Bir vegan ile evlendim| Fausto Brizzi

Bir Vegan ile evlendim – Maalesef Gerçek Bir Hikâye | Ho sposato una vegana – Una storia vera, purtroppo | Fausto Brizzi ( d.1968 )

Çeviren: Eren Cendey

Okunma Zamanı: 04 – 05 Temmuz 2022

Otobiyografik anlatı | 1. Baskı – 2020 |

Pan Yayıncılık | 144 sf.

🍅🌶”Karımın gelecekteki boşanma avukatı bu satırları okuyanlar arasına saklanıyorsa, şimdiden uyarmalıyım, sonraki bölümlerde izni ve merhametiyle onu tatlı tatlı eleştireceğim. Ama özellikle altını çizmek istediğim durum şudur ki anlattığım her dramatik olay gerçekten yaşanmıştır ve hayal gücümün ürünü değildir. Benim lehime şahitlik edebilecek ve yaşananların tümünü yeminle onaylayacak yüzlerce akrabam, arkadaşım ve tanıdığım var. Onlar benimle birlikteydiler, olaylara katıldılar hattâ daha şanssız olanlar yemeklerinin tadına da baktılar. Bu nedenle sevgili avukat, o gün duruşmada bana karşı daha müşfik olun derim. En azından bana, “Nelere katlanmak zorunda kaldığını biliyorum, senden yanayım dostum ama mesleğimin gereğini yerine getirmek zorundayım,” dercesine gülümseyin lütfen.” ( s.9 – 10 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Biraz uzun bir alıntıyla giriş yaptım, affola! Amacım, kitabın üslubunun nasıl olduğuna dair fikir vermek. Umarım maksat hâsıl olmuştur.
Anlatı boyunca sıkmadan, tebessüm ettirerek, kimi zaman sesli güldürerek aktarmış ünlü İtalyan senarist ve yönetmen Fausto Brizzi.
Sonuçta film tadında bir kitap çıkmış ortaya.

Veganizm ya da veganlık, doğaya, canlılara saygıyı önceleyen ve hayvanlarla bağlantılı hiçbir ürünü yememeyi ve giymemeyi temel alıyor. Dolayısıyla, yün ve deri eşyalar kullanmayıp, hayvanla ilişkili hiçbir gıdayı da tüketmiyorlar.

Fausto Brizzi tam bir etobur ! Bir arkadaş toplantısında âşık olduğu, sonradan eşi olan İtalyan aktris Claudia Zanella ise vegan! Lâkin Fausto’nun bundan haberi yok!
İlk buluşma teklifini kabul eden Claudia’yı ünlü bir et restoranına götürdüğünde öğreniyor durumu.

İlişkilerinin başlangıcından itibaren, evlenip bebekleri oluncaya kadar geçen süreçte, biz okurlar, sıcak ve esprili bir dille, Fausto’nun veganlığa alışma sürecini ve yaptıklarını, kaytardıklarını okurken; vegan bir beslenmenin neleri içerdiğini öğreniyor; hayvanlarla olan ilişkilerini; yaptıkları seyahatlerde bu yeme alışkanlıklarını uygulayıp uygulayamadıklarını, başlarına nelerin geldiğini okuyoruz.

Fausto Brizzi’nin, yazımın girişinde alıntıladığım, “Karımın gelecekteki boşanma avukatı…” girişi dikkatimi çekti, google’a bir bakayım dedim. Bu kitabın basımı 2017 yılı. Bu kitapta adı geçen ve kitabı ithaf ettiği vegan olan eşi Claudia ile evliliği 2014 – 2020 yılları arasında; yani sahiden boşanmışlar! Sebebine yorum yapmayayım!

Sevgili okurlar; kitabı okurken tarihten, bilimden, sanattan, yazarlardan, bir zamanlar kimlerin vegan olduğunu bilseniz şaşarsınız. Ben bu durumu çağımıza özgü sanıyordum.

Özetle, farklı ve keyifli bir okuma yapmak isteyenlere içtenlikle öneririm.

Akıcı dili için, çevirmeni Eren Cendey’e teşekkür ederim. Bildiğim kadarıyla kendisi de bir vegan!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🍉”… ‘Önlemek, tedavi etmekten iyidir’, söylemi sadece deyim değil, acıklı bir gerçek. Acıklı çünkü ilginç bir tesadüf sonucunda kaçınılması ve yapılmaması gereken şeyler genellikle bize keyif veren şeyler.” ( s.81)

Biliyor musun, senden gerçekten çok hoşlandım… Ne yazık ki erken öleceksin!” ( s. 23)

Ne Okudum | Haziran – 2022

📚 Ne Okudum| Haziran – 2022

🌳Hoş Geldin Hüzün | Françoise Sagan | Roman | Everest Yayınları

🌳Başka | Ege Soley | Anlatı | Doğan Novus

🌳Kitap Tamircisi | Ömür Kurt | Öykü – Roman |
Doğan Çocuk |
📌 9 yaş ve üzeri için ancak yetişkinler de okusa keşke! Yazarının tabiriyle “yaşsız bir kitap”.

