Onlar Göçtü Buradan | Evrim Kuran

ONLAR GÖÇTÜ BURADAN | Türkiye’nin Yeni Göç Nesli | Evrim Kuran ( d.1976 )

Okunma Zamanı: 06 – 09 Ağustos 2022

Sosyoloji | 1. basım – Eylül 2021 |

Mundi Kitap | 95 sf.

… özlemek, verilere bağlı değil ve göçmen olmak, hasreti daima kalbinin üzerindeki bir cepte taşımak demek.” ( s.57)

diyor kuşak araştırmacısı Evrim Kuran.

Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar misali anlatmış göç etmenin ve göçmen olmanın ne olduğunu. Kendisi de oğlu Ali ile birlikte, 2016 yılının ilk günlerinde Kanada’ya göçmüş.

Onlar Göçtü Buradan kitabı, sadece yazarın kişisel göçünün hikâyesi değil sevgili okurlar.
95 sayfaya sığdırılan konuları ve paylaşılan araştırma sonuçlarını görseniz, eminim şaşırırsınız. Her konunun özü, tarihsel geçmişi, sebep – sonuç ilişkileri, örnekleri, çözümleri, karşılaştırmalı sonuçları net yorumlarla, anlaşılır ve akıcı bir dille paylaşılmış. İlgiyle, merakla ve beğenerek okudum.

Evrim Kuran, bu kitaba konu olan araştırmasının detayını ve dileğini şöyle açıklamış Başlarken bölümünde:

Bu kitaba konu olan araştırma 2020 Şubat – Temmuz döneminde dokuz bölge, 118 ülke, 728 kentte yaşayan 3.253 göçmenle gerçekleşti. Bir göçmen ve bir kuşak araştırmacısı olarak çıktığım bu yolculukta yüzlerce farklı hikâyeyi doğrudan dinleme fırsatım oldu. Bulguların göçmen dostlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmasını, göçmeyi düşünenleri yargılar ya da yorumlarla değil gerçeklerle buluşturmasını ve en önemlisi de kural koyucunun ülkenin kıymetlerinin ülkede kalmalarını kolaylaştırıcı tedbirler almasını sağlamasını dilerim. Çünkü onlar, o güzelim nesil, göçtü buradan.” ( s.20)

Sevgili Okurlar, gerek yerli gerekse yabancı yazar, şair, sanatçı ve akademisyene atıflar da yapmış Evrim Kuran. Okumaya kaptırmış giderken, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan bir cümle veya Şükrü Erbaş’tan bir mısra çıkabiliyor karşınıza! Çok sevdim, doğruya doğru!

Türkiye’den Göç Tarihi başlıklı bölümde, Alman gazeteci Günter Wallraff’ın, 1983 yılında, Türk işçiler ile ilgili yaptığı araştırmadan çok etkilendim. Ne yaptığını yazmayayım, belki kitabı okursunuz. Bence okuyun! Ancak göç tarihimize ait dönemleri ve verilen adları buraya aktarmak isterim:

1960 – 1970 Dönemi ➡️ işgücü göçü
[ Türkiye’den Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine ]

1970 – 1980 Dönemi ➡️ Sosyal göç [ aile birleşmeleri sebebiyle]

1980 – 1990 Dönemi ➡️ Siyasal Göç [ 12 Eylül darbesi sonrası ]

1990 – 2000 Dönemi ➡️ Etnik göç [ Terör nedeniyle ]

2000 Sonrası Dönem ➡️ Yeni Nesil Göç
[ Türkiye’deki demokratik ve ekonomik gelişmeler nedeniyle ]

Yazarın ifade ettiği üzere, son dönemde ülkemizde yaşanmakta olan yeni nesil göç bu kitabı yazma motivasyonu.

Göç ve göçmenlik sözkonusu olunca, göçtükleri ülkelerde ses getiren başarılara imza atan – yazarın deyimiyle – “beyin gurbetçileri“mizden de bahsetmiş Evrim Kuran.

