Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar | Lawrence Ferlinghetti

Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar | Lawrence Ferlinghetti ( 1919 – 2021 )
Derleyen: #CevatÇapan 
Okunma Zamanı: 09 – 14 Nisan 2021
#şiir  #okudum

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

2021 / Şubat ayında hayata veda eden Amerikalı şair, ressam, aktivist ve Charlie Chaplin’in aynı adlı filminden adını alan City Lights [ Şehir Işıkları] Kitabevi ve Yayınevinin kurucularından olan Lawrence Ferlinghetti’nin aynı başlıklı şiirinden adını almış “Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar” şiir kitabı. Derleyen ve muhtemelen çeviren de ülkemizin kıymetli şairlerinden ve çevirmenlerinden Cevat Çapan.Emeğinize peşinen teşekkür ediyorum.


Kitaplığımda okunmayı bekleyen şiir kitaplarından biri idi bu kitap ve şairin ölümü sebebiyle hatırlayıp elimin altına aldığımı itiraf edeyim önce.


Şairin farklı şiir kitaplarından seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Kitabın başında yine Cevat Çapan tarafından yazılmış bir Sunuş bulunmakta. 
İçindekiler bölümü kitabın en sonuna konmuş. Ayrıca kimi şiirlerde geçen Fransızca ve İtalyanca kelimeler için ‘Açıklamalar’ bölümü de konmuş.


En sevdiğim şiirler: 
🎊Bu Dünya Güzel Bir Yer ➡️Sanırım genelde en sevilen şiirleri arasında


🎊Sakın İzin Verme O Atın O Kemanı Yemesine ➡️ Chagall’ın bir resmi ile bağlantılı


🎊Dante Gibi Değil


🎊Gustav Klimt’in Bir Tablosu Üstüne Kısa Öykü ➡️ Bir tablo nasıl şiire dönüşür, ilginç. Tıpkı Chagall’ın tablosu gibi…


🎊İnsanlığın Bir Ağızdan Söylediği Şarkı ➡️ Su Kuşlarını ve Neruda’yı bulabilirsiniz burada…


🎊Şarlo’ya Veda ( İkinci Popülist Manifesto) ➡️ Ciddi bir ünlüler resmi geçidi gibi ama toplumsal mesaj da barındırıyor…


Burada keseyim, dahası şiir okumayı seven okurlara kalsın…


Sevgili Okurlar; Lawrence Ferlinghetti kim?

Amerikan Edebiyatı konusunda, araştırırsam öğrendiğim bir düzeydeyim, çok bilinenleri ayrı tutarak söylüyorum.

 
Biyografisine göre Ferlinghetti, askerliğini ABD donanmasında yapmış ve bir savaş gördüğü için “ödünsüz bir barış savunucusu” olmuş.

Siz deyin “Beat Kuşağı”, ben diyeyim  – teşbihte hata olmaz- “Bezgin Bekir Kuşağı” şairlerinden kabul ediliyor. Lâkin kendisini o kuşağa ait görmüyor. Toplumsal mesajları ve siyasi eleştiri içeren şiirleri de mevcut ve hatta bu durumu misyon edinmiş diyerek, haddimi bilip burada durayım.


Yukarıda da belirttiğim üzere, şiir okumayı seven ve farklı bir kültürden şiir okumak isteyenlere içtenlikle öneririm.

Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Alıntılar:


●”Bu dünya güzel bir yer / doğmak için/ birtakım insanların durmadan ölmelerine / ya da zaman zaman / yalnızca aç kalmalarına / aldırmıyorsanız eğer / ne de olsa bu da o kadar kötü bir şey değil / aç kalan siz olmadıkça/ ” (s.17) 


●”Ben olsam / öyle Dante gibi / gökyüzünün yamaçlarında / bir komedya keşfetmek yerine / bambaşka bir Cennet resmi yapardım/”  ( s.28)


● “Sanki hayatımız/ sanki bütün hayat/ bir facia değil de / eğlenceli bir panayırmış/” (s. 33) 

●”Açık bir kamyonla / Pentagon’a dönüp / küçük kahverengi cesetleri boşaltıyorum/ az önce yakılıp yağmalanmış / tarlalardan/” ( s.36)


●”Kuşlar alacakaranlıkta / bizim henüz/ şifresini çözemediğimiz / yapısı bozulmuş bir sözcüğün / hecelerini şakıyorlar/” ( s.95 )  

Eleştiri ve Hakikat | Roland Barthes

Eleştiri ve Hakikat | Critique et vérité | Roland Barthes ( 1915 – 1980 )


Çeviri: Elif Bildirici / Melike Işık Durmaz

Okunma Zamanı: 04 – 12 Nisan 2021 

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,


Bir ülkenin, kendi geçmişinden bugüne taşıdıklarını böyle dönem dönem yeniden ele almasında ve ‘onlarla ne yapabileceğine’ bakmak için yeniden betimlemesinde şaşılacak bir taraf yoktur: Bunlar gayet doğal değerlendirme süreleridir ve öyle olmaları gerekir.” ( s.5) diyor Roland Barthes.