🌳Anka Kuşu | D. H. Lawrence | Deneme |
Yapı Kredi Yayınları

🌳 Bir Arkadaşlık | Silvia Avallone | Roman |
Hep Kitap

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun! 🌸📚

“İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitap, geride kalan yılları da o kitabın eleştirisidir.”
A. Schopenhauer

BAŞKA | EGE SOLEY

Başka | Ege Soley ( d.1983 )

Okunma Zamanı: 28 – 30 Haziran 2022

Anlatı | 1.Baskı – Haziran 2021 |

Doğan Novus | 222 sf.

Ege Soley ‘in daha önce Sakin ve Yakın kitaplarını okumuştum. Kendisi gibi içten metinler. Son kitabı Başka epeydir bekliyordu. Doğru zamanda ve bana iyi gelen bir okuma oldu.

Başka, adı ile müsemma bir kitap. Çok sevdim! İlk iki kitaptan “başka” olmasının sebebi – bence – yaşadığı deneyimi acısıyla, tatlısıyla, özverisini kararlılığını içtenlikle paylaşması.

Nihayetinde bambaşka bir meslek edinerek, içindeki “bir sürü insan” dan birini daha ortaya çıkarıp bir çiçekçi kazandırmış İstanbul’a.

Siyaset eğitiminin peşinden, başka bir kulvara girip Ecole des Fleuristes de Paris’te çiçekçilik ve botanik eğitimi alıyor ve hem de ünlü bir çiçekçide çırak olarak çalışmaya başlıyor. Ne var yani, demeyin sakın! Tek kelime Fransızca bilmeden, henüz dil kursuna başlamışken, kendinizi Fransızca eğitim veren bir okulda bulup, üstüne Latince kelimelerle de boğuşurken bir düşünün bence.

Bu kitapta Fransız iş yaşamının ne derece sistemli olduğunu da öğrenmiş oldum. Çırak olarak çalışırken bile sendika desteği arkanızda.

Sıfırdan bir kariyer inşa etmek ne derece zor olsa da – acısıyla tatlısıyla – Ege Soley bunu başarmış.
Tebrikler! Ve bu tecrübesi boyunca yaşadığı, hastanelik olacak derecedeki kazalar ve hastalıklar için ise Geçmiş Olsun! diyorum.

Paylaştığı ilginç anılar da var, bilgiler de. Örneğin, bir beyefendinin, Sevgililer Günü’nde en pahalı en güzel güllerden bir buket yaptırıp, sonra yapılmasını talep ettiği şey şaşkınlık verici idi. Bu ve bunun gibi hem iş hayatı hem sosyal yaşam hakkında ilk elden bilgileri tatlı bir dilden okuyorsunuz. Farklı başlıklardaki ara metinlerde ise çiçekler ile ilgili bilgiler paylaşmış.

Sonuç: Bilindik bir yaşamı seçse kimse yadırgamızdı inanın. O kendi istediği bir iş için, sıfırdan başlayıp, çiçekçi Ege’yi yaratmış. Başına gelmeyen kalmadığı halde vazgeçmemiş.

Severek ve ilgiyle okudum! Adı gibi, diğer iki kitaptan başka bir tat olmuş BAŞKA!

Sevgimle ve şevkimle ilettim!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

KİTAP TAMİRCİSİ | ÖMÜR KURT

Kitap Tamircisi | Ömür Kurt ( d. 1982 )

Resimleyen: Ahmet Uzun

Okunma Zamanı: 27 Haziran 2022

Öykü – Roman | 3. baskı – 2021 | Doğan Çocuk |

9 yaş ve üzeri | 91 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Eski koltukların söküklerini dikip, çürümeye yüz tutmuş antika mobilyaları onaran ve eşyalara yeniden ruh veren babama…

demiş Ömür Kurt kitabının ithaf bölümünde. Bu ithaf, yüreğimi ısıtan bir selâmlama oldu benim için. Parçası olduğumuz yaşam döngümüze en çok zarar veren canlının insan olduğu gerçeğini, hem çocuklara hem biz büyüklere öyle güzel anlatmış ki yazar, ba – yıl – dım!

Yazar, Milliyet Kitap Eki’nin Haziran – 2022 sayısındaki röportajında, “yaşsız bir kitap olmasını amaçladım.” diyor. Yukarıda yazdığım künyede, “dokuz yaş ve üzeri” nin, “üzeri” kısmına yetişkinler musallat olabilir! Çünkü kurgu, kitap içinde öyküler okutuyor hepimize.

