – Seçme Şiirler / Edip Cansever / Şiir/ YKY- Doğan Kardeş

2- Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı /
J. K. Rowling / Fantastik roman / YKY

3- Nasıl İyi Bir Varlık Olunur? / Sy Montgomery / Anlatı – Anı / Sander Yay.

4- Beatrice & Virgil / Yann Martel / Roman / Sayfa6 Yayınları

5- Anadolu Masalları / Tahsin Yücel / Masal / YKY – Doğan Kardeş

6- Bir Zamanlar Bir Ülkede / Marina Warner / İnceleme / YKY

Bu vesile ile hepinizin yeni yılını erkence kutlamak istiyorum. Hiç beklemediğimiz bir salgınla muhatap olduk yılın başında. Dengemiz de ezberimiz de bozuldu. Öyle görünüyor ki yeni yılda da durumumuz pek rahat olamayacak. Yine de umudu elden bırakmadan; her birinize, olabildiği ölçüde, sevdiklerinizle sağlıklı, huzurlu, mutlu bir 2021 diliyorum yürekten. Her şey gönlünüzce olsun ve hep kitapla olsun.

Sevgilerimle ve saygılarımla…

Gelmiş Bulundum | Edip Cansever

Gelmiş Bulundum – Seçme Şiirler / Edip Cansever ( 1928 – 1986)

Okunma Zamanı: 02 – 27 Aralık 2020

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

İkinci Yeni akımının şairlerinden Edip Cansever’den okuduğum dördüncü kitap “Gelmiş Bulundum – Seçme Şiirler ( 2008 ).

Önceki aylarda okumuş olduğum kitaplarından da şiirlerin bulunduğu bu kitabı yayına hazırlayan Bedirhan Toprak “Bir”in Derdi “İki” başlıklı güzel bir sunuş yazı yazmış 2007 yılında. Bu yazı kitabın başında. Şöyle demiş örneğin:

Anlattığı, tek kelimelik bir maceradır Edip Cansever’in… ama işte, öyle bir “tek kelime”dir ki o macera, geçmişi ve şimdiyi, içine geleceği de katıp “ân”da kavrayan binbir kollu kavrayışla “varoluş”un akla geldik gelmedik tüm konaklarına uğrar;” (s.7)

Kitabın sonuna ise yine Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi‘ nin Edip Cansever maddesi konmuş ki bu metin çok daha detaylı bir şekilde şairin şiirlerinin gelişim sürecini de kapsıyor; yaklaşık 6 sayfa. Oldukça faydalandım. İster kitabı okumadan önce ister okuduktan sonra ya da aralarda okuyabilirsiniz.

Şiir okumayı sevenlere ve Edip Cansever şiirlerini okumak isteyenlere, fikir edinmek için öncelikli olarak, seçme şiirlerden oluştuğu için, bu kitabı önerebilirim.

Daha önce Kirli Ağustos, Yerçekimli Karanfil ve Umutsuzlar Parkı kitaplarını okumuştum.

“Yalnızlık” şairi hissini almanız çok olası. Ancak yine de bir umuda tutunma hep var.

Umudu dürt / Umutsuzluğu yatıştır.” ( s.53) demiş örneğin.

Ya da bir başka şiirinde yalnızlığını yine kendiyle telâfi etmiş sanki.

Doğanın bana verdiği bu ödülden/ Çıldırıp yitmemek için / İki insan gibi kaldım / Birbiriyle konuşan iki insan.” ( s.76 )

Sevgili Okurlar; şiir okumayı severdim lise yıllarımdan beri. Hatta ezberlerdim sevdiklerimi. Onlardan biri Cahit Külebi’nin “Hikaye” isimli şiiriydi. Artık tamamını ezberden okuyamıyorum, bölük pörçük bölümler kalmış aklımda. Yine bir kısmını hatırladığım diğer şiir ise “Bütün iyi kitapların sonunda / Bütün gündüzlerin / Bütün gecelerin sonunda” diye başlayan Edip Cansever’e ait “Umuş” isimli şiir . O şiir bu kitapta yok.