 
Neden bunları söylemek zorunda kalmış? Çünkü yazdığı “Racine Üzerine” adlı kitabı, kuramcı Raymond Picard özelinde ancak tüm edebiyat çevresinde de tepkiyle karşılanır. Eski köye yeni adet mi getiriyorsun gibisinden. Bunun üzerine Barthes 1966 yılında, bu kitaptaki, iki bölümden oluşan metni kaleme alır ve Raymond Picard’ ın kendisi için söylediği: “Eleştirmen ‘her aklına eseni’ söyleyemez” sözünü kendisine iade eder.


Roland Barthes’ın yaklaşımı “metin odaklı” ya da kendi deyimiyle “yapıt” odaklı. Okurun tavrı ile eleştirmenin tavrını net olarak veriyor. Ancak bu netlik katı bir yaklaşım değil. [ Bakınız: Alıntı ]  


Elbette kuram açısından, okurken zorlandığım yerler olmadı dersem, doğru olmaz çünkü oldu! Ancak bu metnin genelini anlamama engel teşkil etmedi; bu yüzden merakla okudum.

 
Örneğin; bizdeki Öz Türkçe çalışmaları gibi Fransa’da da yabancı kelimeleri dilden ayıklama çalışmaları yapılmış ki Barthes:

Dil yasakları entelektüel kastların arasındaki küçük bir savaşın parçasıdır.“( s.25) diyor.


Bu metinde Fransız Edebiyatı’ndan, başta Proust olmak üzere başkaca örnekler sunmuş.


Peki, bu kitabı neden okudum? 
Başlığındaki “Hakikat” kelimesidir beni çeken. Zira aynı kelimeyle bağlantılı, okumak istediğim üç kitabım daha var. Onlar bu ayki okumalarıma girer mi emin değilim. Çünkü Eleştiri ve Hakikat kitabı, başka bir kitabı  [ Mehmet Rifat’ın Metnin Sesi ] düşürdü aklıma… Planlı okuma yapamama sebeplerinden biridir bu rüzgâr gülü halim!

 
Şimdii, bu detaylı metni, okuma şevkim kırılmadan okuyabildiğim için, çevirmenleri Elif Bildirici’ye ve Melike Işık Durmaz’a teşekkür etmek boynumun borcudur. Emeklerine teşekkür ederim.


Sevgili Okurlar; kitap 71 sayfa. Okuma tarzınıza göre, okuma süreniz değişebilir. Notlar alarak sekiz günde okuyabildim çünkü bir yerden sonra dikkatim dağıldı ve ara verme ihtiyacı duydum. Ancak verimli ve anlamlı bir okuma olduğu için mutluyum.

 
Bir okurun kitapla nasıl ‘konuştuğunu’ bilemeyiz; (…)” ( s.69 ) diyor Barthes. Benim bu kitapla sohbetim yorucu olsa da doyurucu geçti. O yüzden, bu tarz kitapları okumayı sevenlere sevgimle ve şevkimle iletiyor; yazarın sözünden yola çıkarak kendi hakikatinizi bulmanızı temenni ediyorum.


Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntı:


Yalnızca okuma [ edimi ] yapıtı sever, onunla bir arzu ilişkisini sürdürür. Okumak yapıtı arzulamaktır, yapıt olmayı istemektir, yapıtı yapıtın kendi sözü dışında herhangi bir sözle seslendirmeyi yadsımaktır: Saf bir okurun üretebileceği tek yorum, (okumaya ve öykünmeye tutkun olan Proust örneğinin de göstereceği gibi) öykünmedir [ pastiche]. Okuma [ ediminden ] eleştiriye geçmek, arzuyu değiştirmek, artık yapıtı değil, kendi dilini arzulamak anlamına gelir. Ancak yine bu yolla, yapıtı, kendisini doğuran yazma isteğine geri göndermek demektir. Söz, kitabın çevresinde bu şekilde dolaşır: okumak ve yazmak: Tüm edebiyat, bir arzudan diğerine gidip durur. Kaç yazar sadece okuduğu için yazmıştır? Kaç eleştirmen sadece yazmak için okumuştur? Onlar bir söz ortaya koymak için, kitabın iki kıyısını, göstergenin iki çehresini birbirine yaklaştırmışlardır. Eleştiri, dahil olduğumuz ve bizleri yazı’nın birliğine – yani hakikatine götüren bu tarih sürecindeki bir andan başka bir şey değildir.” ( s.71 ) 

Bahar Masalları

Bahar Masalları | Spring Tales

Derleyen ve Çeviren: Tarık Demirkan
Resimleyen: Feridun Oral

Okunma Zamanı: 01 – 03 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Bahar Masalları, Mevsim Masalları serisinden okuduğum üçüncü mevsim.