Ahh, ahh olmadık yerlere, olmadık paralar aktarılıyor ama ülkemizi ileri ülkeler seviyesine çıkaracak işlere yatırım yapılmıyor. Sonra da o göçenler adını duyurunca, bedavadan övünülüyor! “Devlet adamı geleceğe yatırım yapar, siyasetçi gelecek seçime yatırım yapar” sözü ne kadar doğru! Oysa eğitim ve bilgi üretimi uzun soluklu bir yatırım… Laboratuvarlarda sabahlamanın, sabırla araştırmanın sonucu, Covid-19 pandemisinde aşı olarak karşımıza çıkıverdi işte! Ders çok da, almasını bilene!

Sevgili Evrim Kuran! Bu kitaba verdiğiniz incelikli emeğe, kişisel paylaşımlarınızdaki içtenliğe, kitap ve kişi referanslarınıza yürekten teşekkür ediyorum!

Göçmeyenin göçeni anlaması çok zor. Göçme kararı, bıçağın ne kadar kemiğe dayandığıyla ilgili bir an. Göçmeden önce, gelip de geri dönenleri anlamıyordum; şimdi anlıyorum, demek ki gerçekten çok zorlanmışlar. Çocuğum olmasaydı, sanırım ben de dönerdim.” ( s.71) demişsiniz. Emeklerinizin yerini bulmasını diliyorum!

Sevgili Okurlar; kitapta sadece olgular ve tespitler yok, Ne Yapacağız? bölümünde, atılması gereken adımlar da net olarak belirtmiş! Aklın yolu bir olsa da çözümler, çözmek isteyene çok…

Yazımı kıymetli şairlerimizden Ataol Behramoğlu’nun Bir Çocuğa Layık Olmak adlı şiir kitabından, aynı adı taşıyan şiiriyle bitirmek istiyorum:

Çoğumuz yetişkin yanlışlarızdır aslında
Katı, güvensiz, kibirli
Çocuklar yaşar yanıbaşımızda
Geleceğin gözüpek öncüleri

Masum bir meraktır taşar içlerinden
Yanıtsız çoğu kez ve hazır bağışlamaya
Soralım kendi kendimize bazen
Layık mıyız çocuklara?

{s.38 / Bir Çocuğa Layık Olmak / Tekin Yayınevi}

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Göçmen yer değiştirmez, yeryüzündeki yerini yitirir. Vatanından olmuştur ama yeni bir vatan da bulamamıştır.” Zygmunt Bauman ( s.19)

Çekilin, Ben Okurum! | Anıl Basılı

Çekilin, Ben Okurum! | Anıl Basılı ( d. 1991 )

Resimleyen: Eda Ertekin Toksöz

Okunma Zamanı: 04 Ağustos 2022

Öykü | 1. Baskı – 2022 | Doğan Çocuk Yayınları

8 yaş ve üzeri… | 104 sf.

“Ya biriktirdiğim tüm kitapları okuyup kışın ortasında kitapsız kalırsam?” ( s.17 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Çocuk Edebiyatı her daim sığındığım bir limandır. Ruhumu temize çektiğimi hissediyorum.

En başta belirteyim, ba – yıl – dım!

Bence “8 yaş ve üzeri” ibaresine takılmayın, okuyun derim! Zaten büyük ve küçük sıfatları yayıncılık kuralları gereği.


Ne demişler efendim, “insan her yaşta çocuktur!”, değil mi ama! Ayrıca çocuklara “çocuk” dememek gerektiğini söylemişti bir eğitimci – adını hatırlayamadım – Doğan Cüceloğlu muydu yoksa!? “Onlar, küçük insanlar” demişti. Ne kadar doğru!

Ezcümle, yaşa başa takılmayın! Okuyunuz bu kitabı! Çünküüü bu kitap, okurlar için!

Kitabın yazarı Anıl Basılı bakın kimlere ithaf etmiş kitabını:

Bulutları bir şeylere benzetme oyununa devam edenlere ve kitap saksısında umut büyütenlere…

Doğruya doğru, bendeniz hâlâ “bulutları bir şeylere benzetme oyununa devam edenler” grubundayım!

Okuduklarını unutan Benekli Fil, kitap biriktiren İstifçi KarKarınca, kitaplara tüküren Dev Lama ve daha başka hayvanlar yoldaşınız olurken, bu vesile ile “Okur Hakları”nı da öğrenmiş oluyorsunuz! Sınırı yok, siz de ekleyebilirsiniz!

