Krallar ve Kurallar | Rıfat Ilgaz

Krallar ve Kurallar | Rıfat Ilgaz ( 1911 – 1993 )

Okunma Zamanı: 05 – 12 Eylül 2021

Türk Edebiyatı / Deneme / 10. baskı, 2018 /
140 sf.

…gerçek bir toplumcu, işini, öyküdür, düzyazıdır diye ayıramaz, kolay kolay. İnsan gerçek toplumcuysa, fırıncılık yaparken, öğretmenlik yaparken, öykü yazarken, düzyazıya başlarken de toplumcudur. Bir sanatçının karakteri sorunudur. (…), insan tankerler, şilepler gibi bölme bölme değildir. Bir bütündür.” ( s.45 – 46 )

Toplumcu gerçekçi yazarlar arasında gösterilen Rıfat Ilgaz’ın kaleminden bu kez bir denemesini okudum. Yine sevdim elbette. Samimi sitemlerini okurken, sanki yanında oturmuşum da sohbet ediyoruz hissini aldım. İnsanın canı yanınca, ya da can evinden vurulunca söylediği sözün de tınısı başka oluyor galiba.

Kimi zaman:

Açlık dünyanın her tarafında sömürgeciliğin kaçınılmaz felaketleri arasındadır.” ( s.69) diyerek emperyalizmi eleştiren;

Oktay Akbal çelişkisi bol bir yazardır. Çoğu zaman farkına varmadan bindiği dalı keser.” (s.44) diyerek edebiyat camiasından isimleri eleştiren;

Konaklar, hele konaklar… Yalılar, yalılar, yalılar… Torunlarını yüzlerce yıl önce düşünen açgözlü dedeler taa o zamandan çekiştirmişler duvarlarını…” ( s.50) diyerek gösterişe merakı eleştiren yazıları dahil hem siyaseti hem devletin kimi sorunlara yaklaşımını hem de edebiyat çevresinin encamını da es geçmeden; hatta “Hababam Sınıfı‘nın yazarı Rıfat Ilgaz değildir, Stepne’dir.” (s.133) diyerek okuyanı bir an için şaşırtan, toplamda otuz altı adet metinden oluşmuş Krallar ve Kurallar kitabı. Şimdi siz niçin “Stepne” diye soracak olursanız, kitabı okumanız gerekecek efendim.

Her biri “tam yerinde bir tespit” diyeceğiniz türden metinlerden mürekkep bir kitap Krallar ve Kurallar. Toplumsal sorunlarda yerinde saydığımızı, yirmi birinci yüzyılı idrak etmiş olsak da hâlâ acı bir şekilde görebiliyoruz.

Beni en çok etkileyen sitemlerinden biri ile son vermek isterim yazıma. Şöyle ki:

Görevliler, yazılarımızın altlarını kırmızı kalemle çizdiler. Ama kimi aydınlar, kimi sanatçılar, eleştirmenler, dergi sahipleri adlarımızı kömürle karaladılar. En acı yanı da, görevlilerden çok, onlar başardılar kutsal işlerini.” ( s.137 )

Geç gelen adalet, adalet olmuyor ama nihayetinde güneşin balçıkla sıvanmadığı da bir gerçek Kıymetli Kitap Dostları. Rıfat Ilgaz da ülkemizin güneşlerinden biri olmaya devam ediyor.

Susmak Susturmak Üzerine başlıklı yazısında bir şair için söylediği sözü, ben onun için kullanmak istiyorum hoşgörünüze sığınarak; Rıfat Ilgaz “öldüğü halde, hâlâ konuşuyor“!

Duymak, dinlemek isterseniz kitaplarından birinin kapağını kaldırmanız yeter.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Yoksa seçim denilen şey, halkın açlığını, susuzluğunu, yoksulluğunu unutturmak için, dört yılda bir düzenlenen ulusal bir oyun mu?” ( s.69 )

Ne Okudum / Ağustos – 2021

Ne Okudum / Ağustos 2021

1 – Empedokles’in Pabucu / Derleme bir kitap / Felsefe / Arya Yayıncılık

2 – Yağmurla Gelen / Yaşar Kemal / Hikâye / 11 – 15 yaş / Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş

3 – Kaplan Anne’nin Zafer Marşı / Amy Chua / Anne – Baba – Çocuk / Aura Kitapları

4 – Bir Kitabın Macerası / Koray Avcı Çakman / Çocuk romanı / 8 yaş ve üstü / Tudem Yayınları

5 – Nâzım Üstüne / Abidin Dino / Deneme / Sel Yayıncılık

6 – Gökyüzü Mavi Kaldı / Sabahattin Eyuboğlu – Yaşar Kemal / Halk Edebiyatı Seçkisi / Yapı Kredi Yayınları

7 – The Boy, The Mole, The Fox and The Horse / Charlie Mackesy / Kendi içinde bir felsefesi olan resimli anlatı / Hem küçüklere hem büyüklere / Penguin Random House UK

8 – Dünyayı Yeniden BüyülemekAvrupa Romantizminden Portreler / Hasan Aksakal / Kültürlerarası ve disiplinlerarası araştırma / Beyoğlu Kitabevi / [Bu ay başladığım ve Eylül ayında da devam edeceğim okumamdır.]

Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun!