Diğer masallarda olduğu gibi, bu kitaptaki 21 masalın derleyeni de, çevireni de Tarık Demirkan; resimleyen de Feridun Oral. Emeklerine içten teşekkür ediyorum.

Baharın her şeyini; kuş cıvıltılarını, meltemini, şırıl şırıl akan nehirlerini, miiss gibi çiçek kokularını, dile gelmiş ve insanlarla hemhâl olmuş halde okuyoruz. Masal derssiz olur mu hiç! Olmaz elbette. Ben diyeyim, o dersi almasını bilene, siz çıkın kerevetine!

21 masalın dağılımı şu şekilde efendim:


7 masal ➡️Şair Zoltán Zelk’e ait
2 masal ➡️Slovak Masalı
2 masal ➡️Çin Masalı
1 masal ➡️Oscar Wilde
1 masal ➡️Rudyard Kipling
1 masal ➡️Japon Masalı
1 masal ➡️Letonya Masalı
1 masal ➡️Estonya Masalı
1 masal ➡️Polonya Masalı
1 masal ➡️Hollanda Masalı
1 masal ➡️İspanyol Masalı
1 masal ➡️Vietnam Masalı
1 masal ➡️J. Jeno Tersánszky

Yetişkinler dâhil her yaştan okura uygundur. Kuzey ışıklarının ülkesinden gelen üç genç, guguk kuşlu saat nasıl olmuş.
Peki ya develerin hörgücü neden çıkmış? Sadece Yuvarlak Masa Şövalyeleri mi var? On İki Ay Şövalyeleri olmaz mı? Neyin nesi, kimin fesiymiş onlar? Peki ya Sarı Leylek ile tanışmak istemez misiniz? Okuyanlar tanışır elbet!

Kısa süreliğine başka diyarlarda gezinmek isterseniz, hiç düşünmeyin, balıklama dalın Bahar Masalları’na!! Sevgimle ilettim!

Alıntı:

İyilik, bin yıldır uyuyormuş. İnsanların yüreklerinde kendine bir yuva yapmış ve uykuya dalmış. O kadar uzun zamandır, o kadar derin bir uykudaymış ki, herkes onu unutmuş bile. Kardeşi Kötülük ise, parmaklarının ucuna basarak İyilik’in etrafında dolaşıyor, derin uykusundan uyanmaması için çabalıyormuş. Kötülük, İyilik’in uyanmasını istemiyormuş. Bu yüzden de Sevinç’e ve Merhamet’e kızar, gürültü yapmamaları için onları uyarırmış:
“Pısst! Çok yaygara yapıyorsunuz. Zavallı İyilik’i uyandıracaksınız. Sessiz olsanıza!” ( s.147 )

Ne Okudum | Mart – 2021

Ne Okudum / Mart – 2021

Plânlı okuma yapma özürlü olan bendenize, kimi zaman evrenin enerjisi yol gösteriyor ve birbirini tamamlayan kitaplara ya da başka kitaplara yöneltiyor okumalarımı. Böyle durumlarda hiç itiraz etmiyor, kendimi akışa bırakıyorum.

Bu ayki akışın aile fotoğrafı budur Sevgili Kitap Dostları…Hepsini severek ve ilgiyle okuduğumu içtenlikle belirtmek isterim. Rezerv koyduğum herhangi bir kitap yok.

İlgi alanınıza girenler var ise içinde okumanızı öneririm kesinlikle. Zira okuma beğenileri, okurların tercihlerine göre değişebiliyor, okur olmanın doğası gereği…

Sevgimle ve şevkimle iletiyor; sağlıklı, esenlikli ve her daim kitaplı günler diliyorum. Doğan her yeni gün, gideni aratmasın inşallah…

●●●●

1 – Don Kişot’un Yeni Maceraları | Tarık Ali | Oyun | Mitos Boyut Yayınları

2 – Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu | Öykü | Bilgi Yayınevi

3 – Gerçeği Söylemek | Orhan Tüleylioğlu | Deneme | Karakarga Yayınları

4 – Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever | Şiir | Yapı Kredi Yayınları

5 – Uygarlıkların Batışı | Amin Maalouf | Deneme | Yapı Kredi Yayınları

6 – Empedokles’in Dostları | Amin Maalouf | Roman | Yapı Kredi Yayınları

●●●●

Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu

Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu ( d.1938)

Okunma Zamanı: 19 – 28 Mart 2021

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Mekruh Kadınlar Mezarlığı isimli öykü kitabı, Ayla Kutlu kaleminden okuduğum dördüncü eserdir. Elbette ki, daha önce okuduğum kitapları gibi, çok etkilendim ve çok beğendim.