Muhsin Dede kitabı tamir ettikçe her bölümde gizemli ve düşündüren bir soru veya “Dünya hep vardı ama ben yoktum. Bir gün geldim, bu dünyadan oldum.” ( s.18) benzeri cümleler merhaba diyor. Sonra peşine takılıp gidiyorsunuz. Çünkü kitap içindeki öyküleri Ahlatlı Belturan adlı, Evliya Çelebi misali bir kişi aktarmış.

Ömür Kurt, iklim krizine dikkat çekmiş Kitap Tamircisi‘nde. Küçüklerin anlayamayacağı kelimeler için ( örn. vesvese, toy, gaip vb.) dipnotlar eklemiş.

Yedi bölümden oluşan kitap, Dağlar bölümü ile başlıyor, Ülkeler ve Şehirler bölümü ile bitiyor.
Gayet nefis ve sıcak bir anlatımı var.

Sevgili Okurlar; Titreyen Ağaç, Sürüklenen Kütük, Kıkırdayan Çayır vb. başlıklarını taşıyan ve tamir edilen kitaptaki öyküler de ayrıca takdire şayan. Bu öyküleri ve kitaba hayat veren resimleri de çok beğendim.

Bir çocuk yaşlanır mı?” ( s.40) diye soruyor yıpranmış kitap! Ne dersiniz, kıymetli okurlar! Beden yaşlansa da, içimizdeki çocuk hep var, sizce de öyle değil mi?

Çocuk Edebiyatı hayatımı kurtaran bir tür. Ne zaman içim daralsa, ya da içimdeki çocuk, “beni unuttun yine, huuu!” diye uyarsa, kitaplığımızdaki çocuk kitapları bölümünde alıyorum soluğu.
Bu arada bu kitabı, benden önce eşim okudu! “Yaa ne güzelmiş, başka kitabı var mı bizde bu yazarın?” diye sordu. Olmaz mı hiç! Daha önce Karaca ve Mucizeler Köyü adlı kitabını okumuştum Ömür Kurt’un ve onu da sevmiştim!

Dünyayı nasıl da hor kullanmışız.” ın romanı Kitap Tamircisi.

Çıkmadık candan umut kesilmez, sözü gibi, yazar da umuda tutunmuş. “Eğer fark edersek…” demiş.

N’olur farketsek artık!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🌳”Bilgisizliğinden cesaret bulan insanlık, dağlara bu kez ışık toplarını aramak için değil, ağaçları kesip dağların canını yakmak için çıkmaya başladı. Eskiden ermişlerin, bilgelerin arınmak için çıktığı bu dağlara, artık ellerinde baltalarıyla tırmanıyordu insanlar. Hâl böyle olunca karanlık gökten yere indi, insanların içine girdi. İçini karanlık bürüyenler ağaçlara ve hayvanlara korku vermeye başladı.” ( s.25)

Ne de olsa hırs, bir hırsız gibi insan yüreğine girer, merhameti çalar yerine öfkeyi bırakıp kaçarmış.”
( s.82)

Bir Arkadaşlık | Silvia Avallone

Bir Arkadaşlık | Un’amicizia | Silvia Avallone (d.1984 )

Çeviri: Eren Cendey

Okunma Zamanı: 11 – 23 Haziran 2022

Roman | 1. baskı – Kasım 2021 |
Hep Kitap | 435 sf.

Yazar olmak için ilk kural nedir? Okumak. İkincisi? Gözlemlemek.” ( s.111)

Elisa Cerruti – 14 yaşında
Beatrice Rossetti – 14 yaşında

Karakterleri birbirine zıt iki arkadaş. Evet biliyorum, kitabın adı “Bir Arkadaşlık“. Sıradan bir arkadaşlık mı da, böyle belli belirsiz bir ad konmuş diye düşünebilirsiniz. Kesinlikle değil. Örneklersem şöyle tarif ederdim: Aynı bölgede olup farklı yataklarda akan iki derenin bir noktada birleşebilme öyküsü…

Roman büyük bir kelime. İçimi döktüm diyelim, bu doğru çünkü yazmak bana özgürleşme sağladı.” ( s.412) diyor arkadaşlardan biri.

Biz okurlar, onun gözünden okuyoruz kurguyu. O yazdıkça özgürleşirken, biz neler olduğunu öğreniyoruz.

Gerçek dediğimiz şey nedir? Her gördüğümüz gerçek mi yoksa, biz bize sunulan filtreli bir yaşamı gerçek mi sanıyoruz?

Bir Arkadaşlık, iki yeni yetmenin ergenlik hezeyanları ve sancıları gibi görünse de açık ya da örtük pekçok mesajı olan bir roman.

Kimi yerlerde kendini ifade ederken, İtalyan yazarlar kadar, Dostoyevski, Anna Karenina, Madam Bovary, Savaş ve Barış kadar, Merleau-Ponty gibi felsefe referanslarına da selâm verilmiş.