The Boy, the Mole, the Fox and the Horse | Charlie Mackesy

The Boy, the Mole, the Fox and the Horse | Çocuk, Köstebek, Tilki ve At | Charlie Mackesy ( d.1961)

Okunma Zamanı: 27 Ağustos 2021

Resimli hikâye

Dil / Language : İngilizce ( English )

2019 / Penguin Random House UK

Öncelikle Çocuk, Köstebek , Tilki ve At [ hikâyede de bu sırayla ortaya çıkıyorlar] kitabını farketmeme vesile olan kuzenimin eşi Paul Zárraga’ya teşekkür etmek isterim. Kendisinin Instagram sayfasında yaptığı bir paylaşım ile dikkatimi çekmişti İngiliz görsel sanatçı Charlie Mackesy ve takip etmeye başladım, hâlâ da takip ediyorum.

Kitabın içeriği az söz ile çok şey söyleyip düşündürmeye yönlendiriyor okuru. Üstünde durmaya değer görmediğimiz ama aslında bir anlamı olan / olması gereken değerler üstüne. Bir nevî felsefe esintisi var. Çok beğendim.

Yazar / çizer “kitaba en baştan başladınız, etkileyici. Ben genellikle ortasından başlarım ve Giriş bölümlerini okumam diyor.

Kitabı böyle bol çizimli az yazılı görüp sadece çocuk kitabı olarak değerlendirmemenizi rica ederim. Zira Charlie Mackesy de diyor ki:

İster seksen yaşında olun ister sekiz, bu kitap herkes için. Zaman zaman her iki yaşta da olduğumu hissediyorum.

Kitabın başından mı yoksa ortasından mı okumaya başlamalı muhabbetine geri döneyim, çünkü bu kitabın bir özelliği var sevgili okurlar; sayfalarda numara yok! Yani kitabı kolay erişeceğiniz bir yere koyunuz, gönlünüz hangi sayfayı çekerse rastgele açınız ve okuyunuz, sonra gözlerinizi kapayıp birkaç saniye düşününüz. Sadece bir öneri, gönlünüz nasıl çekerse. Zaten Mackesy de “kitabı tepe tepe kullanın” manasına gelecek şeyler yazmış giriş bölümünde; “… üstüne yazın, sayfaların kenarını kıvırın ve kitap aşınana kadar okuyun.

“Asking for help isn’t giving up,” said the Horse. “It’s refusing to give up.”

Ne yalan söyleyeyim, çizer – yazar çok hoşgörülü ve rahat. Örneğin sayfanın birinin üstünde çay içtiği fincanın lekesi var, bir de çizim yaptığı sırada sayfaya patisini bastıran köpeğinden sebep bazı kelimelerin mürekkebi yayılmış ve kimi yerlerde lekeler oluşmuş; dipnot olarak verilmiş bu bilgi ama zaten farkediyorsunuz.

Kabaca, hayatta her şey birdenbire değişebilir, bilmediğimiz şeylerle karşılaşabiliriz, üzerinde düşünmemiz gerekir ki belki bir sebebi vardır, belki değerli bir derstir mealinde mesajlar serisi diyebilirim.

Yanılmıyorsam kitabın Türkçesini bu yılın ( 2021) sonbaharında Can Yayınları çıkaracaktı.

Bu tarz kitaplara ilgi duyanlara önerebileceğim bir okumadır. Sevgimle ilettim.

Thank you, Charlie Mackesy! Good job!

Alıntı:

🍃”Öyle küçüğüm ki” dedi Köstebek. “Evet,” dedi çocuk, “ama büyük bir fark yaratıyorsun.” / “I’m so small,” said the Mole. “Yes,” said the Boy. “but you make a huge difference.”

“Home isn’t always a place is it?”

Gökyüzü Mavi Kaldı

Gökyüzü Mavi Kaldı | Sabahattin Eyuboğlu ( 1908 – 1973) – Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 20 – 26 Ağustos 2021

Halk Edebiyatı Seçkisi / Yapı Kredi Yayınları / 8.baskı – Ocak 2019 / 415 sf.

Kültür ve edebiyat tarihimizin iki ustası ortaya bir eser çıkarır da okunmaz mı? Okunur elbette!

Kitapta bir araya getirilmiş hazineler çok değerli ancak onların nasıl bir araya geldiğinin hikâyesi de o kadar değerli görünüyor. Benim haddim değil o değeri biçmek ama kitabın başında, Aralık 1977 yılında yazılmış, biri Azra Erhat’a diğeri Yaşar Kemal’e ait iki harika yazıyı okuyunca nasıl ilmek ilmek ortaya çıktığını anlayıp gıpta ediyorsunuz bir okur olarak. Ve hiiç mütevazı olmadan, “İyi ki bu topraklara ait bu iki değerimiz” diyorsunuz!

Azra Erhat, “İmeceden hoşlanırdı Sabahattin Eyuboğlu. Başka türlü çalışmaya aklı ermez, gönlü yatmazdı.” ( s.11 ) demiş. Ve diğer usta Yaşar Kemal ile nasıl ortak bir enerji yarattığını şöyle aktarmış:


… Sabahattin Eyuboğlu binlerce yıl önceki Anadolu ile bugün arasında sanat köprüsünü derin bir anlayışla kurmasını bilmiştir. Yaşar Kemal’le halk edebiyatından bir demet kurmaya girişmesi işte bu anlayışın bir sonucudur. (…) Dostlukları derin bir düşünüş birliğine dayanır, aynı yaşam türlerini sürdürmenin sevincini paylaşmakta odaklanırdı. Her buluşmaları bir sevinç kahkahası gibi patlardı. Aynı topraktan fışkırmış iki insandılar, birbirlerini anlamaları bizim anlayışımızın ötesinde öğelere dayanırdı kuşkusuz.” ( s.14 )

Gel de imrenme böyle dostluğa! Azra Erhat bütün bu çabalara şahit olmakla kalmayıp kimi zaman onların yazdıklarını daktiloya da geçirmiş.