Kitap,

•Bir Varmış
•Mekruh Kadınlar Mezarlığı
•Süsen Gitti
•Mercan’a Güzelleme
•Ormanda Bir Deniz Kabuğu Gibi
•Yılanlar, Yıldızlar
•Solgun Bir Sarı Gül

adlarında yedi öyküden oluşmakta. Her biri farklı zaman ve mekânlarda geçmekte. Ancak bir zaman silsilesi var. Yani, Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına göçle başlıyor ilk öykü, son öykülerde günümüze ulaşıyor. Hepsinin ortak noktası, yaşları farklı olsa da kadınlar.

Öykülerin dili ve üslubu hem şiirsel hem destan gibi. Halk arasında kullanılan kelimeler de mevcut ki bunların anlamına bakma ihtiyacı duydum.

Örneğin;

sayha > bağırış, çığlık,

nacak>küçük odun baltası,

kom>yayla evi,

bibi>hala…

Süsen Gitti öyküsü 10 yaşındaki kız çocuğu Süsen’in gözünden ve onun çocuksu diliyle aktarılıyor; bu da ayrı bir etki yarattı bende.
Keza, Sümer ülkesinden bir söylenceyi ya da Afrika mitolojisinden bir öyküyü de keyifle okuyabilirsiniz öykülerin akışında.

Sevgili Okurlar, Ayla Kutlu’nun en sevdiğim özelliği, kadınların yaşadıkları zorlukları konu edinmesine rağmen, bunları duygu sömürüsüne varmayan bir şekilde kaleme almasıdır. Fakat bu öyküler içinde, Mercan’a Güzelleme adlı öyküde, öyle bir olay var ki yüreğimi hoplattı. O sahnenin ne olduğunu okuyanlar öğrenecek elbette.

Kıymetli yazarın, sinemaya ve tiyatroya uyarlanan eserleri epeyce. Bu kitap özelinde ise şöyle; kitaba adını veren Mekruh Kadınlar Mezarlığı öyküsü tiyatroya, Solgun Bir Sarı Gül öyküsü ise 1998 yılında sinemaya uyarlarmış. Bu bilgiyi görünce hiç şaşırmadım zira yedi öykü içinde en “film gibi” dediğim öyküydü.

Bu kitap için şöyle bir okuma planı yaptım; bir günde bir öyküyü okudum, bazen uzadı da. Etkisinde kaldığım için, diğer öykünün zihnimde zayıflamasını bekledim. Metinle aranıza mesafe koyabiliyorsanız, bu tarz molalara ihtiyacınız olmayacaktır kuşkusuz.

Şimdii, geleyim en önemli konuya! Bu öykülerin sonu yok gibi; aslında bir son okuyorsunuz ama muallakta kalıyorsunuz. Ana karakterlere tam olarak ne oluyor da öykü bitiyor, bilmiyoruz; bende oluşan his bu yönde.

En iyisi lâkırdıyı uzatmayayım ve sizi, yayınevinin, kitabın sonuna koyduğu üç değerlendirme metninden, Erendiz Atasü’ye ait olandan bir alıntıyla baş başa bırakayım:

Modern dünyanın masalları… Her masal bir gerçeği dile getirir aslında, yoksa nasıl yüzyıllarca ayakta kalırdı masallar, gerçeğin güzel yüzünü ışıldatıp çirkin yüzünü gizleyerek.” ( s.229)

Sevdiğim bir yazarı ne derece tarafsız yorumlayabilirim, emin değilim; yine de, bu kitabı okuyacak olanların, yazarın emeğini bağırlarına basmasını yürekten diliyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Ölümün sessizliğine karşı dışarıda hayat ne kadar onursuz… ( s.34 )

Zaman dediğin nedir ki? Zaman bazen yoktur. Bazen koşmakla yetişemez insan. Var olan yalnızca günün gidişidir. Gece, güneşi yok eder.” ( s.44)

Babamın kızı, benimdir. Adım Süsen’dir. Dayanıklı olup yaşamam için, bir de saçımın rengi kızıl diye bana bu adı takmıştır.” ( s.52 )

Hayat, sıçrayan bir damla sudur. Mutlaka bir şey yapar: Hiç değilse ıslatır.” ( s.84 )

Çocukluğun dünyası bütün insanların üstüne bir daha açılamayacak kapılarla kapanır.

(s.157 )

Don Kişot’un Yeni Maceraları | Tariq Ali

Don Kişot’un Yeni Maceraları | Die neuen Abenteur des Don Quijote | The New Adventures of Don Quixote | TARIQ ALI ( d.1943 )
Çeviri: Çınar Tuncer
Okunma Zamanı: 25 – 26 Mart 2021
Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Don Kişot ve Sanço Panza’nın yüzyıl aşırtan maceralarına hoş geldiniz!

Zaman değişiyor ama insanların birbirine yaptığı fesatlıklar hiç değişmiyor.” ( s.12 )

diyen Don Kişot haklı mı? Sonuna kadar haklı hem de!