Çağdaş İtalyan Edebiyatın sevilen ismi” olarak tanımlanan Silvia Avallone’den okuduğum ilk kitap oldu Bir Arkadaşlık. Okuma sürecimde, zaman zaman sıkılma emarelerim oldu ise de merak galip geldi. Kimbilir belki de benden kaynaklı bir okuma sorunudur. Bu sebeple, ilgi duyabilecek olanlar için, özellikle genç kızlar ve kadınlar için kıymetli bir okuma olma potansiyeli taşıyor. Genç kızlıktan kadınlığa geçiş, annelik – babalık misyonu, aile yapısı, yaşanılan çevre vb. pek çok pencereden bakabilme ve sorgulama olanağı sunuyor okurlara.

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

📌“Büyümek bir kayıptır.” ( s.46 )

“Anneler asla ölmemeli. Öldüklerinde geriye bakıyorsun ve sanki artık bir hikâyen, bir yerin, hiçbir şeyin kalmamış gibi oluyorsun.” ( s.204)

Hoş Geldin Hüzün | Françoise Sagan

Hoş Geldin Hüzün | Bonjour Tristesse | Françoise Sagan ( 1935 – 2004 )

Türkçesi: Nurullah Ataç

Okunma Zamanı: 08 – 10 Haziran 2022

Roman | 1. Basım – Aralık 2014 |
Everest Yayınları | 119 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Gençliğin bir ayrıcalığıdır geleceği düşünmemek.” ( s.102 ) cümlesinin, romanın özüne ya da ana kahramana referans olduğunu düşünüyorum açıkçası. Çünkü karşımızda yeni yetme ve de çok bilmiş, on yedi yaşında öksüz bir genç kız var. Anne ölünce, baba – tabiri caizse – âlemlere akmış, kızını da pek sıkmamış. Dolayısıyla rahata alışmış genç kızımız Cécile, babasının evlenme ihtimali ortaya çıkınca, kendisine kurallar koyacağını düşündüğü müstakbel üveyanne Anne’i babasından soğutmak ister ve sonunu düşünmeden, boyundan büyük plânlara kalkışır. Bu plânlara babasının eski sevgilisi Elsa’yı, sayfiyede tanıştığı ve duygusal yakınlık hissettiği hukuk öğrencisi Cyril’i de katar. Sonrasını öğrenmek okuyacak olanlara kalsın derim!

“Aşk dedikleri, sevda dedikleri birbiriyle ilintisi ilişiği olmayan birtakım duygular değildir ki… Büsbütün başka bir şeydir aşk. Gönlün vefalı bir şefkati vardır, bir tatlılığı, bir özleyişi vardır…”
( s.33)

Bilindik bir konu olsa da kendini okutan ve merak uyandıran bir kurguya sahip Hoş Geldin Hüzün. Sagan, oyun yazarı olarak biliniyor. Romanı okurken, oyun metni hissini alıyorsunuz zaten.

Yazar ile ilgili genel bilgiler çerçevresinde şunları söyleyebiliriz:

  • Burjuva bir aileye mensup
  • oyun yazarı ama farklı türlerde de eserler vermiş
  • 18 yaşında ilk romanı Hoş Geldin Hüzün‘ü yazmış ve Eleştirmenler Ödülü’nü almış.
  • Hoş Geldin Hüzün başlığının kaynağı ise Paul Eluard’ın bir şiiri
  • Sagan gerçek soyadı olmayıp, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde eserindeki bir karakterden alınmış.
  • Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, yazarın ölümü üzerine şu yorumu yapmış: “Onun ölümüyle Fransa, tarihinin en parlak ve hassas yazarlarından birini kaybetti.
Paul Eluard’ın şiiri ( Everest Yayınları’nın basımından alınmıştır.)

Sevgili okurlar,
Benim okuduğum basım, Everest Yayınları’nın cep kitap boyutunda bastığı, Büyük Aşklar başlıklı serisine ait. Bu seriden, D.H. Lawrence’ın Bakire ile Çingene adlı kısa romanını okumuştum daha önce.

İlgiyle ve sonunu merak ederek okudum. Fransa’da tartışma çıkarmasına şaşırmadım doğrusu. Her toplumun kendine özel dinamikleri var elbette.

Hoş Geldin Hüzün‘ün grafik roman şeklindeki basımı ise Tudem Yayınları’nın alt markası Desen Yayınları tarafından yapılmış.

Françoise Sagan’ın fotoğrafı ( üstte) / Desen Yayınları baskısının kapak görseli ve içerik detayı ( alttaki fotoğraflar)

Yoğun olduğum bir zamanda, zihnimi fazla yormayan bir kurgu iyi geldi doğrusu. İlgi duyabilecekler için sevgimle iletiyorum.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

ANKA KUŞU | D. H. Lawrence

ANKA KUŞU | PHOENIX | D.H. LAWRENCE ( 1885 – 1930)

Çeviren: Akşit Göktürk

Okunma Zamanı: 01 – 06 Haziran 2022

Deneme | 3. baskı – Mart 2022 |
Yapı Kredi Yayınları | 163 sf.