Peki Yaşar Kemal ne demiş 1977 yılındaki yazısında? Geniş bir bakış açısı ve örneklerle önce Halk Edebiyatı Üstüne bilgiler vermiş. Sonrasında iki dostun çabalarının nasıl damlaya damlaya göl olduğunu aktarmış. Tüm çalışmalar araştırmalar ve örnekler kendi dillerinden sözel olarak seyir halindeyken, bir gün Sabahattin Eyuboğlu, “Yaz bunu be,” demiş ve önüne bir kâğıt uzatmış Yaşar Kemal’in.

Sonrasında da hep yazmışlar. Birikmiş, birikmiş, birikmiş! Sonra bir bakmışlar ki epeyce var yazılanlar; fikir yine Eyuboğlu’ndan çıkmış ve “Gel seninle bunu bir seçmeler kitabı yapalım. Ama antoloji gibi falan değil. (…) Öyle antoloji gibi falan bir ad koymayalım.” demiş.

Azra Erhat ikisinin, kimi zaman kitaba koyacakları adı tartıştıklarını ve gelişigüzel bir ad olmayacağını aktarmış.

Ne yazık ki bu dolu dolu birikimin kitap olduğunu ve adının ne olduğunu göremeden öte âleme göçmüş Sabahattin Eyuboğlu. Her ne kadar eli zor gitse de Yaşar Kemal, yazdıkları bir sürü ad arasından Gökyüzü Mavi Kaldı‘yı seçmiş. Ne güzel bir isim değil mi? Beni çeken de bu isim oldu zaten…

Nasıl hayran olup saygı duymazsınız sevgili okurlar! Kitaba konacak ad bile kendi ifadeleriyle “gelişigüzel” değil ayrı bir emek!

“Homeros, ya da Dedem Korkut, ya da öteki destanlar dilden dile çağımıza kadar gelselerdi kim bilir ne büyük değişikliklere uğrarlardı. Belki de bu destanlar şimdi Anadoluda bir iyice değişmiş olarak halkın arasında yaşıyorlardır. Şimdi bile o destanlardan bazı küçük parçalar, yaklaşımlar, kokular buluyoruz Anadoluda. Bir türküde, bir masal parçasında, bir türkülü hikayede…” ( s.23)

Siz şimdi, “kitabın içinde ne var, yazmamışsın da çocuğun adının nasıl konduğunu yazmışsın” diyebilirsiniz. Haklısınız, yazmadım! Çünkü okumanızı isterim can – ı gönülden! Ancak merak etmeyin ya da edin, bu “Halk Edebiyatı Seçkisi” nin neleri içerdiğine dair kimi başlıkları vereceğim. Şöyle ki :

☆Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Veysel gibi iyi bildiğimiz âşıklar ve başka âşıkların söyleyişlerinden örnekler…

☆ Maniler / Bilmeceler / Ağıtlar / Türküler / Atasözleri / Deyimler / Tekerlemeler / Masal / Karagöz / Meddah / Ortaoyunu / Türkülü Hikâye / Kimi Ozanların hayatları hakkında kısa bilgiler / Sözlük ( Hazırlayan: Ahmet Köklügiller)

İşte böylesi ilmek ilmek dokunmuş bir Halk Edebiyatı Seçkisi hediye etmişler biz okurlara Sabahattin Eyuboğlu ve Yaşar Kemal. Yattıkları yer incitmesin!

İlgi alanınıza girse de girmese de keyif alacağınız ve yeni şeyler öğreneceğiniz bölümler mutlaka olacaktır; sevgimle ve şevkimle iletiyor ve Dadaloğlu’ndan bir dörtlükle hoşça kalın diyorum. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun efendim!

Okuduğun tutmaz oldu âlimler
Kalmadı adalet arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zâlimler
Can verirken soluması zor imiş” ( s.118 )

“Geçti dost kervanı eğleme beni”

Yağmurla Gelen | Yaşar Kemal

Yağmurla Gelen | Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 19 Ağustos 2021

Resimleyen: Mustafa Delioğlu

YKY – Doğan Kardeş / 9. baskı – Şubat 2020

Yaş grubu: 11 – 15 yaş

Hikâyenin kahramanı, on yaşındaki Muhterem Yoğuntaş…

Geldiği günü iyice anımsıyorum dedim ya, gerçekten bugün, bu an çıkıp gelmiş gibi gözlerimin önünde Muhteremin gelişi. Lodos daha sabahtan azıtmıştı. Dalgalar kıyıları dövüyor, asfalt yolu aşıyordu. Lodos azıcık durur gibi olunca bir yağmur başladı ki, pat pat düşüyordu damlalar. Yoğun, ağır, kabarmış damlalar. Öyle damla gibi değil de avuç avuç dökülmüş gibi yağıyordu. Bir alışkanlık mıdır nedir, Muhterem Yoğuntaş gibi böyle tepeden, nereden geldiği bilinmeden gelenler hep böyle belalı yağmurlarda gelirler. Ya da bir tuhaf lodoslu, fırtınalı, soğuk, karlı günlerde gelirler.
( s. 7 – 8 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Daha küçücük yaşında şahit oldukları yetmezmiş gibi katlanmak zorunda kaldıklarıyla da erken büyümek zorunda kalmış çocuklardan biri kahramanımız Muhterem Yoğuntaş.