Oyunun yazarı, Pakistan asıllı İngiliz aktivist ve The Guardian yazarı Tarık Ali’nin, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi üyesi olmak dahil birçok sıfatı var.

Kaleme aldığı bu oyun 01 Kasım 2013 yılında Essen’deki Grillo – Theater’da sahnelenmiş.
Başta yüzyıl aşırtan dedim çünkü, kahramanlarımız ve elbette Sanço’nun Katır’ı ile Don Kişot’un atı Rosinante dahil, şövalyeler çağından ayrılarak günümüze geliyorlar; karşılarına çıkan çeşitli kişilerle, günümüz savaşlarına ( Afganistan), ekonomik ve politik yozlaşmalara, siyasi partilere, entelektüellere, ırksal, dinsel, cinsel ayrımcılıklara değin gülümseten ama doğrudan, net eleştiriler yapılıyor diyaloglarda.

Katır ile Rosinante’nin oldukça entelektüel sohbetleri ve birbirlerini kibarca iğnelemeleri çok hoştu doğrusu. Tabii ben böyle hoş dedim amma konular kallavi.

Yazar Tarık Ali, kitabın başındaki röportajında şöyle diyor oyun için:
…yazdığım oyun, geleneksel bir oyun değil. Tarzı nedeniyle, Meyerhold, Brecht ve Weiss gibi son yüzyılın devlerine saygılarını sunan bir eser. Bu, günümüz dünyasında sarsıcı bir etki yaratabiliyor, zira dünyaya siyah-beyaz ve monoton bir kültür hâkim. Yazılanların çoğu, sorgulamak için değil, memnun etmek için yazılıyor. Ben ise bu konsepte yabancıyım.

Söyleyeceğini dolandırmadan söylemiş, mesajını vermiş yazar. Bunları kimi zaman edebiyattan, felsefeden, sanattan isimlerle de referanslamış.

Şunu da eklemek isterim; genel yaklaşımla Amin Maalouf’un Uygarlıkların Batışı denemesinin oyuna dönüşmüş hali gibi. Bu ay okuduğum kitaplar birbirini çekti galiba.
Arka kapakta yazdığı için yazabilirim sanırım, oyunun sonunu “Anadolulu Nazım Hikmet” in Yaşamaya Dair isimli şiirinden bir bölümle bitirmiş yazar.

Bendeniz heyecanla okudum ve şevkimle iletiyorum Sevgili Kitap Dostları. Keyfiyet sizlere ait efendim.

Alıntılar:

Sanço: “Durmadan zenginleri ödüllendiren bir dünya, sonsuza dek var olamaz. Ya değişeceksiniz ya da açgözlülüğünüzle bu gezegeni yok edeceksiniz.” ( s.25 )
Entelektüel: “Demokrasimizin savaşa girmesi, bir ülkeyi yakıp ele geçirmesi gerektiğinde, insanlara insanlığın insanca öldürülebileceğini anlatma yetisine sahip kişi kimdir sence? ( Çok az bile utanç duymadan gülümser.)” ( s.24 )

Don Kişot: “Eskiden denizleri kontrol eden ülkenin dünyaya hâkim olacağını söylerdik.

Sanço: Artık tepemizdeki boşluğu kontrol eden hâkim oluyor. O boşluğu kontrol eden, dünyayı yok edebiliyor.” ( s.41 )

Don Kişot: Dünyadaki kötülükleri görmezden gelip kaderden yakınmak, her şeyi teslim etmek demektir. Âşık olduğun için her şeyin güzel olduğunu düşünmek de aynı şekilde.

(s.59)

Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever

Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever ( 1928 – 1986 )

Okunma Zamanı: 03 – 17 Mart 2021

Soluksuz sessiz
Gölgesiz devinimsiz
Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz
Kentin içine kadar sokuldum.

Ağzımın içi zehir gibiydi
Tuttum bir sigara yaktım
Kravatımı düzelttim
Ayakkabılarımı sildim
Ve sordum:
– Ben Ruhi Bey nasılım
– Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey
– İyiyim iyiyim.” ( s.71 )

☆☆☆☆☆☆

Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar
Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.” ( s. 70 )

☆☆☆☆☆☆

Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
yaşıyorken
özgürdür.” ( s.107)

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Edip Cansever’den okuduğum 5.kitap “Ben Ruhi Bey Nasılım“.

Elbette sevdim ancak kolay lokma olmadığını belirtmem gerek. Bireysel sıkıntı, toplumsal sıkıntı; hani derler ya, aklımda deli sorular; kimlere neler dedim, saydım, sövdüm, vara vara kendime vardım… O mealde, lâkin sizi yolcularken bir gıdım tutunacak ışık hüzmesi tutuyor içinize.

