Hayattan Yabancılaşmış | Arno Gruen

Hayattan Yabancılaşmış | Neden Hissetmeyi Tekrar Öğrenmek Zorundayız? | Dem Leben Entfremdet – Warum wir wieder lernen müssen zu empfinden | Arno Gruen ( 1923 – 2015 )

Çeviri: Yasemin Wöhler

Okunma Zamanı: 14 – 20 Kasım 2021

Popüler Psikoloji / Totem Yayınları / 1.Basım / Ağustos 2021 / 224 sf.

Tarih, yaşama bağlı olanlar ile sevgiden yoksun olanların yıkıcı gücü arasında geçen zorlu bir mücadeledir.” Arno Gruen

Selâmlar!

Kurgu dışı kitaplar söz konusu olduğunda, elimi attığım kitaplar genelde Deneme kitapları oluyor epeydir. Farklı disiplinlere ait kitaplara da ilgim var ancak o tarz okumalar, zihnimin yoğun olduğu zamanlarda mümkün olmuyor.

Hâl böyleyken, hem de psikoloji alanından, elim niçin Hayattan Yabancılaşmış kitabına gitti. Temel sebebi, alt başlığı aslında; Neden Hissetmeyi Tekrar Öğrenmek Zorundayız cümlesi çekti beni. Artık o andan itibaren olay zihnimden çıkıp, kitap konusunda da “yüreğinin götürdüğü yere git” faslına geçti.

Bilindik psikoloji kitaplarına bir miktar benzese de farklılıkları beni etkiledi açıkçası. Ve uzun zamandır aklımda dolandırdığım sorularımın cevaplarını aldım. O sorulardan biri şu: bir insan nasıl bir geçmişe sahip ki, kin ve nefret duygusundan haz alabiliyor? Diğeri ise, yıllar önce okuduğum bir makaleden aklımda kalan bir konu; insanın ilkel, savaşçı geçmişi nesilden nesile geçer, fakat eğitimle bu yönümüzü törpüleriz.

Sevgili Okurlar,

Alman psikolog ve psikanalist Arno Gruen, bu soruların cevaplarını vermekle kalmayıp, referans olarak ya da ispat olarak hem kendi hastalarının seanslarından örnekler vermiş hem de edebiyattan, tiyatrodan, felsefeden, tarihten, politikadan ve antropolojiden de ilginç örnekler sunmuş.
Meselâ, Hamlet ve Goethe ile başlayıp kitabın sonunda yine Hamlet ve Goethe’ye neden dönüyor dersiniz? Yok, elbette yazmayacağım, okuyacak olanlara kalsın bence.

Bunca alanı sıraladım diye zinhar gözünüz korkmasın lütfen. Kimi yerlerde, evet tam bir psikoloji analizi okuyorsunuz. Fakat kitabın büyük bölümü gayet akıcı ki çevirmeni Yasemin Wöhler’in hakkını hemen teslim edeyim. Çoğunluk ise kısa bölümler halinde.

Arno Gruen, Yazarın Notu bölümünde, “(…) var oluşumuza nasıl yaklaşacağımız bilgisine ulaşmaya çalıştım.” diyecek kadar da mütevazı bir akademisyen.

Bu kitapta, pek çok bölümde de vurgulandığı üzere, beni en çok etkileyen tespit, “erken çocukluk terörünün bir kişiyi kendinden nasıl çaldığı” konusu. Zihnime mıh gibi çakıldı: “Kişinin kendinden çalınması” tanımı! Nelere sebep olduğunun örnekleri ise kitap yer almakta.

Şefkatten yoksun bir biçimde düşündüğümüzde, mücadeleyi ve rekabeti varlığımızın itici gücü haline getiren yanıltıcı bir soyutlama dünyasında yaşamış oluruz. Bu soyutlama dünyasına şiddet hâkimdir. ( …) Merhametsiz bir hayat fikri, düşmanlara bağlıdır. Ve evet, kendimizi yarattığımız düşman imajı ile tanımlamaya başlıyoruz. İçimizdeki empatik düşünce yerini soyut, yani bilişsel olana bıraktığında, direkt olarak algılanan gerçeklikten uzaklaşmış oluyoruz. Rotamızı kıyamete doğru çevirdik.
( s.15 )

Umarım yukarıdaki satırlar bir fikir edinmenize yardımcı olur. Zira içerikteki tüm başlıklar “empatik düşünce sistemi”, yani merhameti barındıran sistem ile; “rasyonel düşünce sistemi”, yani işimize geldiği şekilde mantığımıza uydurduğumuz sistemi, sebepleri ve sonuçlarıyla biz okurlara sunuyor.