Neden ısrarla soyadıyla dillendiriyoruz kimliğini? Çünkü Muhterem öyle istiyor. Soyadını kullanmadan adını seslenenlere ya hiç bakmıyor ya düzeltiyor. Çünkü bu onun “var olma” şekli!

Yukarıda alıntıladığım bölümde okuduğunuz üzere, yağmurlu bir günde geldiği balıkçı kasabası onun son durağı kendi ifadesiyle.Kendisine verilen her işe canla başla, hep gülen bir yüzle, hiç şikâyet etmeden koşan Muhterem’in haline acıyıp, oranın insanlarına kızanlar var ama Muhterem onlarla aynı fikirde değil zira o, bu balıkçı kasabasına gelesiye kadar öyle insanlar gördü ki:

Burası benim son durağım. Burada tutunmalıyım. O yüzden de herkesin işini görmeliyim. Ne verirlerse elime yapmalıyım. Burada kök tutacağım abi. Kusura kalma ya, ben burada kalıp kök tutmak mecburluğundayım. Yuvarlanan taş yosun tutmaz… Ben çok yuvarlandım. İşte burasını buldum. Burasının insanı da iyi ha… Ben ne insanlar gördüm, ne insanlar, ah ne insanlar. Anlatsam inanamazsın, burasının insanlarını zalim, insafsız buluyorsun sen, ya sen benim gördüklerimi bir görsen, işte o zaman fıydırırsın ki fıydırırsın… Burası nurun nimeti ki abi, aman ha, bozulma abi. Bu balıkçılar iyi be. Çalıştırıyorlar ama sövmüyorlar.” ( s.19 )

diyerek bulunduğu kasabanın insanlarını bile savundu Muhterem Yoğuntaş.

Başarılı oldu mu peki? Yani kök salıp tutundu mu Muhterem Yoğuntaş? Onu da okuyanlar öğrensin efendim.

Her ne kadar 11 – 15 yaş grubu için dense de, tüm çocuk ve genç kitapları, aynı zamanda yetişkinler içindir de.

Elbette keyfiyet size aittir, elçiye zeval olmazmış. Toplumcu gerçekçi yazılmış bir hikâye içinizi cız ettirmez mi hele ki işin içindeki bir çocuk ise. Benim de öyle oldu işte. Yıl 2021, değişen birşey yok ne yazık ki!

Bu arada kitaptaki “Yayın Notu” nu da buraya almak isterim sabrınızı zorlamak pahasına, affola! Zira yazımın hemen girişinde yaptığım alıntıdaki bir durumun, yazım yanlışı olarak algılanmasını istemem.

Şöyle ki: “Bu kitapta kullanılan metin, Yaşar Kemal’in Çocuklar İnsandır ( YKY, 2013) adlı kitabından bir bölümdür. Kesme işareti, inceltme işareti kullanmayan Yaşar Kemal’in, çocuklar ve gençler için hazırlanan kitaplarında da imlasına sadık kalınmıştır.

Kıymetli Okurlar,

“Yaşar Kemal Okumalarım” ın yeni kitabıydı Yağmurla Gelen. Yazarla bağlantılı okumalarım kaplumbağa hızıyla gitse de devam edecek.
YKY – Doğan Kardeş grubundan daha önce okuduğum kitapları: Kalemler, Beyaz Pantolon ve Yeşil Kertenkele
Diğer iki kitap ise Kuşlar da Gitti , Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca‘dır. Çok iyi bilinen eserlerini ise sonraya bırakıyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Bir evi olması bir insanın çok iyidir. Bir evi olması, sırtını dayayacak bir çınarı olması demektir bir insanın.”

Empedokles’in Pabucu

Empedokles’in Pabucu

Okunma Zamanı: 15 Ağustos 2021

Felsefe / Arya Yayıncılık / 1.baskı 2021 / 94 sf.

Empedokles kimdir?

Empedokles, Sicilya adasının güney kıyılarında Akragas ( ya da Agrigentum) şehrinin ileri gelen ailelerinden birine mensup, bilim adamı, biyolog, hekim, hatip ve din adamı olarak tanınan, çoğulcu materyalistlerin ilklerinden biri olduğu kabul edilen bir filozoftur. Doğa filozoflarından biri olan Empedokles, kendinden önceki doğa filozoflarının temel töz ( arkhe) olarak belirlediği “Su, Ateş ve Hava” ya, “Toprak” ı da ekleyerek hepsini bir arada kullanan ilk bilim adamı olmuştur.” ( s.5)

Sevgi birleştirir nefret böler.” diyen Empedokles ( M.Ö. 494 – 434 ), bu sözü hangi bağlamda söylemiş?