Şiir okumayı seviyorum; edebiyatın herhangi bir dalına dair detaylı bir bilgi birikimim olmadığı için, bu kitabın saklı katmanını, daha önce okuduğum bir kitabındaki metinden aktaracağım.

Söz konusu birikim yok diye de şiir okumaktan vazgeçecek değilim tabii ki; sanatın / yaratıcılığın keyfini sürmenin bir şartı olmamalı diye düşünüyorum.

Ne anlatıyormuş Ben Ruhi Bey Nasılım:

Cansever, toplumla birlikte bireyi de kıskacına almış bir karabasandan kurtulmaya çalışır gibidir.
Bir yandan, duygu dünyasının olabilecek en uç boyutlarına doğru engel tanımayan bir yolculuk başlatırken, öte yandan bilinçaltının kıyı bucağında gizlenmiş ne var ne yoksa hiç çekinmeden şiirine taşır. Ben Ruhi Bey Nasılım’la ilk kez Tragedyalar’da denemiş olduğu “dramatik şiir” kalıplarını yeniden kurarak varoluşçuluk ve nihilizmden izler taşıyan şiir anlayışının doruğuna çıkar.

Şiir okumayı sevenlere, sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Gerçeği Söylemek | Orhan Tüleylioğlu

Gerçeği Söylemek | Telling the Truth | Orhan Tüleylioğlu ( d.1965 )
Okunma Zamanı: 03 – 16 Mart 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Nazım Hikmet’in, Abidin Dino’ya:

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

söyleyişini çoğumuz okumuşuz ya da duymuşuzdur.

Geçenlerde bir röportajını okuduğum Mario Levi ise

Mutluluğun romanı yazılmaz.” demiş.

Orhan Tüleylioğlu, Gerçeği Söylemek kitabına yine ve yeniden çok güzel, 29 başlık altında topladığı, farklı alanlardan, ülkemizden ve dünyadan öyle isimleri konu etmiş ki, mutluluk ne ki, “acıyı bal eyledim” sözünü şaha kaldırmış.

Daha önce üç kitabını okuduğum kıymetli kalemin, bu kitabında da beni yanıltmayacağını biliyordum. Öyle de oldu. Çok beğendim.
Her başlığı not ederek okudum… Fakat yazarımız bir güzellik yapmış biz okurlara, kitabın sonuna bir kaynakça eklemiş. Teşekkürler!
Sevgili Okurlar; okuyacağınız sayfa sayısı 125…

Hızlı okursanız bir günde bitirirsiniz eminim ama öyle yapmayın derim. Bitmesin diye azar azar okuyarak ancak iki haftaya yayabildim. Her güzel şeyin bir sonu var nihayetinde.

Antonio Gramsci’den Salah Birsel’e; Furuğ Ferruhzad’dan Oğuz Atay’a; Murakami’ den Nazım Hikmet’e; Deniz Gezmiş’den Che ve Castro’ya; Sartre’dan Server Tanilli’ye ve nicesine… Haydi gelin, bu yolculuğa çıkın derim.

Emeğinize yürekten teşekkür ederim Sevgili Orhan Tüleylioğlu.

Bu kitabı da hediye edebileceğim kitaplar listeme ekliyorum…
Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Gerçeği söylemek devrimciliktir.” ( s.14 ) Antonio Gramsci

Gerçek bir okur, kitapların kendi başlarına birer dünya olduğunu anlar; dünya kitaplarla, önceden gezip gördüğümüzden daha zengin ve daha ilginçtir.

(s.70 ) Paul Auster

Gerçekçilik, içinde yaşadığı topluma yer yer ayna tutmaktan ibaret değil ki… Asıl gerçekçilik, asıl yurtseverlik, içinde yaşadığı toplumun bozuk düzenini görmek, sonra da bozuklukları ortadan kaldırmaya çalışmak…” ( s.90 ) Orhan Kemal

Firavunlar yıllar önce tabletleri kırdı… Hitler kütüphaneleri yaktı… Ancak kimse aydınlarını, yazarlarını bir otele kapatıp, onları canlı canlı yakmadı…

( s.123 ) Rıfat Ilgaz

Empedokles’in Dostları | Amin Maalouf

Empedokles’in Dostları | Nos freres inattendus |

Our Unexpected Brothers | Amin Maalouf ( d.1949)

Çeviri: Ali Berktay

Okunma Zamanı: 10 – 13 Mart 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Amin Maalouf, kitabın hemen girişinde Novalis’ten şu cümleyi alıntılamış:

Romanlar, Tarih’in kusurlarından doğar.

Empedokles’in Dostları romanı, bana göre, Uygarlıkların Batışı isimli deneme kitabının kurgusal olarak devamı gibi. Zira Maalouf deneme kitabında, hüzünlü bir umut içinde, batmakta olan “İnsanlık Gemisi”ne yeni bir “kaptan” gerektiğinden bahsetmişti.