Garip bir hayvandır insanoğlu .” ( s.96)

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Çok sert bir giriş oldu, farkındayım, lâkin hoşgörünüze sığınıyorum. D.H. Lawrence tam da böylesine sivri bir yazar. İngiliz Edebiyatı’nın nevi şahsına münhasır yazarlarından.

Daha önce okuduğum kitapları şunlar:
Âşık Kadınlar ( Roman)
Lady Chatterley’in Sevgilisi ( Roman)
Bakire ile Çingene ( Kısa Roman )

ANKA KUŞU ( PHOENİX) ise Deneme türünde.
Bu deneme seçkisi daha önce Bilgi Yayınevi ( 1966), Adam Yayınları ( 1982), Yapı Kredi Yayınları’nda ise ilk baskısı 2007 yılında yayımlanmış.

Kitabın başında, Akşit Göktürk’ün kalemle aldığı 1966 ve 1982 yıllarına ait iki Önsöz bulunuyor. Bu Önsöz‘ler, D.H. Lawrence’ın hem diğer eserleri hem de Anka Kuşu‘nda yer alan metinleri hakkında detaylı bilgiler içermekte. Örneğin bu kitap özelinde şöyle yazmış Akşit Göktürk:

Dokuz yüz sayfaya yaklaşan Phoenix’teki yazıları alışılmış anlamdaki “deneme” sözcüğüyle nitelemek oldukça güçtür. Deneme denince çoğunlukla, belli bir konuda yazılmış ölçülü biçili, birtakım kurallara uygun, biçimci düşünce yazıları anlaşılır. Lawrence ise, bilgiç görünmekten, biçim düşkünlüğünden, üniversite çalışmalarından hep tiksinmiş, kaçınmıştır. Her zaman kişisel, içten, kendiliğinden kalmayı yeğlemiş, yapmacıksız bir söyleyiş uğruna zaman zaman beylik deyişlere, argo sözcüklere bile başvurmuştur.” ( s.7)

Sevgil Okurlar; her ne kadar alıntıladığım açıklamanın başında “Dokuz yüz sayfa” deniyorsa da, yazımın girişinde, bu kitabın 163 sayfa olduğunu belirtmiştim. Ezcümle, elimizde Phoenix‘de bulunan, farklı konulardaki denemelerinden seçilmiş yirmi metin okuyoruz. Hepsi kendi içinde hem doyurucu – kimi zaman yorucu – hem de yazarın yazım tarzını çok güzel aktarmış. Bazı metinlerde kimi ifadeler – örneğin, “Avcıdır İnsan” – tekrar edilmiş; bu kullanım şiir tadı vermiş yazıya. Hoşuma gitti.

Seçkiye alınan yirmi metinden en uzun olanları, Demokrasi ( 22 sayfa – 4 ana başlık altında toplanmış) ve Softalık Karşısında Sanat (17 sayfa). Bu metinler ilginç olmakla birlikte, kimi yerlerde dikkatimi toplamak adına okumaya ara vermem gerekti. Belki benden kaynaklı bir durum da olabilir; sizler böyle hissetmeyebilirsiniz.


Diğer zorluğum ise Akşit Göktürk Hoca’nın çeviride tercih ettiği bazı Türkçe kelimeler oldu. Onun dönemindeki çoğu yazarda bu kullanımlar var sanırım. Örneğin, Dünya yerine Acun; Hastalık yerine Sayrılık kullanmak gibi…

Bu seçki içinde, en sevdiklerim hangi metinler, diye düşündüm. Kadın – erkek ilişkileri, Romanlar ve Sanat hakkında olanlar bir gıdım daha ağır bastı sanki.

Zamana yayarak okunduğunda, yormayacağına inanıyorum. Zira kimi yerlerde dikkat talep ediyor.
Deneme okumayı sevenler kadar, roman okumayı sevenler de D H. Lawrence’ın bu yönünü kaçırmasınlar bence!

Kitabın iç kapaklarından birine epey alıntı yazdım ise de; Romana Atılacak Bıçak – ya da Bomba başlığını taşıyan denemede, çok beğendiğim bir bölümü, doğrudan denemenin sonundaki boşluğa yazıverdim Sevgili Okurlar! Bahsettiğim bölümü buraya da aktararak yazımı bitireyim efendim. Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Platon’un ikili konuşmaları garip küçük romanlardır. Bence en çok üzülünecek şeylerden biri, felsefeyle romanın birbirinden ayrılması olmuştur. Masal çağlarından beri birlikte olmaya alışmışlardı. Aristoteles’le, Aquinolu Thomas’la, Kant denen canavarla, dırdırcı bir evli çift gibi birbirlerinden ayrıldılar. Böylece roman cıvıdı, felsefe de kaskatı oldu. İkisi bir araya gelmeliler gene – romanda.” ( s.138 – 139)