Yukarıda bahsedilen öğeleri yani Toprak, Su, Hava ve Ateş’i birbiriyle birleştiren ve ayrıştıran güçlerin Sevgi ve Nefret olduğunu vurgulamış filozof ve bu vurgu onun felsefesinin özelliğini oluşturuyormuş. Şöyle belirtilmiş:

Sevgi birleştirirken Nefret ayrıştırır – uzaklaştırır. İnsan doğası için geçerli olan bu kural tüm varlıklar için de geçerlidir. Böylece Empedokles tüm doğaya can ve ruh eklemiştir. Böylece Sevgi ve Nefret gibi iki psikolojik etkeni felsefesine yerleştirmiştir.” ( s. 24 )

Sevgili Okurlar, bu bağlamda kitapta ilgimi çeken bir konu da şu; evrende Sevginin ve Nefretin egemen olduğu dönemlerin olması ve bunların sırayla yer değiştirmesi. Örneğin Nefretin egemenliği zirve yapınca sonrasında Sevgi dönemine olanak doğuyormuş.

Umarım Empedokles haklıdır! Zira yangınların, sellerin, depremlerin, savaşların, hastalıkların ve insan hırslarının zirve yaptığı çetin bir yüzyılın içinden geçiyoruz. Madem filozof öyle diyor, evrenimize Sevgi döneminin çabuk gelmesini diliyorum.

Sindrella misali Empedokles’in Pabucu‘nun sırrı ya da amacı ne ola acaba? Kitabın arka kapağına alıntılananın dışında başka bir anlatım daha var kitabın içinde; Bertolt Brecht’ e ait bir şiir!

Kitaba bu adın verilmesinin sebebi ise sanırım Bertolt Brecht’in Empedokles’in Pabucu adlı şiiri. Lâkin bu şiirin çevirisinde beni rahatsız eden bir durum var. Kitapta, çevirenin ismi Hamdullah Benzer görünürken, şiiri araştırdığım bir sitede kelimesi kelimesine aynı şiirin çevirmenleri için A. KADİR – Gülen AKTAŞ görünmekte. O sitedeki tarih 2016, bu kitabın tarihi ise 2021. Böyle şeyler benim açımdan ve yayınevi güvenilirliği açısından hoş durumlar değil. Neyse, fazla söze gerek yok.

Bu kitabın, Kaynakça olarak gösterilen beş kitaptan derlenmiş bir kitap olduğu çok belli oluyor. Okurken de bir gariplik olduğunu hissetmiştim; kitabın sonuna gelince cevabımı almış oldum. Zira dört temel töz ( Toprak, Hava, Su, Ateş) ve Sevgi – Nefret döngüsü konusu, farklı cümlelerle tekrar tekrar aktarılmış.

Beş kaynaktan;

●İlkçağ Felsefe Tarihi 1. Cilt – Ahmet Arslan
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

●Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri – Diogenes Laertios / YKY

kitaplarını ara ara okuyorum. Anlatımı zor değil, keyifli, ilginiz varsa öneririm.

Bu kitabın diğer üç kaynak kitabı ise şunlar;

●Felsefe Tarihi – Macit Gökberk
●Antik Felsefe – Walther Kranz
●Sokrates’ten Önce Felsefe – Willhelm Campell

Sevgili Okurlar, Amin Maalouf’un son kitabı
Empedokles’in Dostları romanını okurken, merak edip bir internet araması yaptığım sırada karşıma çıkmıştı Empedokles’in Pabucu kitabı. Tanımadığım bir yayınevi olmasına rağmen kitabın adından sebep satın almıştım.

Ucundan kıyısından felsefeye ilginiz varsa, yukarıda belirttiğim kimi konu tekrarlarından rahatsız olmayacağınızı düşünüyorsanız, fikir edinmek için okumanızı öneririm.

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun efendim.

Bertolt Brecht’in şiirinden alıntı:

dikkatle çıkardı pabucunu ayağından
ve gülümseyerek az öteye fırlattı,
öyle bir yere ki,
çabuk bulunmasındı, ama zamanında da
bulunsundu,
yani çürümeden.
İşte ondan sonra girdi kratere.” ( s.11 )

Kaplan Anne’nin Zafer Marşı | Amy Chua

Kaplan Anne’nin Zafer Marşı | Battle Hymn of the Tiger Mother | Amy Chua ( d.1962 )

Çeviri: Yeşim Dervişoğlu

Okunma Zamanı: 09 – 12 Ağustos 2021

Anlatı > Anne – Baba – Çocuk İlişkisi
4.baskı 2016 > Aura Kitapları

Bu, bir anne, iki kızı ve köpeğiyle ilgili bir hikâye. Aynı zamanda Mozart ve Mendelssohn, piyano, keman ve Carnegie Hall’a çıkmayı nasıl başardığımızla ilgili… Bu, sözde, Çinli anne babaların Batılılardan nasıl daha iyi olduğuyla ilgili bir hikâye olacaktı. Ama onun yerine kültürlerin acı çatışması, kısa süren bir zafer sevinci ve on üç yaşında birinin benim burnumu sürtmesiyle ilgili oldu.

Yale Hukuk Fakültesi’nde profesör olan Amy Chua, kitabı okumaya başlamadan hemen öncesinde yukarıya alıntıladığım bu cümlelerle selâm veriyor okura. “burnu sürtmek” deyimini kullanmasından tahmin edileceği üzere epeyce çetin geçen bir çocuk büyütme hikâyesi Kaplan Anne’nin Zafer Marşı. Hikâye dedimse sakın ola kurgu zannedilmesin. Kanlı canlı gerçek bir aile durumu var ortada. İnternetten araştırıp her bir aile ferdi ile ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz.

Amy Chua, büyük kızı Sophia ve küçük kızı Louisa’nın eğitimi ile küçük yaştan itibaren çok planlı adımlar atıyor. Fakat bu iki kızın kişilikleri farklı. Öyle ki büyük kızı çok sakinken, küçük kızı daha annesinin karnındayken attığı tekmelerin şiddetinden kardeşine benzemediğinin müjdesini vermiş.

Sevgili Okurlar; burada elbette kitabı özetlemeyeceğim. Sadece çerçeve çizeceğim hatta çizdim bile sanırım. Ancak yazacaklarım bitmedi elbette. Bu kitap 2011 yılında ABD’de yayımlandığında epey ses getirmiş. Amy Chua’yı çocuğuna işkence etmekle bile suçlamışlar. Tam tersi, gösterdiği çabayı takdir edenler de olmuş.
Ayrıca aynı yıl, Time dergisinin “dünyanın en etkili 100 kişisi” listesine de girmiş.

Yazar iki kızına da, küçük yaştan itibaren bir müzik aleti çalmaları için özel dersler aldırıyor.
Büyük kızı piyano, küçük kızı keman çalıyor. Öyle boş zaman değerlendirme eylemi gibi algılamamanızı önemle rica ediyorum. Zira tam bir sporcu disiplini içinde oluyor bunlar ve sinirler geriliyor haliyle. Burada duruyorum. Çünkü bu süreci ve bu kitabı ister ebeveyn olun ya da olmayın, ister öğretmen olun ya da olmayın herkesin okumasını isterim.

Ancak – bana göre – bir olguyu da belirtmek isterim. Buradaki annenin sergilediği disiplin ve çabalar, alınan müzik eğitimi ve onunla bağlantılı tüm özel eğitimlerin maddi ve manevi bir bedeli var. Ayriyeten aile genlerinden geldiği belli, bir zekâ seviyesini de hesaba katmam gerek. Üstün bir zekâya ve kabiliyete sahip olmak kesinlikle ayırt edici bir değer olmakla birlikte, o zekâyı ya da doğal yeteneği işleyebilmek de son derece önemlidir. Tüm anlatı boyunca bunu hissediyorsunuz zaten. İki kızın anneye gösterdiği tepkiler çok farklı.

Diğer yandan Amy Chua bütün bunları oldukça samimi bir dille aktarırken hem nalına hem de mıhına tarzını kullanmış. Yani kendini de eleştiren hatta kimi zaman kendisiyle alay eden bir üslup da kullanmış. Anneanne, babaanne, dedeler, teyzeler mâaileyi ( tüm aileyi ) de fotoğrafa ekleyiniz, tekmili birden bir aile var karşımızda. Sonuç mu? Akışı ve sonucu okuyacak olanlara bırakıyorum.

Ebeveyn – çocuk ilişkisinde “helikopter veliler ” terimine ve içeriğine âşina idim. Ancak bu kitabı daha önce farketmemiştim. ABD’ ndeki ilk yayım tarihi 2011 yılı; emekliye ayrılıp uzun bir süre eğitim ve kişisel gelişim odaklı okumalar yapmaya özellikle ara verdiğim bir yıl 2011. Uzunca bir süredir de okumuyordum. Türkiye’deki ilk basım 2012 yılı Sistem Yayınları görünüyor. Bu nedenle, bu kitabı farketmemi sağlayan kıymetli çevirmenlerimizden Eren Cendey’e içten teşekkür ediyorum.

Bir teşekkür de, kitabı akıcı ve içten bir dille Türkçe’ye çeviren Yeşim Dervişoğlu’na. Zira alandan bir çevirmenin kavrayışı fark yaratıyor kesinlikle. Ve kendisinin “Çevirmenin Önsözü” nde alıntıladığı üzere:

Ben zorluklar içerisinde büyüdüm, çocuğum benim çektiğim sıkıntıları çekmesin,

derken, aslında onlara iyilik mi yapıyoruz yoksa kötülük mü?” cümlesine ise kesinlikle katılıyor ve her daim benimsediğimi belirtmek istiyorum. Çok zor bir sınır, kabul ediyorum, ancak becerenler de yok değil.

Neden “Kaplan Anne” tabiri? Onu da okuyacak olanlara bırakıyorum. Sanırım tahmin edenler vardır.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

“Refah asla üç nesil boyunca sürmez.” ( s.21)

☆”Çinli anne babalar, ‘Bir şeyi çok iyi yapana kadar, o senin için eğlenceli değildir.’ anlayışına sahiptirler.” ( s.30)

☆”Piyano ve kemanın ortak bir yanı var ki – sadece ikisinin değil, aynı zamanda pek çok sporun da ortak yönü -, ikisini de olağanüstü güzel çalmak için rahat olman gerekir.” ( s.50)

☆”Benim bir anne olarak görevim sizi geleceğe hazırlamak; benden hoşlanmanızı sağlamak değil.” ( s.52)

☆”Ama emin olduğum bir tek şey var o da şu: Batılı çocuklar, kesinlikle Çinli çocuklardan daha mutlu değiller.” ( s.103)

Bir Kitabın Macerası | Koray Avcı Çakman

Bir Kitabın Macerası | Koray Avcı Çakman

Okunma Zamanı: 05 – 07 Ağustos 2021

Resimleyen: Ezgi Keleş

9 yaş ve üstü / Çocuk Romanı / Tudem Yayınları / 112 sf.

Temalar: Gizem, Hayal Gücü, Mücadele, Okuma ve Yazma Kültürü, Serüven, Yaratıcılık

Çocuklar: Pınar ve Çınar ( ikizler ), Tuna, Sinem

Yetişkinler: Luna Tulgar Mavi ( yazar ), Nüya (editör), Püfüdü Hanım ( babaanne), Hurnur Hanım ( komşu), Semih Bey ( Baba), Çağla Hanım ( Anne) ve başkaları…

Hayvanlar: Saka kuşu, Kıkoku ( kedi), Koşturuk ( maymun)

Selâmlar,

Merak duygusu çocukluk çağında çok daha yoğundur malûm. Keşfetmeye çalışmak, sıradan olanda gizemler aramak doğal masal yazmak gibidir, kimi zaman bu istek olmadık maceraların kapısını da açabilir. İyi dileyelim iyi düşünelim ki öyle olsun efendim.

Hal böyle olunca, haydi gelin hep birlikte bir mahalleye kıyıcığından şöyle bir göz misafiri olalım, ne dersiniz?

Bir Cumartesi günü, mahalleye yeni biri taşınıyor. İkiz kardeşlerden erkek olanı, Çınar, arkadaşı Tuna’ya heyecanla telefon edip, “Çok gizli. Çabuk bize gel!” diye telefona eder. Kimin taşındığı hakkında hiçbir fikri olmayan Çınar, olayı bir gizeme çevirmiş hatta Tuna’nın haberi bile olmadan “Gizçöz” grubunu çoktan o anda kurmuştur bile.

“Demek ki bütün o öyküleri, romanları kütüphaneye gelip yazıyormuş.”

Taşınan eşyalar arasında en dikkatlerini çeken ise üç tane sandıktır. İçlerinde ne olduğu merak konusudur. Sandıklar, doğal olarak, çocuk dünyalarında hazine çağrışımı yapmaktadır! Öyle midir gerçekten? Elbette ki hazine kelimesi gerçek anlamından ayrı olarak, kişilere göre değişir neyin hazine olduğu…

Taşınan kişinin kim olduğunu, ikizlerin kız olanı Pınar, pat diye söyleyiverir bizim iki kafadara.
Pınar’ın, bütün kitaplarını severek okuduğu ünlü yazar Luna Tulgar Mavi’dir… Çözüldü mü gizem? Yok canım nerdee! Gizçöz ekibinden Tuna’nın bir fikri var! Çınar merak eder, “Neyi çözeceğiz ki?” der.
Tuna: En çok merak edileni…
Çınar: Neymiş o?
Tuna: Bir yazar nasıl yazar? Bir kitap nasıl ortaya çıkar?

Buradan sonrası okuyacak olanlara kalsın isterseniz; hem küçüklere hem de büyüklere efendim.

Sandıkların içinde ne varmış? Bir kitap nasıl çıkarmış? Kitap doktoru kimmiş? Saka kuşu ile yazarın nasıl bir bağı varmış?

Çocukların dünyasına girince insanın zihni gevşiyor sevgili okurlar. Benim huzur dünyalarımdan biri de çocuk edebiyatı. Tavsiye ederim.

Yazarın sıcak diline olduğu kadar, resimleyenin keyifli ve canlı yorumlarına da teşekkür ediyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

☆”Ona göre sözcüklerin silindiği bir dünyada yaşamak kâbustan beterdi. Sözcükler, onun işinin, düşünün, tüm yaşamının en önemli parçasıydı. Bazen kendini bir tür sözcük sihirbazına benzetirdi. Öyle olmasa onları bir araya getirip onca öyküyü, masalı, romanı nasıl yazabilirdi ki? Aslında ona göre yalnız kendisi değil, tüm yazarlar birer düş sihirbazı idi.” ( s.19)

☆”Yazar olmanın en güzel yanı, başkasının hayal edemediğini düşleyip kâğıda dökmekti.” ( s.20)

☆”Serüveni çok severdi ve en güzellerinin kitaplarda yaşanabileceğine inanırdı.” ( s.27 )

“Kahramanı kitap olacak.”

Nâzım Üstüne | Abidin Dino

Nâzım Üstüne | Abidin Dino ( 1913 – 1993 )

Okunma Zamanı: 30 Temmuz – 03 Ağustos 2021

Deneme / Sel Yayınları / 3.baskı – Mart, 2018 / 132 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Bir üstad başka bir üstadı anlatırsa n’olur? Tadından yenmez, okumaya doyamadığınız bir bütün çıkar karşınıza.

Nâzım Hikmet’in, bir mektubunda, “Memleket kadar yakınlarım…” diye hitap ettiği anlatıdaki dostluğun, çıkar dostluğu olmadığını; birbirini anlayan, yeri geldiğinde zarif bir şekilde ve içten eleştiren, destek olan gerçek bir dostluk olduğunu hissediyorsunuz. Ne mutlu…

Bu kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm Abidin Dino’nun Nâzım Hikmet’in yaşamı ve eserleri ile ilgili yazıları ve kendi tanıklıkları. İkinci bölüm birbirlerine yazdıkları mektuplar. Ama ne mektuplar! Şiirler, çeviriler, başka dostlar, tekmili birden.

Örneğin 1958 tarihli “Canım Abidin’cim” diye başladığı bir mektubunda şöyle diyor Nâzım Hikmet:

Yüzyılımızın bence en önemli özelliklerinden biri de, alabildiğine gelişen teknikle, ilimle, insan ruhu, psikolojisi, yaşayış tarzı arasındaki korkunç tezat. Bir yandan yıldızları feche çıkıyoruz, atomu parçalıyoruz, yakında kanseri, cüzzamı yeneceğiz, öte taraftan ruhumuzda Avrupalısının, Asyalısının, Afrikalısının, Amerikalısının ruhunda ortaçağ, hatta taş devri kalıntıları yaşıyor. Hâlâ insanlığın yüzde seksenden fazlası aç, çıplak, yüzde yetmişten fazlası okuma yazma bilmiyor. Bu kuvette bir tezat – teknikle insan ruhu arasında – hiçbir devirde yoktu sanıyorum. Bu tezadı yine de tekniğin gelişmesi çözecek. Başkaca da yol yok.” ( s.107 )

Evet, Sevgili Okurlar; yirminci yüzyılda kaleme alınmış yukarıdaki satırları okuyup, yaşadığımız yirmi birinci yüzyıla taşıdığımızda, olumlu gelişmeleri yadsımadan, pekçok sorunun hâlâ var olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz.

Abidin Dino, “Nâzım’ın yaşamı, onu tanımış olan herkes için hep şimdiki zamandır.” ( s.89 ) diye boşuna dememiş. Hatta ve hatta, “Böylesi diri bir ölü nerde görülmüş!” diyor. Doğruya doğru!

Abidin Dino bir başka tespitinde de şöyle demiş:

Doğu’da şairlerle yöneticilerin savaşımı, çok eskilere giden bir öyküdür. […] Nâzım Hikmet, gerçeği söylemeyi sürgünle, hapisle ya da ölümle ödeyen Türk şairlerinin soyundan gelmektedir.” (s.37 )

Nâzım Üstüne’yi merakla ve ilgiyle okudum. Hem mektuplardan edindiğim bilgi ve his, hem de Abidin Dino’nun kendi tanıklığı ile aktardıkları bir araya gelince tekrar anladım ki, gerçekten de “Nâzım Hep Şimdiki Zaman“.

Bu okumam, “Nâzım Hikmet Okumalarım” ın ikinci kitabıydı. Birinci kitap, felsefeci Afşar Timuçin’in ödüllü incelemesi “Nâzım Hikmet’in Şiiri” adlı kitabı. İlginiz varsa onu da içtenlikle öneririm.

Hep şimdiki zaman” olan Nâzım Hikmet’in dizeleriyle bitirmek isterim yazımı:

Ben bunları yazıyorum
1958 Mayıs yirmi dokuzda.
biliyorum hayınlar var aramızda
tanıyorum kimisini.
Kimbilir belki biraz da
kabahat bizde” ( s.116 )

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntılar :

Ne yani, Nâzım öldü mü? Hadi canım sen de. Nâzım bir tabutun içinde kalacak adam değildir; ayrıca onun ölüm karşısında bile sağı solu hiç belli olmaz.” ( s.43 )

Yaratılıştan başlayıp son hesap verme gününe kadar dünyaya gelmiş ve gelecek her yüzü, gözünde tek tek, çizgi çizgi canlandırabileceğini söyleyen İbn Arabî miydi, yoksa Hallâc-ı Mansûr mu? Nâzım, yüzyılımız için biraz buydu işte. Şair, yüzlerimizle, davranışlarımızla, savaşımlarımızla hepimizin yirminci yüzyıldan geçişimizi silinmez bir iz olarak ardında bıraktı.” ( s.62 )

“Şeffaflık mı,” dediniz? Nâzım kadar şeffaf adam zor bulunur.”

Ne Okudum | Temmuz 2021

📚Ne Okudum | Temmuz – 2021

Selâmlar!

Okumak kişisel bir eylem olduğundan, zevkler de kişiye göre değişiyor kuşkusuz. Bu ay okuduğum kitaplar arasında ilgi alanınıza girenleri içtenlikle öneririm.

Kitap gibi dostunuz, kitap okuyan dostunuz olsun efendim… Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

1- Kan Kardeşim Dorutay / Ümit Kaftancıoğlu / Hikâye / 12 yaş ve üstü / Ayrıntı Yayınları- Dinozor Genç

2- Sıkıldım, iki hafta yokum / Pelin Güneş / Roman / 10 yaş ve üstü / Tudem Yayınları

3- Akdeniz Sürgünü / Hoda Barakat / Roman / Delidolu Yayınları

4- Şiirli Yastık / Sunay Akın / Deneme / İş Bankası Kültür Yayınları

5- Hikâyesini Arayan Gelecek / Bekir Ağırdır / Araştırma – İnceleme / Doğan Kitap

6- Yaz Masalları / Derleyen ve çeviren: Tarık Demirkan/ Resimleyen: Feridun Oral / Masal / Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş

7- Nâzım Üstüne / Abidin Dino / Deneme / Sel Yayınları ➡️ Bu ay başladım gelecek ay devam edecek [ 48 sf / 131 sf ].