Bu kurguda, aranan “kaptan” ya da “irade gücü” olarak karşımıza; referans ismi Antik Yunan’a dayanan; “siz kimsiniz?” sorusuna, “Empedokles’in Dostlarıyız” cevabını veren; bu kitabın Fransızca ismine göre “Beklenmedik Kardeşlerimiz” sahneye çıkıyor.

“(…) Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.” (s.169)

Neden gittiler? “Avam bilgeliğin sık sık soylu giysilere büründürdüğü kıskançlığa hiç değer vermem.

diyen, bütün kurguyu, 09 Kasım – 09 Aralık arası tuttuğu günlükler aracılığı ile okuduğumuz Alexander’ın cümlesi açıklıyor sanırım. Zira mevcut düzenin hâkimleri, kendilerinden üstün donanıma sahip bu “dostları”, düşman bellediler. Oysa niyetleri barışçıldı.

Amin Maalouf, Yapı Kredi Yayınları’ndaki bir söyleşisinde, “Bilim ve teknoloji bize amaç vermez, araç verir.” dedi.
İşte bu romanda, bu araçların neye hizmet ettiğini de okuyabilirsiniz. Zira asıl olanın ya da merkezde olanın “insan” olması gerektiği de vurgulanmış. Çünkü Empedokles’in Dostları insanı merkeze alan bir uygarlık olarak karşımıza çıkıyor.


İşte bu romanda, bu araçların neye hizmet ettiğini de okuyabilirsiniz. Zira asıl olanın ya da merkezde olanın “insan” olması gerektiği de vurgulanmış. Çünkü Empedokles’in Dostları insanı merkeze alan bir uygarlık olarak karşımıza çıkıyor.

Sevgili Okurlar; kitabın kimi karakterlerinin adlarının geçmişe yönelik referansları var. Bunları fazla araştırmadım ancak kitabı birlikte okuduğum arkadaşım Sevgili Aynur Ağçiçek, benim eksiğimi tamamladı. İçten teşekkür ediyorum. Bunca detaya girmeden okunmaz mı bu kitap? Elbette ki okunur, zaten kimi yerlerde daha önce yaptığınız okumalar, ister istemez zihninizi harekete geçiriyor inanın. Ben o detaylara girmeyeceğim.

Romanın ABD başkanı karakteri,

“… beklenmedik kardeşlerimizle bu buluşma hepimiz için rotamızı gözden geçirmek, yoldan nerede saptığımızı anlamak ve dümeni yeniden doğru yöne kırmak için bir fırsat oluşturmalıdır.” (s.207) diyor.

Maalouf yine umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini vurguluyor hem bu cümle ile hem de romanın sonunda bu umudu ete kemiğe büründüren bir simge ile. Onu söylemeyeyim artık. Bence – lütfen – bu kitabı okuyunuz… Öncesinde Uygarlıkların Batışı’nı okumak şart mı? Bir altyapı oluşması için okumanız, romanı daha iyi algılamanıza yardımcı olabilir. Tercih elbette sizindir.

Bence – lütfen – bu kitabı okuyunuz… Öncesinde Uygarlıkların Batışı’nı okumak şart mı? Bir altyapı oluşması için okumanız, romanı daha iyi algılamanıza yardımcı olabilir. Tercih elbette sizindir.

Bu arada, bu güzel çeviri emeği için Ali Berktay’a; kitabın Türkçe çevirisine seçtikleri çok yerinde isim için Yapı Kredi Yayınları’na özellikle teşekkür ediyorum. Çünkü Empedokles’in Dostları ismi, Fransızca isimi “Beklenmedik Kardeşlerimiz” den daha merak uyandırıcı ve okuru tetikleyici bir isim olmuş.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntılar:

…hem gelecek hem de geçmiş ölümü taşıyor, yaşamı taşıyan ise sadece şimdiki zaman, …” (s.108 )

İnsanların körleşme arzusu hep hafife alınır. Var olduğunu bilmek istemiyorlarsa, ömürleri boyunca yanından geçip seni asla görmeyebilirler.” (s.121 )

Tarih içinde halklar sık sık uygarlıklarının zamanaşımına uğradığı duygusuna kapılmışlardır. Geleneksel bir toplum ne zaman daha güçlü, daha ileri bir toplumla temas içine girse, insanlığın bir kısmı bir tür kıyametle tanışmıştır.” (s.157 )

Uygarlıkların Batışı | Amin Maalouf

Uygarlıkların Batışı | La Naufrage des Civilisations | Adrift: How Our World Lost Its Way | Amin Maalouf ( d. 1949 )

Çeviri: Ali Berktay

Okunma Zamanı: 01 – 05 Mart 2021

Selamlar Sevgili Kitap Dostları,

Doğu Akdeniz’in ışıkları söndü. Sonra karanlık gezegene yayıldı. Bence bu bir rastlantı değil.” (s.12) demiş Amin Maalouf kitabın başlarında, bitirirken de, “Karanlık, yeryüzüne benim doğduğum topraklardan başlayarak yayılmaya koyuldu.” demiş (s.196).