Lâfı uzatmayayım; şiir sevenlere ve Edip Cansever ile tanışmak isteyenlere içtenlikle öneririm. Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Alıntılar:

Nedir mi yalnızlık – kendine sor önce –
Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğinin üzerinde
Görünce parladığını bir çiy tanesinin.

Gölgen yok senin, ayak izlerin yok
Neden mi? acılar barınmamış ki sende
Mutluluk yok, mutsuzluk yok. ( s.85 )

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı | J.K. Rowling

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı / Harry Potter and the Order of the Phoenix / J.K. Rowling ( d. 1965 )

Çeviri: Sevin Okyay – Kutlukhan Kutlu

Okunma Zamanı: 21 – 27 Aralık 2020

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı, serinin 5. kitabı olup – sayfa sayısı bakımından ( 975 ) – en kâllavi kitabıydı.

Aksiyon hiç durmadı. Harry, Ron ve Hermione çekirdek üçlüsü bu kitapta genişledi. Gruba yeni arkadaşlar katıldı.Tıpkı büyüklerin kendi aralarında kurduğu Zümrüdüanka Yoldaşlığı gibi, onlar da kendilerine D.O ismini koydular.

Neymiş bu D.O.? Okuyacak olanlara kalsın D.O’nun neyi temsil ettiği. Müzik notası olmadığını belirteyim.

Kötüler birlik olunca iyilerin eli armut toplayacak değil herhalde! Sihir Bakanlığı kaynaklı kurumsal kötülük bu kez Hogwarts’a bulaşıyor ve okula bir müfettiş atanıyor. Yandaş bulmakta zorlanmıyor elbette…. Okulun ilk günü “konuşan şapka”:

Sonra aramıza anlaşmazlık girdi
Hata ve korkularımızla beslendi.
Vaktiyle dört direk misali

Okulumuzu ayakta tutan dört bina

Birbirine cephe alıp bölündü

Hepsi çalıştı hâkim olmaya.
Bir süre herkes bekledi
Okul vakitsiz kapanacak dendi

Düello ve savaş yüzünden,

Dostun dostla çarpışmasından.” (s.237)

diyerek uyardı herkesi.

Ancak kimse bir anlam veremedi, sonra çıktı kokusu ve başladı taraflar düellosu!

Bu simgeleri günümüze ve tarihe de uyarlayabilirsiniz elbette.

Bu hacimli kitabın akıcı Türkçesi için kıymetli iki çevirmenimize teşekkürü borç bilirim.

Sevgili okurlar, “şapka”nın sözleriyle bitireyim yazımı.

Ne demiş “seçici şapka”:

Ah, tehlikeleri bilin, okuyun işaretleri
Diye tarih uyarıyor bizi.
Çünkü Hogwarts’ımız tehlikede
Ölümcül dış düşmanların tehdidinde.
İşte onun için birleşmeliyiz
Yoksa içten ufalanır gideriz
Size söyledim, uyardım sizi…” ( s.238 )

Bu seriyi seviyorum. Büyükler de okusun derim.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun!

Anadolu Masalları | Tahsin Yücel

Anadolu Masalları / The Anatolian Fairy Tales / Tahsin Yücel ( 1933 – 2016 )

Resimleyen: Dağıstan Çetinkaya

Okunma Zamanı: 19 – 20 Aralık 2020

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Masal masal matitas
Kalaylandı bakır tas…

diye başlayan bir tekerleme var bilir misiniz? Onun bir de “kaynanalı” olanı var ama ayıp olur yazmayayım buraya.

Masal okumayı sevenler vardır içinizde sanırım, ben de seviyorum doğrusu. Bir süre, birer ikişer okuyup paylaşmaya çalışacağım.

Tahsin Yücel bu masal kitabını 1957 yılında yazmış, ilk baskısı 1992. Doğruyu söylemek gerekirse, bu kitabı görene kadar, Tahsin Yücel’in masal yazmış olduğunu bilmiyordum. Zaten görünce şaşırdım. Epeydir kitaplıkta duruyordu. Ne zaman aldığımı bile unutmuşum.

Neyse efendim; kitap aşağıda adları yazılı altı masaldan oluşmakta:

👑Yeşiltay
👑Tembel Ahmet
👑Üç Pınar
👑Altın Tas
👑İki Peri Kızı
👑Sümüklüböcek

Tamamı bittiğinde bir çember oluşturduğunu farkettim. İlk masal bir şekilde [ o şeklin ne olduğunu okuyan farketsin ] son masalın misafiri oluyor.

Her masalın, adı üstünde masal ya, bir kıssadan hissesi var. Bir de bu masalları Tahsin Yücel’in yazdığı dikkate alınırsa, bunların kimi düşünmeye vurgu yapıyor kimi insanın doğasına kimi sevgiye, emeğe. Gerçi masalların ortak özellği bütün bunlar.

Devler, periler, padişahlar, bahtsız insanlar, sihirli taslar vb.

Olmadık hayallere dalan fakir gençler, zengin ve güçlü babalar; daha neleeer, neleeer!

Ama Tanrı da umut vermişti insanlara, akıl, hüner, güç vermişti. Sonra insana zayıf bir yan vermişti.” ( s.13) değil mi ya!

Çıkmadık candan umut kesilmez!
Neyse ben susayım, geri kalanını okuyacak olanlara emanet edeyim.
Bu masalları harika bir şekilde resimleyen Sayın Dağıstan Çetinkaya’nın elleri dert görmesin. Üstad Tahsin Yücel nur içinde yatsın.

Sevgili Okurlar; masal okumayı seviyorsanız hiç düşünmeyin – bence seversiniz – okuyun derim.

Zira büyük küçük hepimizin ihtiyacı var bu türde okumalara. Her ne kadar “söz uçar yazı kalır” vecizesi varsa da [ Latince bir söz bu], önce söz vardı değil mi?

Sevgimle iletiyorum efendim. Bendeniz başka bir masalla yine uğrarım bu köye!
Gökten üç elma düşmüş, ikisine birşeyler oluyor bir masalda ama üçüncüye n’oluyor? İşte bakın onu ilk kez bu kitapta okudum. Farklı bitirmiş Üstad…

Alıntılar:
💫”Ona göre en büyük erdem düşünmek, en büyük zenginlik iyi düşünceler, sağlam bilgilerdi.” ( s.132 )

💫”Kelebeklerin kanatları çıkmadan önce bir süre karanlık bir kozada kalmaları en büyük, en gerçek sevinçlerin acılardan, karanlıklardan sonra geldiğini anlasınlar diyeydi.” ( s.137)

Bir Zamanlar Bir Ülkede | Marina Warner

Bir Zamanlar Bir Ülkede / Once Upon a Time – A Short History of Fairy Tale / Marina Warner ( d.1946 )

Çeviri: Güven Turan

Okunma Zamanı: 12 – 18 Aralık 2020

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Ara ara masal kitaplarıyla haşır neşir olacağım için “Bir Zamanlar, Bir Ülkede – Masalların Kısa Tarihi” kitabını okumak istedim. Aslında çıktığından beri gözümün önünde duruyordu. Okumak bu aya kısmet oldu.

Yapı Kredi Yayınları, yazarın künyesinde, bu kitabın, yazarın Türkçeye çevirilen ilk kitabı olduğunu belirtmiş. Bence çok doğru bir kararla dilimize iyi ki kazandırmışlar. Zira değerli bir inceleme olduğunu düşünüyorum.

Masalların tarihsel gelişim ve değişim/dönüşüm süreçleri ve bunların yıllar süresince ortaya çıkan çağdaş yorumları örneklerle, fotoğraflarla detaylı bir şekilde okura sunulmuş. Binbir Gece Masalları’ndan Shakespeare’e, Kelt versiyonlarından Grimm Kardeşler’e, Andersen’e; J.K. Rowling’den Tolkien’e ve Neil Gaiman’a ; Voltaire’den Kafka’ya uzanan bir yelpaze var. Ayrıca masalların hangi sanat dallarına uyarlandığı da örneklerle açıklanmış.

Severek ancak biraz eziyet çekerek okudum. Çevrilen kimi cümleleri anlamakta zorlandım. Kimi kelimeler ya yanlış yazılmıştı ya harf eksiği vardı. Yabancı terimsel ifadeler aynen kullanılarak Türkçe – lar , -ler ekleri elenmişti. Oysa dipnot denen bir kolaylık var değil mi?

Hiçbir çevirmenin emeğine saygısızlık etmek istemem. Ben bu kitabın iki çevirmeni olduğu hissine kapıldım. Biri, ne yaptığını bilen [ akıcı bölümler için] diğeri tecrübesi az olan. Konuyu uzatmayayım; umarım bu değerli kitap yeniden gözden geçirilir. Sadece burada şikayet etmedim, bahsettiğim sorunlar için yayınevine bir e-posta da yolladım. Umarım cevap verirler.

Sevgili Okurlar, yukarıda yazdığım sorunların sizi etkilemeyeceğini düşünüyorsanız alıp okumanızı öneririm. Bendeniz bir miktar takıntılı bir okur olduğum için, düzeltme yaparak okumak, normalden daha fazla yordu beni. Yoksa, tekrar ifade edeyim, değerli bir inceleme olduğunu düşünüyorum. Okunmalı. Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Alıntılar:

Öyküler ilk ortaya çıktıkları anda, uçan kuşlar gibi özgürce kültür ve dillerin sınırlarından öteye kaymaktadırlar; peri masalları sessiz adımlarla göç etmekteler çünkü kültür saflığı savunucuları istedikleri kadar vahşice onların bekçiliğini yapsalar da onlar sınırları görmezden geliyor. (…) Tarihi içinde baskın bir dönem çocuk edebiyatı olarak kabul görmüş olan peri masalları, artık Victoria ve Edward dönemlerinin hazır reçetelerinden kendini kurtarmış, son yirmi yılda hem edebiyata esin kaynaklığı hem kitleler için kârlı bir eğlence olarak yeni bir kişilik kazanmıştır. Tematik ve yapısal benzerlikler, çağdaş kurmaca yapıtları popüler ve eski efsanelere ve mitlere bağlamaya devam etmektedir. Peri masalları bunların en baskın olanlarından biridir; mitolojik geçmişle şimdiki realitelerin arasındaki bağlayıcı dokudur.” ( s.15 )

Peri masalları gerçeği bulmaya çalışan öykülerdir ve bize çok daha büyük şeylerin küçük bir yanını gösterirler; onların yazıda, sanatta, sinemada, dansta ve şarkıda giderek artan varlıklarını belirleyen öğedir. Masallar karanlığın ortasındaki ışık olmuşlardır.

( s.161)

Nasıl İyi Bir Varlık Olunur? | Sy Montgomery

Nasıl İyi Bir Varlık Olunur? | How to Be a Good Creature: A Memoir in Thirteen Animals | Sy Montgomery (d.1958 )
İllustrasyonlar: Rebecca Green
Çeviri: Defne Yazıcıoğlu

Okunma Zamanı: 06 – 10 Aralık 2020

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Bu kitap hem semtimizdeki kitapçılarda hem de internet kitap sitelerinde epey bir süre gözüme çarpıp durdu. Epey bi’ bakıştık. Pandora Kitabevi’ne gittiğim bir gün orada da karşıma çıkınca artık dayanamadım aldım. İyi ki de almışım. Evde beslediğim herhangi bir canlı yok. Fakat olanların nasıl duygusal bir bağ kurduğunu görüyorum.

İşte bu kitabın yazarı Sy Montgomery de onlardan biri hatta çok daha fazlası. Gazetecilik, Fransızca ve Psikoloji olmak üzere üç ana dalı bitirmiş. Sonra bütün bunları bırakmış. Doğa bilimci, yazar ve senarist olmuş. Ne güzel değil mi? Çünkü çocukluğundan beri yapmak istediği şeyleri yapmış. Ordu mensubu, asker bir babanın ve babadan daha otoriter bir annenin kızı. Daha çocukluğunda başlamış hayvanlara ilgisi. Ancak anne baba baskısına bir yere kadar dayanmış. Onlara istediklerini verdikten sonra hiç istemedikleri bir evlilik yapmış. Sonrası gönlüne göre hayvanların peşinde farklı coğrafyalarda keşifler, tecrübeler ve bunların yazıya dökülmesi.