“Roman, yaşamın parlak kitabıdır. Kitaplar yaşam değildir. Havada titreşimlerdir ancak. Ama roman bir titreşim olarak bütün insanı titretebilir. Bu da şiirin, felsefenin, bilimin ya da herhangi başka bir kitap titreşiminin gücünden öte bir şeydir.” ( s.118)

Ne Okudum | Mayıs – 2022

📚NE OKUDUM | MAYIS – 2022📚

🌳Deniz Duası | Khaled Hosseini | Resimli Hikâye | Everest Yayınları | Cansız bedeni kıyıya vuran üç yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdi’nin hikâyesinden esinlenerek kaleme alınmış bir hikâye.

🌳Cengiz Han’ın Taşları | ELÇİN | Öykü | İş Bankası Kültür Yayınları

🌳Don Kişot İstanbul’da | Rıfat Ilgaz | Öykü | Çınar Yayınları

🌳Birlikte Yaşamayı ÖğrenmekPolitik Dostluk ve Eğitim | Ayşegül Komsuoğlu | Toplumsal Hareketler ve Siyaset | H2O Yayınları

🌳 Gecenin Ucunda | Peride Celal | Roman | Can Yayınları

🌳Çelişki Bilmez Lezzet’in Geçmiş Zaman Maceraları | Uğur Vardan | Çınar Yayınları | Resimleyen: Dilem Serbest | Gazeteci ve sinema eleştirmeni Uğur Vardan’ın kendi çocukluk anılarından yola çıkarak yazdığı resimli öykü… Hem küçüklere hem büyüklere!

🌳Aşk İçin | Robert Creeley | Şiir | Yapı Kredi Yayınları

Birlikte Yaşamayı Öğrenmek | Ayşegül Komsuoğlu

Birlikte Yaşamayı Öğrenmek – Politik Dostluk ve Eğitim | Ayşegül Komsuoğlu

Okunma Zamanı: 08 – 18 Mayıs 2022

Toplumsal Hareketler ve Siyaset |1. Baskı – Mart 2018 | H2O Kitap | 156 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Başlığı ve alt-başlığı ile dikkatimi çektiği için merak edip kitaplığıma kattığım bir kitaptır Birlikte Yaşamayı Öğrenmek. Epeyce rafta bekledi maalesef.

Ayşegül Komsuoğlu, biyografisine göre, “İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyaset Bilimi Anabilim Dalı’nda görev yapmakta ve Türkiye siyasal yaşamı ve siyaset bilimi alanlarında çeşitli lisans ve lisansüstü dersler vermekte” olan bir akademisyen.

Öncelikle belirtmek isterim ki yazarın akademik terbiyesi ve birikimi, dipnotlardaki titizliğinden ve kitabın sonundaki Kaynakça‘nın bölümlere – Kitaplar, Makaleler, İnternet Kaynakları – ayrılmasından çok net belli oluyor. Bu hoşuma giden bir yaklaşım. Teşekkür etmek isterim.

Birlikte Yaşamayı Öğrenmek, Önsöz ve Giriş hariç üç ana bölümden oluşmakta:

  • Politik Dostluk için Eğitim ( Hannah Arendt odaklı)
  • Eğitim, Politika ve Eşitlik (Jacques Ranciére odaklı)
  • Politik Dostluğu Destekleyen Bir Eğitim Anlayışı İçin Gözlemler ve Öneriler

Komsuoğlu, yukarıda anabaşlıklarını verdiğim üç metnin içeriğini, şu üç ismi temel alarak oluşturmuş: Gert Biesta, Jacques Rancière ve Hannah Arendt. Bunların belli başlı kitaplarının (örneğin Rancière’nin Cahil Hoca‘sı) ve makalelerinin haricinde de atıf yaptığı pek çok akademisyen bulunmakta. Kısaca, oldukça dolu dolu ve titiz bir çalışma var elimizde. Bu nedenle, okumayı düşünenlere naçizane önerim, bölümleri ara vererek okumanızdır.

“İyi bir eğitim, hem akademik hem de politik olarak etkin birey yetiştirmeyi başarandır.” ( s.116)

Sevgili Okurlar,

Her devletin bir ideal yurttaşı vardır. Tarihte ve günümüzde eğitim, farklı rejimlere ve farklı politik ideolojilere sahip devletler tarafından bu ideal yurttaşa ulaşmada temel araç olarak görülmüştür.” (s.3) cümlesiyle başlıyor Önsöz. “Politika ile eğitim” in kesişim kümesinden yola çıkarak oluşturulmuş bu kitapta; farklı kültürel kimlikleri yok sayarak veya tektipleştirmeye yönelik düzenlenen müfredatların, “bir araya geldiğimiz kamusal alanda bize bizi sevmeyi (s.4)” öğretemeyeceğini vurguluyor.

Politik alanda birbirine dost olabilmek bu ülkenin güzel yarınları için elzemdir. Farklılıkların bir arada var olurken tartışabilmesi yalnızca politik alanda birbirini dinleyen ve anlamaya çalışan insanlar arasında anlamlıdır.” (s.4) cümlesine ve daha pek çok cümlesine yürekten katılıyorum. Ancak kitapta fikirlerine katılmadığım konular da mevcut. Alternatif eğitim yaratmak amacıyla, din referanslı kimi özel okulların ya da taşradaki kimi cemaatlerin oluşumuna sempati ile bakılmasının nelere mal olduğunu, maalesef yaşayarak öğrendik. Keza, rezerv koyduğum bir diğer konu ise Köy Enstitüleri ile ilgili idi. “Otuz yıllık mecburi hizmet şartı” konusunu ilk defa bu kitaptan öğrendim ki cidden çok fazla ve fakat bölgesel ve topyekün kalkınma ve aydınlanma için keşke iyileştirilerek devam edilip, toprak reformu da yapılabilse idi.

Sevgili Okurlar; buraya kadar yazdıklarımı dikkate aldığınızda, kitabın ne derece detaylı bir içeriğe sahip olduğuna dair bir fikir verebilmişimdir umarım.

Hem bir öğretmen hem de bu ülkenin bir yurtdaşı olarak, ülkemizin çok kültürlü yapısını bir zenginlik olarak görüyorum. Bu zenginliğin parça parça değil, üzerinde yaşadığımız bu vatana hep beraber katkı sağlayacak şekilde temellendirilmesi elbette önemlidir. Ancak bu zenginliğin başka amaçlar için kullanılması beni her daim üzüyor ve endişelendiriyor.

Ayşegül Hoca sorunları ve çözümlerini tespit etmiş, kendi açısından açıklamış ama yine de şöyle bir endişesi var:

Bu endişe, eğitim ve politika üzerine yazarken iktidarın eğitime müdahalesini ideal vatandaş kurgusundan uzak tutarak nasıl biçimlendirebileceğimiz sorusuna vermeye çalıştığım cevabın yeni bir “ideal vatandaş kurgusu” yaratmasıdır. Bir askeri darbenin iyi olabileceğine inanan bir öğrencime sorduğum soruyu belki de kendime sormalıyım:

Müdahalenin iyisi nasıl olur?” ” ( s.20)

Üstünde düşünmeye değer bir soru değil mi!

Daha fazla haddimi aşmayıp burada keseyim.

Birlikte Yaşamayı Öğrenmek‘in metinlerine kaynaklık eden Ranciére kitaplarından Cahil Hoca‘yı okumayı, Aptallaştıran Eğitim adlı kitabı okumamdan sonraya bırakmıştım ancak hâlâ okumadım. Keza aynı akıbet, Hannah Arendt’in bazı kitapları için de geçerli. Bu kitap vesile olacakmış demek ki! Her kitap zamanını bekler, sözü doğru galiba!

Birlikte Yaşamayı Öğrenmek – Politik Dostluk ve Eğitim , katılmadığım yönler olsa da önemli ve kıymetli bir emeğe ve içeriğe sahip Sevgili Okurlar.

Sevgimle ve şevkimle iletiyor, cümlemize Hannah Arendt’in “*amor mundi“sini diliyorum!

*amor mundi = “dünya sevgisi”

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Entelektüel özgürleşme veya kurtuluş, öğrencinin kendi çabası ile gerçekleşebilecek bir durumdur. Öğretmenin tek başına çabası bunun için yeterli değildir.” ( s.81)

Gecenin Ucunda | Peride Celal

Gecenin Ucunda | Peride Celâl ( 1916 – 2013 )

Okunma Zamanı: 09 – 15 Mayıs 2022

Roman | 2. Basım – 1996 | Can Yayınları | 496 sf.

📌”İnsan kendi kendisini inceleyebildiği, duygularının, davranışlarının hesabını hakça, açıkça verebildiği kadar büyür.” ( s.257 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Peride Celâl Okumalarım” kapsamında, üçü öykü kitabı olmak üzere yedinci kitabımdı Gecenin Ucunda romanı.

Bana kalırsa, bu roman yazdığım en güzel aşk romanıdır.” demiş Peride Celal. Sevdiğim bir yazar olduğu için merakla okudum. Diğer romanlarında olduğu gibi bu romanında da karakterler öyle güzel işlenmiş ki, okumuyor izliyorsunuz sanki. İnternet ortamında okuduğum bir haberde, romandan uyarlanarak dizi filmi yapılacağı yazıyordu.