“Kapağına bayıldığı kitabı evine götürmeyi kafasına koymuştu bir kere!” ( s.19)

Her bölümün sonunda sorular sormuş yazar. Ayrıca kitabın sonuna da yazma etkinliği eklemiş!
QR kodunu cep telefonunuzla okutarak “Okur Hakları Posteri” ni de indirebilirsiniz!

“Eğer yılda en az iki kere kitapları raflardan çıkarıp onları temizlemezsen hepsi bitlenir.” ( s. 31 )

Yüzümde gülücüklerle okudum ve çok sevdim! Yazarının ve çizerinin emeklerine teşekkür ediyorum.

Orman Kütüphanesi‘ne buyurun efendim!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

📚”Ama baba… Yarım bırakırsam kitabım arkamdan ağlamaz mı? Dedem yarım bıraktıklarımın arkamdan ağlayacağını söylemişti.” / “O sadece yemekler için geçerli. Kitaplar ağlamaz.” ( s. 37 )

NE OKUDUM | TEMMUZ – 2022

📚 NE OKUDUM | TEMMUZ – 2022 📚

🌳Küçük Bir Ayrıntı | Adania Shibli | Roman |
Can Yayınları


➡️Odaklanamadığım için hakkında yazmadığım kitaplardan biri. Çok çarpıcı bir roman aslında, özellikle de sonu…


Zafer tankların değil insanın olacak.
Savaşlar böyledir, bazen aynı aile fertleri arasındaki bağları bile koparır.

🌳Hoşça Kal Umut | Ayla Kutlu | Roman |
Bilgi Yayınevi

🌳Bir Vegan ile Evlendim | Fausto Brizzi | Roman | Pan Yayıncılık

🌳Ickabog | J.K. Rowling | Roman
Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş

🌳Ördek, Ölüm ve Lâle | Wolf Erlbruch | Masal
hep Kitap


➡️ Ölüm sevimsiz bir konu, farkındayım. Fakat yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. “Çocuklara bu konu nasıl anlatılabilir?” sorusuna yanıt olabilecek nitelikte sevimli bir hikâye. Bu kitabı öneren ilk kişi – doğru hatırlıyorsam – felsefe hocası Kaan Ökten idi. Diğer kişi ise Kırmızı Kedi Kitabevi’nin Beşiktaş Şubesi’ndeki kasa görevlisiydi – adını hatırlayamadığım için utandım doğrusu.

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

ICKABOG | J. K. ROWLING

ICKABOG | The Ickabog | J. K. Rowling ( d.1965 )

Çeviren: Hazel Bilgen

Okunma Zamanı: 28 Temmuz – 01 Ağustos 2022

Roman | 1. baskı – Aralık 2020 | 14 yaş ve üzeri

Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş | 282 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Bu seneki yaz okumalarım oldukça verimsiz geçtiği için biraz canım sıkkın. Aile içi faaliyetler yoğun geçtiğinden, okumaya fırsat kalmadan uyku diyarına doğru yolculuğa çıkar oldum. Okumaya fırsat bulduğumda ise dikkatimi toplayamadığımı farkedince, akışa bırakmaya karar verdim.

Harry Potter serisini epeyce geç kalarak tamamladığımda J.K. Rowling’in hayranı oldum ve çok takdir ettim.

Ickabog kitabı çıkınca hemen aldım, demeyeceğim çünkü bu kitap bana hediye edildi.
Dolayısıyla yazımın başında, kitap dostum Seda Ediz’e yürekten teşekkür ediyorum. Çok beğenerek ve merakla okudum!

J.K.Rowling’in çocukları küçükken, onlara anlattıkları iyi ki tavanarasında tozlanarak beklemiş / demlenmiş de, Covid – 19 pandemisi nedeniyle gün yüzüne çıkar olmuş. “Her şey zamanını bekler ” sözü yine doğrulanmış olmuş bir kez daha.

Rowling Önsöz bölümünde, Ickabog kelimesinin, “zafer yok” veya “bozguna uğramak” anlamındaki “Ichabod” kelimesinden geldiğini belirtiyor.

… Ickabog hikâyesini okuduğunuzda neden bu adı seçtiğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.” ( s.7 ) demiş.

Hikâyeyi okudum ve anladım Sevgili Rowling! Her zaman olduğu gibi yine ders niteliğinde, insanın tabiatını gözler önüne seren bir yolculuk oldu doğrusu. Vakti olanın, elinden bırakmadan – hani “bir oturuşta bitirdim” denen türden – okuyacağı bir kitap Ickabog!

Kornukopya Krallığı gibi huzur içinde bir ülkenin, nasıl cehenneme çevrildiğini okuduğunuzda, eminim pek çok şey – ülkemiz özelinde – çok tanıdık gelecek ne yazık ki… Lâkin hepimiz biliyoruz ki, bu sorun evrensel…

14 yaş ve üzeri gençler ve yetişkinler için olan bu kitabı bence herkes okumalı Sevgili Okurlar! Kimi zaman, yaşadığımız olaylara kitapların rehberliğinde bakmak da faydalı oluyor.

Yazımı, Rowling’in yine Önsöz‘de sorduğu, sanırım çoğumuzun da hemfikir olacağı soruları buraya aktararak bitireyim:

🌳”Neden kendi yarattığımız canavarlar gerçek yüzümüzü ortaya çıkarır?

🌳”Kötülüğün bir insanı ya da bir ülkeyi ele geçirmesi nasıl mümkün olur ve onu yenmek için neleri feda etmek gerekir?

🌳”İnsanlar neden yetersiz, hatta var olmayan kanıtlara rağmen yalanlara inanmayı seçer?
( s.7)

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Not: Kapağını da çok beğendim!

…, çünkü gözyaşları aynı kahkahalar gibi zihni iyileştirebilir.” ( s.207 )

Hoşça Kal Umut | Ayla Kutlu

Hoşça Kal Umut | Ayla Kutlu ( d. 1938 )

Okunma Zamanı: 13 – 20 Temmuz 2022

Roman | 4. Baskı – Ekim 2011|

Bilgi Yayınevi | 206 sf.

1987 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Ödülü

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Ayla Kutlu eserlerini okumayı seven bir okur olarak, ne kadar tarafsız kalabilirim bilemiyorum doğrusu. Ancak bildiğim birşey var; okuduğum her kitabında kullandığı dile hayran kalıyorum. Öyle güzel ifade ediyor ki duyguları, doğayı, insanı ve olayları, bana hayranlıkla okumanın zevki kalıyor.
Minnetimi ve teşekkürümü yazımın başında ifade etmek istiyorum.

Daha önce okuduğum dört kitabı gibi Hoşça Kal Umut romanında da “belli bir zaman parçasını” kullanmış Ayla Kutlu. 12 Mart Dönemi…

Romanın erkek kahramanı Oruç, “1971 olayları sırasında müebbet hapse hükümlü bir çocuk. İnfazdan yararlanarak serbest bırakılmış.” Fakat geri çağrılma tedirginliği yaşıyor. Yirmi yaşında girdiği hapisten, yirmi sekiz yaşında çıktığında hayatın değiştiğini farkediyor.

Her şeyin farklı yaşandığı “toplu” hapishane yaşamının tersine, dışarı çıkmış Oruç , “birey olmayı öğrenme” arzusu içinde şunları geçiriyor içinden:

Birey olmayı, bütün tatları duyabilen bir insan olmayı öğreneceğim. Kitaplar alacağım. İzin verilenleri değil, kendi istediklerimi seçerek. Onların beni içlerine çekmelerinden, soluklarını yutmama izin vermelerinden müthiş haz duyarak.” ( s.12 )

Güvercin tedirginliği derler ya hani, işte Oruç’un tedirginliği tam da öyle. Fakat hayatına bir aşk girer! Algüz… Algüz onu sevsin, alışsın istemez çünkü onu kırmaktan korkar Oruç.

Peki Oruç, istediği gibi bir birey olabiliyor mu? Bu sorunun cevabını okuyacak olanlar öğrenecek kuşkusuz. Ben sadece bir tüyo vereyim; bu romanı, bir “bildungs roman”, yani kurgu boyunca kahramanın gelişip olgunlaştığı bir roman olarak tanımlayamam…

Sevgili Okurlar; 1987 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nden Günseli Önal ile yaptığı söyleşide:

Sanatçılar resmi tarihin dışına çıkabilen ve insanlara görüş ufku açan kişilerdir.

demiş Ayla Kutlu. Söylediğini yazdıklarına oya gibi işlediğini, okuduğunuz bir kitabında gerçekten farkedebilirsiniz.

Geçecek… Her şey geçer. İyi ve kötü, dayanılır ve dayanılmaz her şey. Zaman ve güzellik, sonra insan…” ( s.14)

Her şey geçmeye geçiyor da sevgili okurlar, ardında bıraktığı seda hoş mu değil mi; işte bütün mesele bu.

Canına bile sahip çıkamazsın bu ülkede. Sigara yakar gibi ateş alır silah.” ( s.175) cümlesini okuyunca derin bir ah! çekmedim desem yalan olur! Hep mi tanıdık gelecek kimi şeyler!

Oruç’un hapishanedeki defterine yazdığı gibi;

“(…) Tek şeyin önemli olduğuna inancım hiç değişmedi. Yaşamımın özeti de bu: Onurlu kalmak…” ( s.133 )

Konu netameli ama dil muhteşem! Canım Ayla Kutlu! Ömrünüze bereket!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Yaşam bir anlamsızlık yumağı zaten. Boyuna sarıyorsun, boyuna sarıyorsun.” ( s.123)

Bir vegan ile evlendim| Fausto Brizzi

Bir Vegan ile evlendim – Maalesef Gerçek Bir Hikâye | Ho sposato una vegana – Una storia vera, purtroppo | Fausto Brizzi ( d.1968 )

Çeviren: Eren Cendey

Okunma Zamanı: 04 – 05 Temmuz 2022

Otobiyografik anlatı | 1. Baskı – 2020 |

Pan Yayıncılık | 144 sf.

🍅🌶”Karımın gelecekteki boşanma avukatı bu satırları okuyanlar arasına saklanıyorsa, şimdiden uyarmalıyım, sonraki bölümlerde izni ve merhametiyle onu tatlı tatlı eleştireceğim. Ama özellikle altını çizmek istediğim durum şudur ki anlattığım her dramatik olay gerçekten yaşanmıştır ve hayal gücümün ürünü değildir. Benim lehime şahitlik edebilecek ve yaşananların tümünü yeminle onaylayacak yüzlerce akrabam, arkadaşım ve tanıdığım var. Onlar benimle birlikteydiler, olaylara katıldılar hattâ daha şanssız olanlar yemeklerinin tadına da baktılar. Bu nedenle sevgili avukat, o gün duruşmada bana karşı daha müşfik olun derim. En azından bana, “Nelere katlanmak zorunda kaldığını biliyorum, senden yanayım dostum ama mesleğimin gereğini yerine getirmek zorundayım,” dercesine gülümseyin lütfen.” ( s.9 – 10 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Biraz uzun bir alıntıyla giriş yaptım, affola! Amacım, kitabın üslubunun nasıl olduğuna dair fikir vermek. Umarım maksat hâsıl olmuştur.
Anlatı boyunca sıkmadan, tebessüm ettirerek, kimi zaman sesli güldürerek aktarmış ünlü İtalyan senarist ve yönetmen Fausto Brizzi.
Sonuçta film tadında bir kitap çıkmış ortaya.

Veganizm ya da veganlık, doğaya, canlılara saygıyı önceleyen ve hayvanlarla bağlantılı hiçbir ürünü yememeyi ve giymemeyi temel alıyor. Dolayısıyla, yün ve deri eşyalar kullanmayıp, hayvanla ilişkili hiçbir gıdayı da tüketmiyorlar.

Fausto Brizzi tam bir etobur ! Bir arkadaş toplantısında âşık olduğu, sonradan eşi olan İtalyan aktris Claudia Zanella ise vegan! Lâkin Fausto’nun bundan haberi yok!
İlk buluşma teklifini kabul eden Claudia’yı ünlü bir et restoranına götürdüğünde öğreniyor durumu.

İlişkilerinin başlangıcından itibaren, evlenip bebekleri oluncaya kadar geçen süreçte, biz okurlar, sıcak ve esprili bir dille, Fausto’nun veganlığa alışma sürecini ve yaptıklarını, kaytardıklarını okurken; vegan bir beslenmenin neleri içerdiğini öğreniyor; hayvanlarla olan ilişkilerini; yaptıkları seyahatlerde bu yeme alışkanlıklarını uygulayıp uygulayamadıklarını, başlarına nelerin geldiğini okuyoruz.

Fausto Brizzi’nin, yazımın girişinde alıntıladığım, “Karımın gelecekteki boşanma avukatı…” girişi dikkatimi çekti, google’a bir bakayım dedim. Bu kitabın basımı 2017 yılı. Bu kitapta adı geçen ve kitabı ithaf ettiği vegan olan eşi Claudia ile evliliği 2014 – 2020 yılları arasında; yani sahiden boşanmışlar! Sebebine yorum yapmayayım!

Sevgili okurlar; kitabı okurken tarihten, bilimden, sanattan, yazarlardan, bir zamanlar kimlerin vegan olduğunu bilseniz şaşarsınız. Ben bu durumu çağımıza özgü sanıyordum.

Özetle, farklı ve keyifli bir okuma yapmak isteyenlere içtenlikle öneririm.

Akıcı dili için, çevirmeni Eren Cendey’e teşekkür ederim. Bildiğim kadarıyla kendisi de bir vegan!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🍉”… ‘Önlemek, tedavi etmekten iyidir’, söylemi sadece deyim değil, acıklı bir gerçek. Acıklı çünkü ilginç bir tesadüf sonucunda kaçınılması ve yapılmaması gereken şeyler genellikle bize keyif veren şeyler.” ( s.81)

Biliyor musun, senden gerçekten çok hoşlandım… Ne yazık ki erken öleceksin!” ( s. 23)

Ne Okudum | Haziran – 2022

📚 Ne Okudum| Haziran – 2022

🌳Hoş Geldin Hüzün | Françoise Sagan | Roman | Everest Yayınları

🌳Başka | Ege Soley | Anlatı | Doğan Novus

🌳Kitap Tamircisi | Ömür Kurt | Öykü – Roman |
Doğan Çocuk |
📌 9 yaş ve üzeri için ancak yetişkinler de okusa keşke! Yazarının tabiriyle “yaşsız bir kitap”.

🌳Anka Kuşu | D. H. Lawrence | Deneme |
Yapı Kredi Yayınları

🌳 Bir Arkadaşlık | Silvia Avallone | Roman |
Hep Kitap

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun! 🌸📚

“İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitap, geride kalan yılları da o kitabın eleştirisidir.”
A. Schopenhauer

BAŞKA | EGE SOLEY

Başka | Ege Soley ( d.1983 )

Okunma Zamanı: 28 – 30 Haziran 2022

Anlatı | 1.Baskı – Haziran 2021 |

Doğan Novus | 222 sf.

Ege Soley ‘in daha önce Sakin ve Yakın kitaplarını okumuştum. Kendisi gibi içten metinler. Son kitabı Başka epeydir bekliyordu. Doğru zamanda ve bana iyi gelen bir okuma oldu.

Başka, adı ile müsemma bir kitap. Çok sevdim! İlk iki kitaptan “başka” olmasının sebebi – bence – yaşadığı deneyimi acısıyla, tatlısıyla, özverisini kararlılığını içtenlikle paylaşması.

Nihayetinde bambaşka bir meslek edinerek, içindeki “bir sürü insan” dan birini daha ortaya çıkarıp bir çiçekçi kazandırmış İstanbul’a.

Siyaset eğitiminin peşinden, başka bir kulvara girip Ecole des Fleuristes de Paris’te çiçekçilik ve botanik eğitimi alıyor ve hem de ünlü bir çiçekçide çırak olarak çalışmaya başlıyor. Ne var yani, demeyin sakın! Tek kelime Fransızca bilmeden, henüz dil kursuna başlamışken, kendinizi Fransızca eğitim veren bir okulda bulup, üstüne Latince kelimelerle de boğuşurken bir düşünün bence.

Bu kitapta Fransız iş yaşamının ne derece sistemli olduğunu da öğrenmiş oldum. Çırak olarak çalışırken bile sendika desteği arkanızda.

Sıfırdan bir kariyer inşa etmek ne derece zor olsa da – acısıyla tatlısıyla – Ege Soley bunu başarmış.
Tebrikler! Ve bu tecrübesi boyunca yaşadığı, hastanelik olacak derecedeki kazalar ve hastalıklar için ise Geçmiş Olsun! diyorum.

Paylaştığı ilginç anılar da var, bilgiler de. Örneğin, bir beyefendinin, Sevgililer Günü’nde en pahalı en güzel güllerden bir buket yaptırıp, sonra yapılmasını talep ettiği şey şaşkınlık verici idi. Bu ve bunun gibi hem iş hayatı hem sosyal yaşam hakkında ilk elden bilgileri tatlı bir dilden okuyorsunuz. Farklı başlıklardaki ara metinlerde ise çiçekler ile ilgili bilgiler paylaşmış.

Sonuç: Bilindik bir yaşamı seçse kimse yadırgamızdı inanın. O kendi istediği bir iş için, sıfırdan başlayıp, çiçekçi Ege’yi yaratmış. Başına gelmeyen kalmadığı halde vazgeçmemiş.

Severek ve ilgiyle okudum! Adı gibi, diğer iki kitaptan başka bir tat olmuş BAŞKA!

Sevgimle ve şevkimle ilettim!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

KİTAP TAMİRCİSİ | ÖMÜR KURT

Kitap Tamircisi | Ömür Kurt ( d. 1982 )

Resimleyen: Ahmet Uzun

Okunma Zamanı: 27 Haziran 2022

Öykü – Roman | 3. baskı – 2021 | Doğan Çocuk |

9 yaş ve üzeri | 91 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Eski koltukların söküklerini dikip, çürümeye yüz tutmuş antika mobilyaları onaran ve eşyalara yeniden ruh veren babama…

demiş Ömür Kurt kitabının ithaf bölümünde. Bu ithaf, yüreğimi ısıtan bir selâmlama oldu benim için. Parçası olduğumuz yaşam döngümüze en çok zarar veren canlının insan olduğu gerçeğini, hem çocuklara hem biz büyüklere öyle güzel anlatmış ki yazar, ba – yıl – dım!

Yazar, Milliyet Kitap Eki’nin Haziran – 2022 sayısındaki röportajında, “yaşsız bir kitap olmasını amaçladım.” diyor. Yukarıda yazdığım künyede, “dokuz yaş ve üzeri” nin, “üzeri” kısmına yetişkinler musallat olabilir! Çünkü kurgu, kitap içinde öyküler okutuyor hepimize.

Muhsin Dede kitabı tamir ettikçe her bölümde gizemli ve düşündüren bir soru veya “Dünya hep vardı ama ben yoktum. Bir gün geldim, bu dünyadan oldum.” ( s.18) benzeri cümleler merhaba diyor. Sonra peşine takılıp gidiyorsunuz. Çünkü kitap içindeki öyküleri Ahlatlı Belturan adlı, Evliya Çelebi misali bir kişi aktarmış.

Ömür Kurt, iklim krizine dikkat çekmiş Kitap Tamircisi‘nde. Küçüklerin anlayamayacağı kelimeler için ( örn. vesvese, toy, gaip vb.) dipnotlar eklemiş.

Yedi bölümden oluşan kitap, Dağlar bölümü ile başlıyor, Ülkeler ve Şehirler bölümü ile bitiyor.
Gayet nefis ve sıcak bir anlatımı var.

Sevgili Okurlar; Titreyen Ağaç, Sürüklenen Kütük, Kıkırdayan Çayır vb. başlıklarını taşıyan ve tamir edilen kitaptaki öyküler de ayrıca takdire şayan. Bu öyküleri ve kitaba hayat veren resimleri de çok beğendim.

Bir çocuk yaşlanır mı?” ( s.40) diye soruyor yıpranmış kitap! Ne dersiniz, kıymetli okurlar! Beden yaşlansa da, içimizdeki çocuk hep var, sizce de öyle değil mi?

Çocuk Edebiyatı hayatımı kurtaran bir tür. Ne zaman içim daralsa, ya da içimdeki çocuk, “beni unuttun yine, huuu!” diye uyarsa, kitaplığımızdaki çocuk kitapları bölümünde alıyorum soluğu.
Bu arada bu kitabı, benden önce eşim okudu! “Yaa ne güzelmiş, başka kitabı var mı bizde bu yazarın?” diye sordu. Olmaz mı hiç! Daha önce Karaca ve Mucizeler Köyü adlı kitabını okumuştum Ömür Kurt’un ve onu da sevmiştim!

Dünyayı nasıl da hor kullanmışız.” ın romanı Kitap Tamircisi.

Çıkmadık candan umut kesilmez, sözü gibi, yazar da umuda tutunmuş. “Eğer fark edersek…” demiş.

N’olur farketsek artık!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🌳”Bilgisizliğinden cesaret bulan insanlık, dağlara bu kez ışık toplarını aramak için değil, ağaçları kesip dağların canını yakmak için çıkmaya başladı. Eskiden ermişlerin, bilgelerin arınmak için çıktığı bu dağlara, artık ellerinde baltalarıyla tırmanıyordu insanlar. Hâl böyle olunca karanlık gökten yere indi, insanların içine girdi. İçini karanlık bürüyenler ağaçlara ve hayvanlara korku vermeye başladı.” ( s.25)

Ne de olsa hırs, bir hırsız gibi insan yüreğine girer, merhameti çalar yerine öfkeyi bırakıp kaçarmış.”
( s.82)

Bir Arkadaşlık | Silvia Avallone

Bir Arkadaşlık | Un’amicizia | Silvia Avallone (d.1984 )

Çeviri: Eren Cendey

Okunma Zamanı: 11 – 23 Haziran 2022

Roman | 1. baskı – Kasım 2021 |
Hep Kitap | 435 sf.

Yazar olmak için ilk kural nedir? Okumak. İkincisi? Gözlemlemek.” ( s.111)

Elisa Cerruti – 14 yaşında
Beatrice Rossetti – 14 yaşında

Karakterleri birbirine zıt iki arkadaş. Evet biliyorum, kitabın adı “Bir Arkadaşlık“. Sıradan bir arkadaşlık mı da, böyle belli belirsiz bir ad konmuş diye düşünebilirsiniz. Kesinlikle değil. Örneklersem şöyle tarif ederdim: Aynı bölgede olup farklı yataklarda akan iki derenin bir noktada birleşebilme öyküsü…

Roman büyük bir kelime. İçimi döktüm diyelim, bu doğru çünkü yazmak bana özgürleşme sağladı.” ( s.412) diyor arkadaşlardan biri.

Biz okurlar, onun gözünden okuyoruz kurguyu. O yazdıkça özgürleşirken, biz neler olduğunu öğreniyoruz.

Gerçek dediğimiz şey nedir? Her gördüğümüz gerçek mi yoksa, biz bize sunulan filtreli bir yaşamı gerçek mi sanıyoruz?

Bir Arkadaşlık, iki yeni yetmenin ergenlik hezeyanları ve sancıları gibi görünse de açık ya da örtük pekçok mesajı olan bir roman.

Kimi yerlerde kendini ifade ederken, İtalyan yazarlar kadar, Dostoyevski, Anna Karenina, Madam Bovary, Savaş ve Barış kadar, Merleau-Ponty gibi felsefe referanslarına da selâm verilmiş.

Çağdaş İtalyan Edebiyatın sevilen ismi” olarak tanımlanan Silvia Avallone’den okuduğum ilk kitap oldu Bir Arkadaşlık. Okuma sürecimde, zaman zaman sıkılma emarelerim oldu ise de merak galip geldi. Kimbilir belki de benden kaynaklı bir okuma sorunudur. Bu sebeple, ilgi duyabilecek olanlar için, özellikle genç kızlar ve kadınlar için kıymetli bir okuma olma potansiyeli taşıyor. Genç kızlıktan kadınlığa geçiş, annelik – babalık misyonu, aile yapısı, yaşanılan çevre vb. pek çok pencereden bakabilme ve sorgulama olanağı sunuyor okurlara.

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

📌“Büyümek bir kayıptır.” ( s.46 )

“Anneler asla ölmemeli. Öldüklerinde geriye bakıyorsun ve sanki artık bir hikâyen, bir yerin, hiçbir şeyin kalmamış gibi oluyorsun.” ( s.204)