Ayrıyeten kendi özel hayatları da bu şekilde, doğa içinde ve edindikleri hayvanlarla bir yaşam kurmaya çalışmışlar eşiyle birlikte.
Bakın ne yazmış:

Hiçbir zaman çocuk sahibi olmak istememiştim; küçük bir çocukken bile. Yavru köpek doğuramayacağımı keşfettiğim anda bebekleri listeden çıkarmıştım. Dünya’da zaten gereğinden fazla insan vardı. (…) Yaşamımızda çocuk sahibi olmamış olmaktan hiç pişmanlık duymadım. Otuzuma geldiğimde hayat beni iyi bir kariyer, bir koca, bir ev, bir kedi, bir köpek, tavuklar, papağanlar ve iki yaşına ilerleyen birkaç yüz kiloluk bir domuzla kutsamıştı. Sayı olarak ailemiz aslında arkadaşlarımızınkinden çok daha büyüktü.” ( s.54 )

Bu kitapta bahsi geçen canlılar tek düze olarak kaleme alınmamış sevgili okurlar. Yazarın sıcak, esprili anlatımı yanında bu canlıların kişisel özellikleri ve bu özelliklerin insanlarla benzeşen yönleri de ele alınmış. Örneğin annesinin kişiliğini kakım denilen küçük gelinciğin kişiliğine benzetiyor. Ölen hayvanların ardından depresyona girdiği de olmuş yazarın. Bu durumu yaşadığı hayvan, kendi köpekleri.
Kitapta bahsi geçen 13 hayvandan bazıları şunlar:
●Molly ( İskoç Teriyeri)

●Emular ( 2 metre boyunda uçamayan kuşlar)

●Domuz ( evcil 😊 adı Christopher Hogwood )

●Leydiler diye tanımladığı 8 tane tavuk

●Border Collie cinsi çoban köpeği Tess

●Orman Kraliçesi lakaplı, kuş yiyen dünyadaki en büyük tarantula Goliath – Clarabelle adını verdiler🙃

●Ağaç kanguruları

●Gecko kertenkeleleri

●Ahtapot Octavia

●Sally ve Thurber adlarında iki köpek.

Sy Montgomery, köpeği Molly’den yola çıkarak, “Herhangi bir hayvanın hayatını anlamak için sadece merak, beceri ve bilgi yeterli değildi. Molly ile kurduğum bağa da ihtiyacım vardı, yani sadece aklımı değil, aynı zamanda kalbimi de açmalıydım.” ( s.43) diyor. Ve bu yaklaşımını dokunduğu bütün hayvanlara uyguluyor. Sonuçlar çok şaşırtıcı. Okurken hisler size de geçiyor. Tarantulayı eline aldı yahu!

Bu kitap bana nasıl iyi bir varlık olunacağını öğreten hayvanlar hakkında…” demiş Sy.
Çok ilginç bilgiler de edineceğinize şüphem yok.

Herkes okuyabilir bence ama en çok evinde, bahçesinde çeşitli hayvanlarla iletişim halinde olanlar mutlu olacaktır kuşkusuz. Keyifle ve severek okudum. Çok takdir ettim verilen emeği.

Kitabın sonunda hayvanlarla kendi fotoğrafları ve başkaca okuma önerileri de koymuş.

Farklı bir okuma yapmak isteyenlere içtenlikle ve sevgimle iletiyor; Sy Montgomery’nin sevdiği bir kitaptan paylaştığı alıntıyı ben de paylaşarak sağlıcakla kalın diyorum.

Daha bilge ve belki daha mistik bir hayvan kavramına ihtiyacımız var. Çünkü hayvanlar insanlar tarafından tanımlanamaz. Daha yaşlı ve bizden daha eksiksiz bir dünyada, hiç duyamayacağımız seslerle yaşayarak, kaybettiğimiz ve asla ulaşamayacağımız duyuları ile tamamlanmış bir biçimde hareket ederler. Onlar din kardeşlerimiz değiller, onlar bizden alt bir sınıfa ait değiller; onlar bizim gibi, dünyanın ihtişamı ve sancılarına mahkûm, yaşam ve zaman ağına hapsolmuş başka uluslardır.” ( s.157 – 158) / Henry Beston ( The Outermost House)