Peride Celal’ in kahramanları, diğer eserlerinde olduğu gibi, kentli kesimden. Zaten kendisi bir röportajında, “en iyi bildiğim çevreyi yazıyorum” demiş. Nitekim bu romanında ironik bir şekilde, alay edercesine, üstelik özel isim gibi “Kaymak Takımı” tanımlaması çok kullanılıyor. Bahsi geçen bu takım, pek de sütten çıkmış ak kaşık değil.

İki yüzü vardır her insanın. Biri, içimizde kaynayan gizli düşüncelerimiz, isteklerimiz, kendi kendimize söylemekten utandığınız tutkularımız, kötü çarpık kayışlarla dolu öz varlığımız; öbürü kurnazca gerip onardığımız, parlayıp cilaladığımız yüzümüzde, gözümüzde, dilimizde dışarıya aktardığımız dış yaşantımız.” (s.165) cümlesi karakterlerin hallerine ve gidişlerine anlamlı bir özettir.

Kaymak Takımı” tanımı, beni lise yıllarıma götürdü sevgili okurlar. Bir gün, Tarih hocamız bir dersinde, “kalburun üstündeki mi değerlidir, altındaki mi?” diye bir soru sormuştu. Hiç unutmadım bu soruyu. İşte bu romanı okurken “Kaymak Takımı” tanımı ile kendini eşleyiverdi bir anda!

Romanımızın kahramanlarından Macide, bir bankanın hukuk müşavirliğinde çalışan, otuzu geçmiş bir kadın. Sevmediği bir okulu okumuş, sevmediği bir işi yapıyor. Erkek karakter, sonradan zengin olmuş armatör Kâzım Işık. Macide roman süresince, erkek kahramanın adını, soyadı ile birlikte kullanıyor, araya mesafe koymak ister gibi. Aslında “Işık ” romanın metaforu. Hem mecazi anlamda hem de gerçek anlamda kullanılmakta.

“Her şey değişebilir Macide Hanım kızım. Hayatınız değişebilir. Önemli olan sizin içinizin değişmemesi, yüreğinizin sağlam, inançlı dayanabilmesidir kötülüklere.” ( s.369)

Kurgu akıcı olmakla birlikte, Macide’nin anlatımından yola çıkarak, diyaloglar içerse de genelde Macide’nin bilinç akışından öğreniyoruz neler olduğunu.

Rüyada mıyım, gerçekte miyim bilemiyorum. Kat kat aydınlıklar açılıyor önümde, anılar gelip geçiyor dalga dalga üstümden.” ( s.370) cümlesi de okura el feneri oluyor bir nevî.

Eşinden boşanmış ve hamile bir Macide ile tanışıyoruz romanın başında. Sonrasında yan karakterlerle, geçmişe ve Macide’nin günceline geliş – gidişlerle bir sancılı aşk hikâyesinin içinde yol alıyoruz. Macide’ye, “Bir zamanlar insana doğru açılıp genişleyen bir yüreğim vardı. Kötü günlerim kadar umutla, inanışla sımsıcak dolduğum, ısındığım zamanlarım da vardı.” ( s.413) cümlesini söyleten olaylar zincirini adım adım takip ediyoruz.

Sonuç, doğal olarak insana dair ne varsa, karakterlerde de o var. Arka plan mı yoksa panaroma mı demeliyim, Türkiye’nin sosyolojik yapısı, üniversite camiası ile ilgili analizler.

Bilinç akışı tekniği, hızlı bir okuma olanağı sunmasa da kendini okutan bir kurgu sunmuş okura Peride Celal. Kimi yerde sabrımı denemedi değil hani. Onun dışında, yazı puntosunun küçüklüğü gözlerimin çabuk yorulmasına sebep oldu. 496 sayfalık kitap, bir boy büyük punto ile yazılsa rahat okunurdu belki ama sayfa sayısı altı yüzü geçerdi muhtemelen. Elimdeki kitabın baskısı olmadığı için sahaftan bulmuştum. Yazarın kitaplarını H2O Yayınları yeniden basıyor. Bugüne değin üç öykü kitabı ve bir romanını bastılar. Diğerlerinin akıbeti meçhul. Umarım basmaya devam ederler.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:


📌”Varlıklı olmanın bir kötülüğü, dış dünyanın kapılarını bir bir kapatmasıydı insanın üstüne. Şimdi neden varlıklı kişilerin, yoksulların halinden anlamadıklarını daha iyi biliyorum. Çok zaman unutuyorlardı onları. Dünyada başka düşkün kişiler olabileceğini, kendilerini saran parayla örülmüş yüksek güven duvarlarının dışında açlık ve yokluk kaynaşmasının sürüp gittiğini görmez oluyorlardı. Anlattığımız zaman ‘edebiyat’ diyenler, gülenler, budalalığınıza şaşanlar da vardı.” ( s.390)

“…; iyi olmak, insan olmak, doğru kalabilmek, bu kötü dünyada ne güç işti. Şurada burada sevinçle, umutla durakladığımız saçma bir yolculuğa benziyordu hayat.” ( s.474)