Mısır’lı bir anne ile Lübnan’lı bir babanın evlâdı olarak dünyaya gözlerini açıp, o coğrafyanın havasını soluyup, suyunu içince ve hemhâl olunca, tıpkı pergelin bir ucu misali, ayağınızı bastığınız yerin köklerinizin olduğu coğrafya olması oldukça anlaşılır bir durum.

Bu kitap ne anlatıyor derseniz; yukarıda alıntıladığım iki cümlenin arasında, Önsöz ve Sonsöz dahil toplam altı bölümde “İnsanlık Gemisi” nin seyr-ü seferini anlatıyor derim.

Evet, yazar bu kitapta denizcilik terimlerini kullanmış bu yüzden. Zira, medeniyetimizin encamı için ise iyi bir “kaptan” a ihtiyacımız olduğunu da vurguluyor. Bunu yaparken, bahsi geçen tarihsel olaylara tanıklık etmiş olmanın güveni ile samimi bir dil kullanarak, kimseyi itham etmeden, olayları ve de olguları doğru yere koyarak analiz edip, kendi fikrini söylüyor. Sonuçta, bir yakın tarih ve gelecek öngörüsü okuyorsunuz sıkılmadan ancak çokça düşünerek. Zira hepimizin ortak kaygılarını kaleme almış yazar ve uyarmış: “Tarihte ilk kez insan türünü başındaki her türlü felaketten kurtarıp bir özgürlük, kusursuz ilerleme, gezegen dayanışması ve paylaşılan refah çağına dinginlik içinde götürmenin araçlarına sahibiz; ama son sürat zıt istikamette ilerliyoruz.” (s.13) demiş, daha ne desin.

Tarihte ilk kez insan türünü başındaki her türlü felaketten kurtarıp bir özgürlük, kusursuz ilerleme, gezegen dayanışması ve paylaşılan refah çağına dinginlik içinde götürmenin araçlarına sahibiz; ama son sürat zıt istikamette ilerliyoruz.” (s.13) demiş, daha ne desin.

Amin Maalouf severek okuduğum, bilmediklerimi öğrendiğim ve bu yüzden de ufkumu açan bir yazar. Dolayısıyla tarafsız olamıyorum, doğruya doğru. İfadelerindeki içtenliğe bayılıyorum. Söyleyeceğini – sanki özür diler gibi – zarafetle söylüyor. Bu üslubu dilimize başarıyla aktaran, kitabın çevirmeni Ali Berktay’ın hakkını teslim etmek gerek.

Kitabın tınısında hüzün var gerçekten. Nasıl olmasın ki? Kaç medeniyete ev sahipliği yaptı bu yaşlı ve yorgun dünya. Nerelere savruldu. Bunun kaygısı var metinde.Yetmiş iki yaşındaki yazar, kimi cümlelerinde “ömrümün gün batımında” , “ömrümün akşamında” gibi ifadeler kullanmış; okurken çok etkiledi beni. Hâlâ fırsatımız var diyor. Ancak “kutsal ego”lar izin verecek mi hep birlikte, ömrümüz varsa, yaşayıp göreceğiz.

Yetmiş iki yaşındaki yazar, kimi cümlelerinde “ömrümün gün batımında” , “ömrümün akşamında” gibi ifadeler kullanmış; okurken çok etkiledi beni. Hâlâ fırsatımız var diyor. Ancak “kutsal ego”lar izin verecek mi hep birlikte, ömrümüz varsa, yaşayıp göreceğiz.

Ezcümle; şark cephesinde de, garp cephesinde de yeni bir şey yok ama devrin şartları başka. Ancak ümidimizi de olabildiği ölçüde canlı tutmakta fayda var.

Hani bir anlatı vardır; baba çocuğunu epey bir meşgul etsin diye üstünde dünya haritası olan bir yap-boz verir. Çocuk çok kısa sürede bitirip babasına gösterince, baba şaşırır. “Ne çabuk bitirdin?” diye sorar. Çocuk şu cevabı verir: “Arkasında insan resmi vardı. Onu düzeltince, dünya da düzeldi.”

Dilerim geleceğimiz hayrolsun…

Sevgili Okurlar; Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya – Uygarlıklarımız Tükendiğinde ve Uygarlıkların Batışı bir dizi kitap gibi. Ayrı ayrı da okunabilir. Notlarıma baktığımda, ilk iki kitabı 2009 yılında okuduğumu gördüm. Tercih sizindir ancak son kitabı lütfen atlamayın ve okuyunuz diyorum. Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Kitabı birlikte okuduğum Aynur Onat Ağçiçek’e hem fikirleri hem de yorumları için teşekkür ederim.
Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, huzur, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun….