Gör Bağır | Fuat Sevimay

Gör Bağır | Fuat Sevimay ( d. 1972 )

Okunma Zamanı: 13 – 17 Ocak 2022

Öykü / 1. Baskı – Aralık 2021 /
İthaki Yayınları / 86 sf.

🗝”Ama memlekette adalet var diyorlar. Vardır kıyıda köşede bir yerlerde zahir.” ( s.32)

Gör Bağır, yazarın kaleminden okuduğum ikinci öykü kitabıdır. Gör’düğümüz toplum ve insan ahvallerini anlatan dokuz öyküden mürekkep. Ne kadar “bağır”dığımız konusunda ise susma hakkımı kullanmak istiyorum.

“Ama insanın insana yaptığını doğa yapmaz.” ( s.81)

Âşina olduğumuz iyilik, kötülük, adaletsizlik, her iki anlamda da göçme hali… Dokundu kıymetli okurlar. Acı – tatlı (bittersweet) denen hikâye de var, “Anne, tokam çamurlanacak,..” ( s.40) cümlesiyle gözümden yaş akıtan da. Bu cümlenin nesine ağladın derseniz, öyküyü okumanız gerekecek efendim. Elbette keyfiyet size aittir.

Yazar, daha önce okuduğum Ara Nağme öykü kitabından – hafızam beni yanıltmıyorsa – farklı yazım teknikleri de kullanmış sanki. Örneğin, yaklaşık iki buçuk sayfa süren cümle, şekilli “düşme” kelimesi, öykünün belirli yerlerinde tekrar eden cümle kalıpları, üç satırlık öykü vb. Diğer keşifler okuyacak olanlara kalsın bence. Yaşar Kemal tadı var sanki dediğimde, karşıma çıkan Yaşar Kemal…

☆Dolap Beygiri ☆E ☆Suriye Pasajı
☆Bazen Garson ☆İyi Kötü Çirkin ☆Birincisi
☆Hurda Franco ☆Sonunardı ☆Nassaulu İsa

Hepsinin Gör Bağır‘ı ayrı olmasına ayrı ama ortak nokta nedir diye kendime sordum. Aldığım cevap şu oldu: Tutunamayanlar kadar merdivenden tekmeyle itilenler… Ağlatan Suriye Pasajı‘na, ümitvar hissettiren Hurda Franco‘ya özel selâm ederim…

…çünkü biz çok merhametli hayvanlarız.” ( s.86)
cümlesinin, “merhametli” kısmının kazanması dileğimle; öykü seven, sevmeyip “bi’ bakayım n’ola” diyenlere sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim.

Unutmak ne görkemli, ne gizemli kelime. İnsan neyi unutup neyi hatırlayacağına kendisi mi karar verir? Keşke unutmak diye bir şey gerçekten var olsaydı. İnsan neleri unutur mesela?” ( s.53 )

Haydarpaşa’nın Son Memuru | Başar Öztürk

Haydarpaşa’nın Son Memuru | Başar Öztürk
( d.1982)

Okunma Zamanı: 07 – 12 Ocak 2022

Roman / 1.Basım – 2021 /
Ayrıntı Yayınları / 192 sf.

Özel not: Kitabın arka kapağında kadın karakter Aysel olarak belirtilmiş olup doğrusu Yağmur’dur.

Ahh , Efes Katipoğlu! Ne zaman Beşiktaş – Kadıköy arası seyr ü sefer etsem, Haydarpaşa’nın çatısında görür gibi olduğum o kafa, senin kafanmış meğer. Koyduğun menekşeleri pek seçemedim ama, eh normaldir tabii o kadar uzaktan. Sonuçta dürbün değil uzak gözlüğü takıyorum!

Sevgili Okurlar,

Konusu, kurgusu Haydarpaşa Garı olması sebebiyle merak edip okudum Haydarpaşa’nın Son Memuru‘nu… Hâlâ İstanbul’un gündeminde olmaya devam ediyor bu kıymetlimiz.

Sürükleyici kurgusu ile kendini okutan bir – arka kapak metninden alıntıyla – “sosyo – politik roman“. Baba Ali, Eser, Yağmur, Jacques vb. kişi karakterler kadar semt karakterler de var bu kurguda.

Başar Öztürk, edebiyatımızın hukukçu yazarlarından olup, İletişim Fakültesi’de Radyo, Televizyon ve Sinema eğitimi de almış. Dolayısıyla her iki eğitim alanındaki birikimlerini de kurguya dahil etmiş görünüyor.

Geleyim romana; Efes karakteri torpille – başka türlü atanmadığı için – Haydarpaşa’ya avukat olarak atanıyor. Babası gibi okumayı sevdiği için, burada tanıştığı emektar Baba Ali’nin verdiği okuma ödevlerini keyifle yerine getiriyor ve böylece işine ısınmaya başlıyor. Lâkin Efes çok da huzurlu bir kişilik değil ve bunu roman boyunca iç sesinden hissediyorsunuz. Sonunu hem tahmin ettim hem edemedim diyebilirim. Neticede merakla kendini okuttu Haydarpaşa’nın Son Memuru.

Beni rahatsız eden tek yönü – başlarda tebessüm etmeme vesile olsa da – farklı ve mizahi betimlemelerin fazla olması idi. Yazarın tercihi elbette…

Ezcümle, Efes Kâtipoğlu, Haydarpaşa için verdiği mücadeleyi de kendi mücadelesini de hangi yöne taşıyacak? Okuyacak olanlara kalsın derim.

Ancak, “Sonucun önemli olduğu bu dünyadan nefret ediyorum. Gidiş yoluna önem veren bir ideoloji kurmak istiyorum. Gidiş yolunun samimiyetine inanan insanlar istiyorum.” ( s.167)

serzenişini de deniz feneri olarak sunmak isterim.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntılar:

Anne babalarının kişisel tatminleri için biz çocuklarına koydukları zorlama isimleri taşıyan Sisifos’larız. Memur olacak insanlara Mira, Maya, Efes gibi isimler koyuyorsunuz. İsmimizin altında can veriyoruz. Bize ait olmadığı bariz adlarımızı ömrümüz boyunca birer mezar taşı gibi taşıyoruz ve yorulunca da altında kıvrılıp bir daha uyanmamak üzere uyuyoruz…” ( s.11 )

Evdeki eşyalarımı toparlamaya başlamıştım. (…) Çoğu okuduğum kitaplar olmasına rağmen, ben gittikten sonra annemlerin göndermesi için kitaplarımı da kutuladım. Mülkiyetçiliğin üzerimdeki zaafıdır kitaplarım. Kitaplarımı, onların okunmuş olmasını, yan yana sıra halinde mezar taşları gibi raflara dizilişlerini izlemeyi severim. Üstelik büyük bir kısmı babamdan kalma. Onun okuduğu kitapları okudukça hâlâ hayattaymış gibi gelir bana. Çoğunu lise ve üniversite yıllarında okumuş babam. Genelde sosyal adaletle ilgili yerlerinin cetvel ve kırmızı tükenmez kalemle altını çizmiş. Rastladıkça gülümsetir bu durum. Satırları kırmızı kalemle çizen o şaşkın asi genci, bir babadan ziyade bir kardeş gibi düşlerim. Ben kitaplarda yalnızca güzel tanımlanmış kişisel çöküntülerin altını çizerim, en yakınımda hangi kalem varsa ve cetvelsiz.” ( s.23 )

“İnsanlar hep bir kahraman bekler. Yaptıkları tüm o rezaleti temizleyecek büyülü bir değnek veya paspas ister.” ( s.162 )

Çok Unutkn Oldum | Kaynak Selekler

Çok Unutkn Oldum | Bunamaktan mı korkuyorsunuz? Belki de yanılıyorsunuz! |
Prof. Dr. Kaynak Selekler (d.1943 )

Okunma Zamanı: 03 – 06 Ocak 2022

Araştırma İnceleme / 1.baskı – Eylül 2021 /
Doğan SoLibri / 238 sf.

Aslında Alzheimer bir yaşlılık hastalığı olduğu kadar, bir orta yaş hastalığı da. Çünkü hastalık beyinde, hastalık belirtileri ortaya çıkmadan onlarca yıl önce başlıyor. Hastalığı tam düzelten bir tedavi yok henüz. (…) Hastalığın başlangıcını geciktirmek, korunmak olası. (…) önlemlerin genç-orta yaşlardan itibaren alınması gerekiyor.” demiş Prof. Selekler.

Sanırım okumak, araştırmak gibi zihinsel faaliyetlerle bir nebze de olsa önlemlere – farkında olmadan – başlamış oluyoruz 😊

Bu okuma motivasyonumun arkasında ailemizdeki ileri yaşlı büyüklerimiz ve elbette orta yaşı geçmiş olan bizler varız. Aslında bu konuda bir aile tecrübemiz de var. 15 yıl önce kayınpederimi böyle bir sürecin sonunda kaybettik. Süreç yaklaşık 10 yıl sürdü. O zamanlar eşim çok araştırdı. Vakıf ve derneğin eğitimlerine katıldı. Lâkin bu kitap gibi kitaplar yok denecek kadar azdı. Olanlar ise tıp literatürüne âşina olanların anlayacağı türdendi. Bu sebeple, kitabın yazarı Prof. Dr. Kaynak Selekler’in:

… kitap mümkün olduğu kadar tıp mensubu olmayanların da anlayacağı şekilde yazılmaya çalışıldı.” cümlesini özellikle önemsiyorum.

Tıbbi konular yok mu? Elbette var. Araştırmalar sunulmuş. Hatta tıp eğitimi almış olanlar için ayrıca bir bölüm eklemiş; merak edenler de okur belki diye kitabın sonuna “Terimlerin Açıklamaları” nı alfabetik sırayla vermiş.

Yaşam tarzından tutun, yiyecek – içeceklere, eğitim düzeyine, incelenen topluluklara değin yelpaze geniş. Keza ünlü Alzheimer hastaları bölümünde paylaşılan İris Murdoch’un eserleriyle ilgili araştırma oldukça enteresandı.

Sevgili Okurlar,

Bendeniz, her ne kadar ilgiyle okumuş olsam da, Çok Unutkn Oldum, herkese önerebileceğim bir okuma değil. Eğer ilginiz ve merakınız var ise elbette bu kitap sizin için.

Sayın Kaynak Selekler’e bu titiz çalışması için yürekten teşekkür ediyorum. Elbette bir teşekkür yayımcısı Doğan SoLibri’ye…

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Yaşlanma ile bütün organlarda gerileme olur. Örneğin karaciğer 70 yaşında yaşlanırken, beyin 20 yaşından itibaren yaşlanır.” ( s.36)

Neredesin Arkadaşım | Yaşar Kemal

Neredesin Arkadaşım | Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 01 – 02 Ocak 2022

Seçme Röportajlar/ 7. baskı – Mayıs 2021/ 111 sf
Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş – İlkgençlik /

YaşarKemalOkumalarım

Ahmet, Mehmet, Süreyya hepsi boş hepsi hülya
Bir gün hayat bitecek dersin görmüşüm rüya

sözleriyle başlayan, eskilerden bir şarkı var ya hani, bu kitabı okurken nedense hep aklımda plâk gibi döndü durdu. Kimi zaman, gerçek mi yoksa hayal mi dediğim çok oldu. “seçme röportajlar” diyerek adlı adınca tanımlamış ya, neresini hayale havale ettin, derseniz, canınız sağ olsun! Vallahi bu cesareti üstadın kendisinden aldım, diyerek, zeytinyağı gibi üste çıkıveririm!

Şöyle ki; kitabın Sunuş bölümünde, “… röportajın ne kadar çarpıcı bir edebî tür olduğunu gösteren metinlerine yer veriliyor.” denmiş. O yüzden ben de diyorum ki, neden olmasın, hayal ile gerçek neden harmanlanmasın röportajlarda bile!?

Bu kitap için seçilen metinler, Yaşar Kemal’in “Çocuklar İnsandır ( 2013) kitabından alınmış olup; röportajlar 14 Eylül – 26 Ekim 1975 tarihleri arasında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış.

Yukarıda, “Ahmet, Mehmet, Süreyya” dedim , amma velâkin burada onlar yok! Oğuz, Metin, Selim, Ali ve Muhterem Yoğuntaş var!
Hayatları hiç de rüya gibi değil, çileli. Büyükşehir’de ya da bir balıkçı kasabasında hayata tutunmaya çalışan, bunu yaparken sömürülen çocukların hikâyesi.

Bana tanıdık gelen metinlerden biri, Kuşlar da Gitti kitabından. Diğeri ise, geçen aylarda okuduğum yine YKY – Doğan Kardeş grubundan çıkan Yağmurla Gelen ( Muhterem Yoğuntaş’ın hikâyesi) isimli kitap.

Yaşar Kemal yazar da etkilenmez olur mu insan, kendi adıma şöyle söyleyeyim, çok dokundu her birinin hikâyesi.

Çok özlem çeken insanlardır çocuklar ” demiş Üstad ve şöyle devam etmiş:

… ben öylesine sevinçliyim ki bu yazdıklarımdan, örneğin çok iyi bir roman yazsaydım bu kadar sevinmezdim. Çünkü burda verdiklerim, insanoğlunun gerçeğine bütün yaptıklarımdan daha yakın. Öyle geliyor bana.” ( s.8)

Yukarıda da dediğim üzere, etkilenerek okudum. Kült eserlerinden önce ısınma okumaları diyebilirim. İlgi duyan, her yaştan okura içtenlikle öneririm.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Bir şeyi duyduktan, böylesine güzelliğine vardıktan sonra, ona yakın da olsa anlatamadıktan sonra, neye yarar ki, yazarlık, şairlik neye yarar ki…” ( s.77 )

“… insan dediğin, durmamalı, durmamalı, duran insan paslanır, kirlenir, yüreği kirli olur duran insanın, çabuk ölür. Ölmese ne olur, ha yaşamış, ha yaşamamış…” ( s.102 )

NE OKUDUM | ARALIK – 2021

NE OKUDUM / ARALIK – 2021 🎉🎄📚

🎄Birinci Çoğul Şarkı / Alova / İş Bankası Kültür Yayınları / Şiir
[ Kasım ayında başlamıştım, bu ay bitirdim.]

🎄Periler Şahının Kızı / İran Masalları / Yapı Kredi Yayınları / Masal

🎄 Üç Yirmidört Saat / Peride Celâl / Can Yayınları / Roman

🎄Saatin Arka Yüzü / Mehmet Zaman Saçlıoğlu/
Bİlgi Yayınevi / Deneme

🎄İlk Buluşma / Mine Kasman / Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık / Öykü

İlgi alanınıza giren ya da merak ettikleriniz varsa, keyfiyet elbette size kalmış🤗 Elçiye zevâl olmazmış.

Sevgili Kitap Dostları🌸🎄🌸

Bu vesile ile her birinize, aileniz ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu, mutlu, bereketli ve merhametli bir 2022 yılı diliyorum🎄🎉🙏
Gelecek olan günler, geçmişi aratmasın; hem kendimiz hem de ülkemiz adına tüm dileklerimiz yerini bulsun!🎉🙏💖 İstemek bizden, mevlâm neylerse güzel eyler!

🙏💝Sevgimle ve Saygımla!💝🙏

İLK BULUŞMA | MİNE KASMAN

İlk Buluşma | Mine Kasman ( d.1971 )

Okunma Zamanı: 27 – 29 Aralık 2021

Öykü / 1. Baskı – Aralık 2021 / 114 sf.
Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık

Ruhunda heyecanlı, kıpır kıpır bir çocuk vardı. (…) Hayatta en büyük mücadelelerinden biri o çocuğu olduğu gibi var edebilmek için oldu. Bu var olma mücadelesini, başkalarını rahatsız etmeden, duyarlı bir şekilde, saygı ve sevgi ile hareket ederek vermeye çalıştı.

cümleleriyle kendini tanıtan ve kendisinin, tam da tanımladığı gibi biri olduğuna yürekten şahitlik edebilirim.

2021 yılının son ayının son kitabı olarak İLK BULUŞMA adlı öykü kitabını seçmemin sebebi, yazarı Mine Kasman’ın enerjisidir efendim. İstedim ki onun güzel yüreği ve iyi niyetiyle kapatayım bu yılki okumalarımı.

Evet, tanımaktan mutlu olduğum güzel bir insan o. Yazdıkları da “Minece”!

Daha önce Yitik Ülke Yayınları’ndan Yaşamın Özüne Dokunmak adlı anlatısı yayımlanmıştı. İlk Buluşma ikinci kitabı. Hem öykü hem anlatı kıvamında olup, arada şiirimsi dizeler ve söyleyişler barındırıyor.

Kâh eskilere gidip, bir aile yadigârı eşya ile veya çok değer verdiğimiz bir insanın öte âleme göçmesi üzerine, hüzünlü ama sevgi dolu bir metin var önünüzde; kâh ilerlemiş yaşında, tiyatro seçmeleri için tirat hazırlığı yaparak, yüreğinin götürdüğü yere giden bir çılgını anlatan bir metin!

En sevdiklerim olan ve bana göre kitabı taşıyan öyküler şunlar: Perde! ve Nasıl Anlatsam Seni?
Ek olarak ise Kasa.

Her birinin içtenlikle kaleme alınmış olduğunu “hissediyorsunuz”.

Sevmek ve sevgimi etrafımdaki tüm varlıklarla, bu evrenle dolu dolu yaşamak, annemden bana kalan en güzel hediyeydi.” cümlesinin enerjisiyle; sevgimle iletiyorum.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Zaman içinde belli bir olgunluğa geliyorsunuz ve sahip olduğunuz o güzel sevgi ile olgunluğunuz size hayata devam etmeniz için ihtiyacınız olan gücü sağlıyor.” ( s.31)

Saatin Arka Yüzü | Mehmet Zaman Saçlıoğlu

Saatin Arka Yüzü|Mehmet Zaman Saçlıoğlu ( d.1955 )

Okunma Zamanı: 23 – 26 Aralık 2021

Deneme / 1. Basım – Ekim 2021 / 119 sf.
Bilgi Yayınevi

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Bugüne değin,

》Rüzgâr Geri Getirirse
》Yaz Evi
》Beş Ada
》Bir Gün adlı öykülerini severek okuduğum Mehmet Zaman Saçlıoğlu’dan ilk kez deneme türünde bir kitap okudum. Sanırım bu türde yayımlanmış ilk kitabı.

Kitabın içeriğini oluşturan 23 deneme metninin 18 tanesi daha önce Dünyanın Öyküsü adlı dergide yayımlanmış. Diğerleri içinde de başkaca basılı referanslar var. Kitabın adının nereden geldiğini yazmayayım, meraklı okurlara kalsın bence😊

Öncelikle her bir metni ilgiyle, sevgiyle, öğrenerek ve merakla okuduğumu belirtmek isterim.

Yazmak, okumak ve bunlarla bağlantılı, veyahut kimi kelimeleri ve konuları “eşik” olarak kullanarak ‘kaleme’ aldığı metinler kadar – edebî tanımla – “öznel” konular da yer almakta. Beşiktaş semtine dair detaylar, semt sakini olarak özellikle içimi ısıttı. Kimi metinlerde, “şurasını dinler misin, bak ne yazmış” diye eşimi taciz ettiğimi de itiraf edeyim😎

Aklımızla oynadığımız en güzel oyunlardan biridir yazın ve her metin bir mekândır.” ( s.105)

diyen yazara sitemim var; hangi metni mekân edineceğimi şaşırdım, her biri kendine has ve bir o kadar bağlantılı🙈

Pekiii, neden, Saatin Arka Yüzü?

Aradığımız cevap, PARÇA VE BÜTÜN başlığını taşıyan metinde; “… önünde bize zamanı gösterdiğini düşündüğümüz saatin arka yüzünde farklı bir zamanın aktığını” belirterek, “metinler de böyledir aslında.” diyor. Niçin öyle olduğunu öğrenmek okuyacak olanlara kalsın isterim.

Sevgili Okurlar,

Her bir metni tadını çıkararak okudum. Lâkin, ba- yıl – dı – ğım, resmen içine düştüğüm bir paragraf ile yazımı sonlandırmak istiyorum. Şöyle ki:

Kalemler duygulu yaratıklardır. Onlarda bilgisayarın acımasız mükemmelliği, daktilonun mekanik hantallığı bulunmaz. İnsanla dostturlar. Bağ kurarlar. Yazıya kendi birikimlerini katarlar. Elin hızına, bedenin sıcaklığına alışkındırlar. Kimini ehlileştirmek güç olsa da buna değer. Onların binlerce yıl önce taş üstüne harf yontan sert taşların, demirlerin soyundan geldiğini unutmamak gerekir. İnsan kültürüne emekleri çoktur ve karşılığı ödenmez. Tarihimizi kayda geçirmişlerdir. Bilgimizi, geçmişimizi onlara borçluyuz. Kusurları yok değil ama onlarla birlikte yaşamaya alıştık. Tanrı yokluklarını göstermesin...” ( s.113 ) ♡♡♡♡

Saatin Arka Yüzü, okuma müptelâlarına hediye edebileceğim kitaplar listesine girdi bile. Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun, öykü kitapları gibi, deneme kitaplarının da bereketli olması dileğimle…

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Kimi gerçekten okur, kimi ‘okur gibi’ yapar.” ( s.85 )

İran Masalları

Periler Şahının Kızı – İran Masalları

Okunma Zamanı: 22 Aralık 2021

Farsçadan çeviren: Mehmet Kanar
Resimleyen: Mustafa Delioğlu

Masal / 2.baskı – Nisan 2017 / 138 sf.
Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş

Masal okumalarıma, Mevsim Masalları serisi, Seçme Masallar, Tahsin Yücel’in Anadolu Masalları‘ndan sonra İran Masalları ile devam ediyorum.

Masal okumayı, dinlemeyi seviyorum, siz de seviyorsanız ne mutlu! Hangi kültürde söylenirse söylensin, ortak gerçekler ve dertler hep aynı. İnsanın tabiatı, farklı toplumlara benzer yaşanmışlıklar bırakıyor.

Bu kitap, biri Anonim olmak üzere yedi İranlı hikâyecinin masallarını içeriyor. Konular çoğu masallarda olduğu üzere, iyi ile kötünün mücadelesi, aç gözlülük, özgürlük, yalan ve kandırma vb. değerler üstüne…

On yedi masalın detayları şu şekilde:

Subhî-yi Muhtedî > ( 1897 – 1962): Hikâyeci ve İran radyolarında çocuklar için ilk kez masal programları yapan kişi. Kitapta 7 masalı var.

●”Hayvanlar bizden önce dünyaya geldiler. Zararı dokunmayan ve bizim yardımcımız olan hayvanlara, zor durumlarında yardımcı olmalıyız.” ( s.11) > Tilki ile Horoz masalından…

●”Bütün insanların çektiği sıkıntı, açlıklarını giderecekleri bir parça ekmek içindir.” ( s.34) > Yalancı Keçi masalından…

Firdovs-i Vezîrî > ( 1919 – 1979): İranlı öğretmen, çocukluk ve ilk gençlik çağlarıyla ilgili hikâyeleriyle tanındı. Kitapta 2 masalı var.

Sâdık Hidayet > ( 1903 – 1951): Modern İran edebiyatında hikâyeciliğin üç kurucusundan biri, çok yönlü araştırmacı yazar. Kitapta 1 masalı var, Hayat Suyu adını taşıyor. Kitaptaki sevdiğim masallardan biri. Din istismarını konu edinmiş.

●”Tüm sular hayat suyudur. Bu suyun belirli bir pınarı yok. (…) Her yerde var hayat suyu. Yalnız sağırlar ve körler ülkesi insanları suya bu adı taktılar. Ama kardeşlerinde özgürlük duygusu yoksa boşuna vaktini telef etme. Çünkü hayat suyu onların işine yaramaz, ” ( s.100) > Hayat Suyu masalından…

Gulâmrızâ Sutûde > “Hakkında bilgiye ulaşılamadı” notu var. Kitapta 1 masalı var.

●”Periler ülkesinin padişahı zamanın sırtına sert bir kamçı vurdu ve daha süratli hareket etmesini emretti. Böylece zamanın akışı kızın yüreğinden kederi alıp götürecekti.” ( s.113) > Periler Şahının Kızı masalından…

Nâdir İbrâhimî > ( 1936 – 2008): İranlı hikâyeci, çocuk edebiyatı, senaryo ve piyes yazarı. Kitapta 1 masalı var. Yağmur, Güneş ve Çini Masalı. Çok beğendiğim ikinci masal. Sanatçı bir baba ve oğulunun masalı.

●”Gorgin! Biz birkaç yıldan fazla yaşamayız. Ama senin resimlerin binlerce yıl kalır, böylece bizim sevinç ve gurur kaynağımız olur,…” ( s.117)
Yağmur, Güneş ve Çini Masalı adlı masaldan…

Şekûr-i Lûtfî > ( 1943) : İranlı çocuk edebiyatı yazarı ve sporcu. Kitapta 1 masalı var.

Mehdoht Dovletâbâdî > “Hakkında bilgiye ulaşılamadı” notu var. Kitapta 1 masalı var.

Kirman bölgesinden Anonim bir masal: Hiçler Şehrinin Kızı

Samet Behrengi > ( 1939 – 1968) : Azerbaycanlı araştırmacı öğretmen, hikâye ve masal derleyicisi. Kitapta 1 masalı var.

“Ey temiz süt emmiş insanoğlu. İyilik yaptın, iyilik bulacaksın.” ( s.11 )

Masal sevenlerin dikkatine sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Üç Yirmidört Saat | Peride Celâl

Üç Yirmidört Saat | Peride Celâl ( 1916 – 2013 )

Okunma Zamanı: 01 – 21 Aralık 2021

Roman / 2. Basım – 1991 / 387 sf. / Can Yayınları

Üç Yirmidört Saat, kitaplığımızda bulunan, okuduğum Peride Celâl kitaplarından altıncısı ancak türler bakımından üçüncü romandır.
Baskısı olmadığı için sahaftan almıştım. Yazarın eserlerinin yayın hakkı H2O Yayınları tarafından alınmış olup yeniden basılıyor. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlarda yayımlamaya devam etmelerini umuyorum.

Peride Celâl okumayı sevdiğim için bu romanını da ilgiyle okudum. Anlatımı sade, akıcı, merak uyandıran ve film gibi. Niçin yirmi gün sürdü okuman o zaman?, diyecek olursanız, okuma tarzımdandır efendim.

Kitabın arka kapağında belirtildiği için, bir sırrı ifşa etmemiş olacağımdan, öncelikle “Üç Yirmidört Saat” in ne anlama geldiğini aktarayım. “Üç Yirmidört Saat deyimi, tehlikeli ameliyatlarda hasta yakınına ilk söylenen sözlerden biri”; yani üç günlük kritik süreyi anlatıyor.

Ameliyat olan kişi, ailenin üç kuşaktır ( anneanne – anne – torun) emektar yardımcısı, hayatta kimsesi olmadığı için Tekcan soyadını alan Ayşe ya da ailenin kendisine verdiği isimle Dilber. Artık yaşlanmış ve hastalığı nedeniyle ameliyat olmak zorunda kalmıştır. Hasta yatağında kendisine refakat eden ise üçüncü nesilden kızımız Fatma’dır.

Biz okurlar bütün olan biteni, geçmişi, hasta yatağında rüyalar gören Dilber’den; Fatma ve annesi arasındaki hesaplaşmaları ise hem diyaloglardan hem de çoğunlukla Fatma’nın iç sesinden öğreniyoruz. Bu yazdıklarımdan sebep, romanın sıkıcı olduğunu düşünmeyin lütfen. Başta da belirttiğim üzere oldukça akıcı ve merak uyandıran bir kurgusu var.

Annemden, o konaktan nefret ediyordum. Korkunç bir yaratıktı annem.” diyen, Fatma’nın vali kızı olan annesi;

Onun için büyük hikâye, yalnız toplum sorunlarını içeren konular. Sevdamız bile onlardan sonra belki!” diye tanımlanan, romanın sağduyulu kişisi, Fatma’nın üniversite hocası olan sevgilisi Ahmet;

“Annesinin güçlü kadın imajını seven, takdir eden..” kızımız Fatma.

Olaylardan geçerek güçlenir insan.” diyerek, onu uyaran sevgilisine kulak verip annesi ile barış sağlayacak mı acaba? Çok zor bir eşik. Bu gerilim çok güzel aktarılmış cidden.

Ve elbette şehir kahramanımız, yetmişlerin İstanbul’u! Geçirdiği değişimler, insan ve şehir manzaraları…Tekmili birden harika bir okuma vaad ediyor Üç Yirmidört Saat! Sonunda beni ağlatması sürprizdi, koyverdim gitti!

Belki minik bir uyarı yapmak yerinde olur, anneleri ile ciddi çatışma yaşayanlar için.

Hayatını cehenneme çeviren bir anneye sahip olup, kendisi anne olunca kızını özgür bırakan bir başka anne ve bunu, annesinin kendisini sevmediği yönünde yorumlayıp, annesine hem hayran olup hem de kin besleyen Fatma…

İsteklerinin rüzgârında alabildiğine pupa yelken açılmak, kıyıları görmeden. Bu özgürlük mü? Anneni yargılamayı bırak artık, onunla dost olmak istiyorsan…” diyen romanın sağduyusu Ahmet. Kimbilir belki de Fatma’nın anne güvenini bulduğu kişi.

Her istediğini yapmaya ve almaya alışmış Fatma’nın değişip değişmediğini bilmiyoruz; annesinin de bilmediğini, “Değişir mi. Bir şey istemekle sevmenin ayrı şeyler olduğunu anladığında?” şeklindeki umutvar sorusundan anlıyoruz.

Peride Celâl bir yazısında, mealen yazıyorum, “en iyi bildiğim çevreyi yazıyorum” demiş. İyi ki yazmış!

Sevgili Okurlar, bu roman ilk olarak 1977 yılında yayımlanmış olup, Hürriyet Gazetesi Edebiyat Ödülü’nü şair Fazıl Hüsnü Dağlarca ile paylaşmış olduğu bilgisini de eklemek isterim.

İlgi duyan, yazarı tanımak isteyen okurlara sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Yaşamı tadarak yaşamak? Nasıl? Sevgiyle, dostlukla, çok şey beklemeden! Bırak kendini rastlantılara! Düşünmeyeceksin, nasıl olsa gelecek şey, gelip seni bulur! Yolunda yürümeye bak.” ( s.142)

Birinci Çoğul Şarkı | ALOVA

Birinci Çoğul Şarkı | ( Erdal ) ALOVA ( d.1952)

Okunma Zamanı: 09 Kasım – 08 Aralık 2021

Şiir / 1. Basım – Ekim 2015 / 286 sf.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Dönen Dünya değil, ruhumdur” ( s.88 )

demiş Üstad, TİRAN ADASI başlıklı şiirinin bir mısrasında. Hayatın döngüsünü ne güzel özetleyivermiş.

Okuduğum diğer kitapları için yazdığım yazılarda belirtmiştim, tekrar yazayım; 2021 PEN Şiir Ödülü’nü aldı Alova. PEN açıklamasında şöyle demiş:

İnsanlığın çok boyutlu macerasını kadim zamanlardan geleceğe kuşatan şiiri için.

PEN’in gerekçesinin ete kemiğe bürünmüş halidir BİRİNCİ ÇOĞUL ŞARKI… Gerçi ben, bağırır gibi büyük harfle yazdım ama kitabın içindeki başlık küçük harfli!

Sevgili Okurlar; kitabın arka kapağında, “Antik Çağ Anadolusu’nun “İnsan Manzarları” diye tanımlanıyor kitabın içeriği. Öncelikle belirtmek isterim ki bir KENT var ya da tasvirlerle resmedilmiş bir coğrafya. Ve burası bir deniz ülkesi. İşgal ediliyor, talan ediliyor, tiran ya da kral var. Doğası var, geçmişi var. Mezarları, dağları, taşı toprağı. Ancak ne kişi ne de şehir isimleri belirtilmiş.

Kasım 2009 – Haziran 2015 arasında yazılmış şiirlerin bir sistemi var. LIV ( 54 ) ana bölümden oluşan içeriğin, kimi ana bölümleri de özel başlıklar konularak alt bölümlere ayrılmış. İçeriğin mimarisi bir KENT’i tasvir ederken, yazılış şeklinde de bir mimari var sanki.

ALOVA’nın diğer kitaplarında da gördüğüm üzere, bilindik kelimeler kullanmayıp, [örneğin➡️ölümser] kimi kelimeleri de kendisi üreterek kullanıyor. Hal böyleyken, Alova’nın yazma hallerini / düşüncelerini, neyi dert edinip neyi eleştirdiğini anlamak için; daha önce bu şairi okumayanlar için, naçizane şöyle bir okuma sırası uygun olur diye düşünüyorum:

1 – Yaşam Kesikleri ( Deneme )
(2021 – Mayıs ayında okudum)

2 – Unutuştan Sonsuza ( Şiir )
(2021 – Eylül ayında okudum)

3 – Birinci Çoğul Şarkı ( Şiir )
( 2021 – Kasım ve Aralık aylarında okudum)

Unutuştan Sonsuza adlı kitabında zorlandığım yerler olduğu gibi Birinci Çoğul Şarkı kitabında da zorlandığım yerler elbette oldu. Ancak bu zorlanış; şiir okumanın ve söyleyişin keyfini etkilemedi.

N’oldu okuyamadıysak yazıtlarını
Yaralı taşların, yüce anıtların
Sökemediysek yosundan hecelerini
Kırık burunların, kolların altında
Adını yontucunun, hayırsever yurttaşın?” ( s.100)

İşte böyle; okunmayan yazıtlardan, Lanet Tableti‘ndeki bedduaya; gezgin oyunculardan, Tiyatro’ya, denizlere, yosmalara, Dağ Kütüphanesi ve daha nicelerine.

Yapışık üçüzler gibi büyürken
Geçmiş, Geçen, Geçecek” ( s.282)

derken baş kahraman Zaman ve Tarih ile hemhâl oluyoruz okurken. Kimi zaman Şair, Bilici de çıkabilir karşınıza.

Kuşkusuz, işin teknik yönünü ve inceliklerini edebiyat eleştirmenleri daha yetkin şekilde yapabilirler. Şiir okumayı seven bir garip okur olarak, benim yazacaklarım bundan ibarettir; affola…

Şiir okumayı sevenlere içtenlikle ve şevkle öneririm Birinci Çoğul Şarkı‘yı… Okuyacak olanlar, kitaptaki bazı bölümler için notların olduğu kitabın sonuna göz atmayı unutmasınlar lütfen.

Arka kapak metninde yer alan, Octavio Paz’ın sözleriyle son vermek isterim yazıma:

Kalabalık Geçmiş’le ıssız Gelecek arasında, Çağımızın en büyük gizemi, hiç kuşkusuz, değişim içinde değişmeyeni bulmaktır.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

Ne için bunca değişim
Bunca kan, bunca döngü
Beklerken bizi sessizce
Moraran şenliğine çürüyüp
Dağılan kayalar gibi unutuş? ” ( s.282 )