Arno Gruen’in bir meslektaşı bu kitap için, “bir roman gibi peşi sıra sürüklüyor.” demiş. Gerçekten öyle. Ben de roman okur gibi, kitabın çoğu sayfasında pek çok bölümün altını çizdim, yetmedi fosforlu kalemle boyadım. İlgiyle ve merakla okudum. Standart bir psikoloji kitabından farklı olduğunu tekrar belirterek, ilgi alanına giren okurlara içtenlik tavsiye ediyorum.
Bendeniz, Arno Gruen’in dilimize çevrilmiş diğer kitaplarını da radarıma aldım efendim…

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

Çalışmak insanlara bir tür anlam ve kimlik verir; öte yandan işsizlik, kişinin kendisi ve değeri hakkındaki şüphelerini artırır. (…) İktidarla özdeşleşme aynı zamanda kurbanların kendi önemsizliklerinin gerçek nedenlerini görmelerini de engeller. Ek olarak, bir düşman imajı yaratılmak “zorundadır ” ve bunu kendi zayıflığınızı bir yansıma olarak geri atabilecek insanlarda bulmalısınızdır. Ve böylece merhametten kopup soyut fikirlerdeki boşlukta sığınak bulanlar terörist olurlar. Kimliği olmayan insanlar için intihar saldırısı iç boşluğu doldurur. Ancak unutulmamalıdır ki, bu insanların onurlarını ve kişisel önemlerini çalan sosyal ve ekonomik süreçler, içsel olarak kendini terk etmiş olanlarda ölümcül şiddetin kaynağını tetiklemektedir.” ( s.185 )

“İnsan zihinsel olarak hayatta kalabilmek için tüm değerleri ve güveni kaybeder ve güçle müttefik olur.” ( s.65 )

Yeryüzüne Övgü | Byung-Chul Han

Yeryüzüne Övgü – Bahçelere Bir Yolculuk | Lob der Erde: Eine Reise in den Garten | Byung-Chul Han ( d.1959 )

Okunma Zamanı: 12 – 13 Kasım 2021

Türkçesi: Nafer Ermiş

İllüstratör: Isabella Gresser

“Belki de ölümlü olmamız, topraktan kopuk olmamızın, serbestçe dolaşabilmemizin, kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliyor olmamızın ağır bedelidir. Özgürlük, aynı zamanda ölümlülüktür.” ( s.54)

Bazı kitaplarımın kaderi geç okunmak, bazılarınınki ise hemen okunmak nedense. Çok sorgulamıyor, akışa bırakıyorum artık.

Byung-Chul Han ülkemizde de okuru olan bir yazar, filozof. Daha önce yayımlanmış birkaç kitabı bekliyorken, Yeryüzüne Övgü – Bahçelere Bir Yolculuk kitabını okumaya başladım. Adından da anlaşılacağı üzere genelde doğa ancak özelde kendi bahçesinden hareketle ve çiçeklerin özellikleri, bazı isimlerin anlamlarından yola çıkarak yaşadığımız “dünya halleri” ne de eleştiri içermekte.

Bu eleştirilerini, özelde Alman filozofların, yazarların ve bestecilerin eserlerine referans vererek desteklemiş. Kim onlar derseniz; Heidegger, Kant, Adorno, Walter Benjamin; Goethe, Novalis, Schiller, Rilke, Brecht; Schubert, Schumann vb.

Bahçesiyle bir aşk yaşar gibi Byung-Chul Han. Öğrenme sürecinden, bitkilerin dilinden anlayabilme aşamasına kadar büyük bir huşu içinde olduğunu çok iyi hissettiriyor okuyana.

Sevgi, ihtimam göstermektir aynı zamanda. Bir bahçıvan aynı zamanda bir âşıktır.” diyor örneğin ( s.101 )


Fakat aynı zamanda, yerlerdeki meşe yapraklarından “nefret ettiğini” de söylüyor dürüstçe. Çünkü diyor:

“Bahçeyi bahçe yapan renkleri ve biçimleri mahvediyorlar. Farklılıkları ortadan kaldırarak her şeyi birbirine benzetiyorlar. Aslında ölüler, ama ölmüyorlar. Onlar bahçemin zombileri. Günümüz toplumu da her şeyi aynılaştıran zombilerden geçilmiyor. ” ( s.97 )

Sevgili Okurlar; Isabella Gresser’in çizimlerinin görsel katkısı da çok yerinde ve anlamlı olmuş. Çok beğendim.

Kitap, Önsöz‘ü takiben 17 başlıkla devam ediyor. Sonrasında ise 31 Temmuz 2016 tarihinden, 20 Kasım 2017 tarihine kadar yazılmış, Bir Bahçıvanın Güncesi başlığında yazarın tuttuğu günlük var.

“Toprak ölü, cansız, suskun bir öz [ Wesen ] değildir, aksine, konuşkan bir özdür, yaşayan bir organizmadır. Taş bile yaşar.” ( s.10 ) derken, kendisinin de bu konuşmanın dilini sonradan öğrendiğini öğreniyoruz.

Sıkılmadan okuyacağınız, keyifli ve dolu dolu bir kitap olmuş Yeryüzüne Övgü.
Doğaya vermekte olduğumuz zararın bedelini ödeyeceğimizin uyarısını yaparken; acil olarak, ona hakettiği onuru geri vermemizin de gerekliliğini vurguluyor.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Düşünmek teşekkür etmektir. Felsefe güzele ve iyiye duyulan sevgiden başka bir şey değildir. Bahçe en güzel iyidir, en yüksek güzelliktir, …” (s.104 )

Resimleri Okumak | Alberto Manguel

Resimleri Okumak – Sanata Baktığımızda Düşündüklerimiz | Reading Pictures – What We Think about When We Look at Art | Alberto Manguel ( d.1948 )

Okunma Zamanı: 25 Ekim – 07 Kasım 2021

Çeviren: Armağan Ekici

Sanat – Hayat Bilgisi / Kırmızı Kedi Yayınları
Birinci Baskı: Eylül 2021 / 375 sf.

Alberto Manguel ismi, biz okurlara her ne kadar kitapları çağrıştırsa da Resimleri Okumak, sanat eserleri hakkında bir kitap. Ancak, iyi bir okur olmasının izleri de mevcut bu kitapta. Okuduğu kitaplardan alıntılar yapmak dahil kimi imgeler için ilgili kitabın içeriği hakkında bilgi de vermiş.

Kelimeleri okumayı onca sevsem de, resimleri okumayı da seviyorum, her türlü sanat eserine açıkça ya da gizlice örülmüş hikâyeleri bulmaktan keyif alıyorum – ama, bunu yaparken, batıni ya da ezoterik lügatlere başvurmak zorunda kalmayı sevmiyorum. Bu kitap, benim gibi sıradan izleyiciler için, bu imgeleri ve hikâyeleri okuma sorumluluğuna ve hakkına tekrar sahip çıkmak amacının yarattığı ihtiyaçtan doğdu. (…) Resimleri okumak için sistematik bir yöntemi inşa etmeye ya da keşfetmeye kalkışmadım. Tek mazeretim, herhangi bir sanat kuramının değil, sadece merakımın rehberliğinde hareket etmiş olmak.” ( s. 9 – 10 )

Evet, kıymetli okurlar; yukarıda aktardığım cümleler Alberto Manguel’in, bu kitapla ne amaçladığını net olarak belirtiyor.

Buradan yola çıkarak, kitabın dilinin gayet anlaşılır olduğunu belirtmek isterim. Kendinizi ön okumalar yaparak boğmanıza hiç gerek yok inanın. Arzu edenler elbette başlangıç okumaları yapabilir. Lâkin Manguel’in kendisinin de belirttiği üzere herhangi bir kuram bilmeye gerek yok. Tek sıkıntım kimi yerlerdeki Latince terimlerin dipnot olarak verilmemesi oldu. Kırmızı Kedi Yayınevi bunu yapabilirdi. Üç beş tane olsa – hiç üşenmem – araştırıp bulurdum, lâkin bu sayının üzerinde idi. Yine de metni anlamanıza engel değil elbette.

Aşağıya aktardığım on iki ana bölümün rehberliğinde:

☆Sıradan İzleyici : Hikâye Olarak İmge
☆Joan Mitchell: Yokluk Olarak İmge
☆Robert Campin: Bilmece Olarak İmge
☆Tina Modotti: Tanık Olarak İmge
☆Lavinia Fontana: İdrak Olarak İmge
☆Marianna Gartner: Kâbus Olarak İmge
☆ Philoksenos: Yansıma Olarak İmge
☆ Pablo Picasso: Şiddet Olarak İmge
☆Aleijadinho: Altüst Ediş Olarak İmge
☆ Claude – Nicolas Ledoux: Felsefe Olarak İmge
☆Peter Eisenman: Hatıra Olarak İmge
☆Caravaggio: Tiyatro Olarak İmge

resimi, anıtı, heykeli, binayı, fotoğrafı, tiyatroyu tarih, sosyoloji ve ilahiyat altyapısını vererek aktarmış Manguel. Kitabın sonundaki atıf yapılan eserlere baktığımda, iğneyle kuyu kazarak, biz okurlara çok özel bir kitap sunarak, bence, açıkladığı amacına ulaşmış. Buna rağmen, kitabın Sonuç bölümde:

Diğer bütün kitaplarım gibi, bu kitap da esasen eksik sayfalardan oluşuyor sanki.

diyerek, içeriğe alamadığı epeyce bir dalı sıralamış. Ne gam sevgili okurlar! Bu kitaba aldıkları – benim gibi, genel sanat bilgisi olup, altyapısı sağlam olmayan okurlar için – oldukça doyurucu bir içeriğe sahip.

Fazla uzatmadan, sözü Alberto Manguel’ e bırakayım da ne menem bir varlık olduğumuzu söylesin:

“(…); çok şaşırtıcıdır bu ama, tüm bu acımasızlığımızın, açgözlülüğümüzün, düşüncesiz deliliğimizin içinde, böylesine çok güzelliği yaratma ve tekrar yaratma yetisine sahibiz aynı zamanda.” ( s.332 )

Merakla, ilgiyle ve severek okudum Resimleri Okumak‘ı. Manguel’in “merakının rehberliği”, biz okurlara kıymetli bir kitap daha sunmuş.

Çeviri emeği için Armağan Ekici’ye ve kitabı bizimle buluşturan Kırmızı Kedi Yayınları’na teşekkür ediyorum.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Sanat eserinin, bize aydınlatıcı bir okumayı bahşeden bir imge olabilmesi için, bizi bir tavize, bir yüzleşmeye zorlaması gerekiyor; bir epifani, ya da en azından diyalog için bir mekân sunması gerekiyor.” ( s. 298 )

Ne Okudum / Ekim – 2021

Ne Okudum / Ekim – 2021 📚

Bu ay okuduğum kitaplar içinde, olumsuz düşünceye sahip olduğum bir kitap yok Sevgili Okurlar. İlgi alanınıza giren kitaplar varsa, içtenlikle öneririm.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir; beğenmediği hiç mi bir kitap yok?” Var elbette, olmaz olur mu. Fakat bu aralar pek denk gelmedim. Geldiğimde ise paylaşmıyorum zaten. Paylaştığım kitaplar, genellikle beni bir şekilde etkileyen ve kitap hakkında yazmaya iten kitaplardır. Bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettim.

Nice güzel kitaplarda, farklı düşüncelere ve duygulara yelken açmak, heybemize bilmediklerimizi de katmak dileğimle…

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

1 – Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne / Yaşar Kemal / YKY – Doğan Kardeş / Seçme Yazılar

2 – Köprülere Şiirler / Ataol Behramoğlu / Tekin Yayınevi / Şiir

3 – Deli Tarla /Şermin Yaşar / Doğan Kitap/ Öykü

4 – Annem Beni Görsün / Filiz Aygündüz / Doğan Kitap / Roman

5 – SADAKO / Johanna Hohnhold / abm Yayınları / Roman / Çocuk Edebiyatı ( yetişkinler de okumalı bence)

6 – Günaydın Deme Sanatı / Akgün Akova / Karakarga Yayınları / Fotoğraf – Deneme

7 – Resimleri OkumakSanata Baktığımızda Düşündüklerimiz / Alberto Manguel / Kırmızı Kedi Yayınları / Hayat Bilgisi [ Okumam henüz bitmedi, Kasım ayında da devam edecek.]

SADAKO | Bin Turna Kuşu ve Bir Dilek

SADAKO – Bin Turna Kuşu ve Bir Dilek | Ein Wunsch Aus Tausend Kranichen | One Thousand Paper Cranes – The Story of SADAKO | Johanna Hohnhold

Okunma Zamanı: 24 Ekim 2021

Resimleyen: Gerda Raidt

Çeviri: Şengül Turan

Çocuk Edebiyatı / Roman – Tarihî Kurgu / 2.baskı – Kasım 2020 / abm Yayınevi / 125 sf.

10 yaş ve üstü

🇯🇵Konnichiwa! = Merhaba!

Hem küçüklere hem büyüklere, gerçek bir hikâyeyi temel alıp kurgu da barındıran etkilendiğim bir okuma oldu SADAKO. Nasıl olmasın ki Sevgili Okurlar; savaş, bitti denilince bitmiyor işte! Ana hatlarını belirtip bırakacağım yazmayı, zira yaşı başı farketmez herkesin okumasını isterim. Evet, özel bir dönem, belli ülkeler ancak evrensel bir konu.

SADAKO, dört çocuklu bir ailenin ikinci yavrusu. Okulun koşu takımının etkili bir sporcusu. 12 yaşında. Katıldığı son koşuda fenalaşınca hastaneye kaldırılır. Teşhis: atom bombası hastalığı… Küçük SADAKO, arkadaşlarının, ailesinin ve sevenlerinin yardımıyla mücadele gücü bulur. O güce destek olan ise bir Japon efsanesidir: “Bin tane turna kuşu katlarsanız, dileğiniz mutlaka gerçekleşir.” Artık devamını okumak size kalsın derim!

🇯🇵Kitabın sonunda:
🇯🇵Yazarın Notu
🇯🇵Tarihsel Arka Plan
🇯🇵Sadako Sasaki’nin gerçek Yaşam Öyküsü
🇯🇵Japonca kelimeler için Sözlük,
🇯🇵Kâğıttan turna kuşu yapımı için yönergeler

yer almakta…

Sondan bir önceki sözüm; Sadako’nun “Kanatlarınıza barışı yazıyorum. Bütün dünyanın üzerinde uçacaksınız.” dileği olsun.🇯🇵🇹🇷

Son sözüm ise; ülkemizin şansı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” sözü olsun!🇯🇵🇹🇷

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🇯🇵🏃‍♀️🏃‍♂️”Korkudan daha hızlı koşmalısın.” ( s.24)

“Bu bizim haykırışımız, bu bizim duamız: Dünyada Barış!” ( s.112 )

DELİ TARLA | ŞERMİN YAŞAR

Deli Tarla | Şermin Yaşar ( d. 1982 )

Okunma Zamanı: 20 – 23 Ekim 2021

Öykü / 30. baskı – Şubat – 2021 / Doğan Kitap

190 sf. / 2021 – Sait Faik Hikaye Armağanı

Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap, Dedemin Bakkalı adlı çocuk kitabıdır. Sonrasında yayımlanan kitaplarını tereddütsüz almama rağmen, “bekletilmekten muzdarip” oldular ne yazık ki! Bu ay okumak istediklerimin arasına koymuştum Deli Tarla‘yı da. Yine de ertelesem mi acaba derken; kıymetli okur dostlarımdan biri olan Seda Ediz, baktım ki Gelirken Ekmek Al adlı öykü kitabını okumuş, beğenmiş ve paylaşmış, ben de heveslendim, “miskinlik yapma kadın, madem niyet ettin, oku şu Deli Tarla‘yı” diyerek çıktım yola efendim!

2021 Sait Faik Hikaye Armağanı almış olan Deli Tarla öykü kitabı 16 öykü içeriyor. Hepsi hayatın içinden, gözlem, belki kimi gerçek kimi hayal, akıcı bir dille yazılmış, sonunu merak ettirirken şaşırtan, içten sıcacık öyküler. Severek okudum.

Kuşkusuz 16 öykünün hepsinde aynı tempoyu tutturmak, bir yazar için kolay olmasa gerek diye düşünüyorum. Zira ilk 9 öyküde hissetmediğim durağanlığı, sonrasındaki öykülerde hissettim. Benden de kaynaklanmış olabilir tabii. Gerçi kitabın tamamını tek günde okumadığımı da belirtmek isterim, ara vererek okudum. Elbette, okuyan her okurun kişisel tecrübesi ayrı olacaktır.

Şermin Yaşar, sıradanın içindeki hüznü de mizahı da çok güzel yakalayan; olağanüstü birşeyi de doğalmış gibi yazabilen, kalemi kıvrak öykü yazarlarından. Velhasılı kelâm seviyorum tarzını. Ezcümle Deli Tarla‘yı da sevdim. Kitaba adını veren Deli Tarla ve Adieu Hala öyküleri gerçekten çok etkiledi beni.

Uzun zamandır, okuduğum kitaplar arasında öykü türüne az yer vermiş olsam da – bu bilinçli bir tercih değil – öykü okumayı da seviyorum. Öykü sevenlere içtenlikle öneririm Deli Tarla‘yı.
Yazarın ilhamının dâim, enerjisinin bol olmasını diliyorum…

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

Gülüş anne babadan geçen bir şeydir, annen baban gülüyorsa sen de gülersin, onlar gülmüyorsa istediğin kadar içinden gelsin senin yüzüne bir tebessüm layığınca oturamaz.” ( s.65 )/ Cebimdeki Osman öyküsünden.

Annem Beni Görsün | Filiz Aygündüz

Annem Beni Görsün | Filiz Aygündüz ( d.1971 )

Okunma Zamanı: 14 – 19 Ekim 2021

Roman / Doğan Kitap / 1. baskı – Ağustos 2021

184 sf.

Selâmlar,

Yıllar önce Kaç Zil Kaldı Örtmenim? romanıyla tanıştım Filiz Aygündüz’ün kalemiyle. Çok sevdim, etkilendim ve takip ettiğim yazarlar arasına girdi. Milliyet Gazetesi’ndeki yazılarını da okur oldum. Sonra, Prens Prensesi Sevmedi romanı geldi. O da okundu tabii. Sonrasında yazılarını okumaya devam etsem de aklımda hep yeni bir roman beklentisi var oldu. Psikiyatr Alper Hasanoğlu ile birlikte hazırladıkları Gel Hayattan Konuşalım isimli söyleşi kitabı çıkınca, “galiba artık roman yazmayacak” diye düşünüp umudu kesmiştim ki bu romanın duyurusunu gördüm. Çok mutlu oldum tabii! Aldığım kitapları, normalde hemen okumam, bekletirim. Dört gözle beklediğim bir romanı bekletemezdim, bekletmedim de!

Annem Beni Görsün, yazarın diğer kitaplarından âşina olduğum sese sahip. Bu, şu demek; psikolojik bir altyapı var. 184 sayfanın her bir satırı kendini okutan satırlar olup, epeyce şey sığdırılmış akıcı, sıkmayan, merak uyandıran bir kurgu.

Yan karakterlerle capcanlı akan bir hikâye kaleme almış Filiz Aygündüz. Bence çok güzel bir film olur bu kitap! Kurgudaki yazar karakteri Zeynep, kitabını film yapmak isteyenlere, kitabın anlatmak istediklerini anlamadıkları için, izin vermedi filme çekilmesine ama belki Filiz Hanım’ı ikna edecek biri çıkar, Annem Beni Görsün film olur.

Sevgili Okurlar; Epiktetos’un çok sevdiğim bir sözü var:

Bir insanın anavatanı, çocukluğudur.

Bu sözü alın Zeynep ve Alp karakterine uygulayın. Her ikisi de annelerinin, onları “görmesini” istemiş çocuklar. Anneler farklı sebepler ile bunu başaramayınca, Zeynep ve Alp büyüyünceye değin ve büyüdüklerinde de farklı yollar seçmişler bu duyguyu tatmin için. Birininki olumlu diğerininki olumsuz. Biri diğerini anladığında “sen beni görüyorsun” diyorlar. Dolayısıyla bu kurgu “görmek” ve “görülmek” üstüne. Burada keseceğim. Sonrasını öğrenmek siz okurlara kalsın…

Filiz Aygündüz okuduğu kimi eserleri ve izlediği kimi filmleri de kurgunun akışında bizimle paylaşıyor karakteri Zeynep’in dilinden. Yani okuma yolunuzda Gülten Akın’a, Tezer Özlü’ye, Marquez’e, Erich Fromm’a, Simone de Beauvoir’a, Prens Charles ve Lady Diana’ya denk gelebilirsiniz.

Dahası var efendim! Kapakta gördüğünüz üzere, Zeynep’in annesinin tarifiyle yaptığı portakal reçelinin tarifi dâhil olmak üzere başkaca tarifler de aklınızı çelebilir. Yok, şaka yapmıyorum! Bütün bunlar kurguda…

Zamansız yaşanan ölümlerin gölgesinde, “ölüm korkusu” nasıl yenilir? Hayatı dolu dolu yaşayarak. Hayat ve Ölüm temaları içiçe. Zor konular diye sıkılacağınızı düşünmenizi istemem. Zira gayet akıcı bir anlatımı var. Yazarı sevdiğim için tarafsız olamamış olabilirim. Ancak oldukça doyurucu bir roman okuduğumun hakkını da teslim etmek isterim. Filiz Aygündüz’ün kendi hayatından parçalar var mıdır kurguda? Neden olmasın. Bunun cevabı sayılır mı bilemem ancak, romanın aşağıya alıntıladığım başlangıcını çok ama çok sevdim! Buyurun:

İnsan görülmek ister. Fark edilmek, sonrasında onaylanmak. Ben bunu yazı yoluyla gerçekleştirdim hayatımda. Kalem, üzerimdeki örtüleri kaldırdı, beni ortaya çıkardı. Kimi zaman batıp acıtarak, kimi zaman su yeşili bir mürekkeple sırtımı sıvazlayarak. Birbirinden farklı çok sayıda karakterle hemhal oldum, onları edebiyata katarken görünürlüğüm daha da arttı. Kahramanlarının hayatlarına yazarlar sızar. Bunun için ilk yazar görür kendini. İlk ben gördüm kendimi. Yazının sırlı aynasında. Okundukça, yazdıklarım okuyanlar tarafından sevildikçe daha da şeffaflaştım. Kalemin şahitliğinde.” ( s.11 )

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Annenin doyuramadığını kimse doyuramaz.” ( s.165 )

Köprülere Şiirler | Ataol Behramoğlu

Köprülere Şiirler | Ataol Behramoğlu ( d.1942 )

Okunma Zamanı: 13 Ekim 2021

Şiir / Tekin Yayınevi / 1. baskı – Temmuz 2021
61 sf. / Çizimler: Sali Turan

Köprü beni her zaman etkilemiştir. İnsan eliyle yapılarak iki doğa parçasını birleştirmesi ve böylece kendisinin de o doğanın bir parçası durumuna gelişi. İnsan eliyle yapılmış başka hiçbir şey için bunu düşünmedim. (…) Köprü, özellikle de kırsal alandaki bir köprü ise, doğanın doğal bir parçası gibidir… Köprülerde, yine sözünü ettiğim köprülerde beni etkileyen bir başka özellik, bilgece, sabırlı suskunluklarıdır. Yıllar, on yıllar yüzyıllar süresince nice yükler taşımış; nice kuşaklar, nice devirler gelip geçmiş, nice yıkımlara, nice zaferlere, nice acılara, nice şölenlere tanık olmuş, fakat sabırlı, bilgece suskunluklarını hep koruyagelmişlerdir.” (s. 9 – 10 ) diyor değerli şairimiz Ataol Behramoğlu, Köprülere Şiirler kitabının Önsöz’ünde.

Elbette başka şeyler de söyleyip örnekler de vermiş. Hem dünyadan hem ülkemizden 22 köprü şiiri var kitapta. Yukarıya alıntıladığım cümleler içinde sevdiğim iki tanım var köprüler için; “doğanın doğal bir parçası” olmaları ve “bilgece, sabırlı suskunlukları” !

Behramoğlu, bu köprülerin bazılarını görmüş bazılarını henüz görmemiş ama görme niyetinde.

Eşimle seyahatlerimiz sırasında gördüğümüz ve üzerinde yürüdüğümüz kimi köprülerde hissettiğimiz duygular, inanın şairimizin Önsöz’de yazdıklarına yakın ve / veya benzer duygulardır. İnsan ömrünü aşan ömürleri ve hikâyeleriyle duygularınızı ve düşüncelerinizi çok başka yerlere götürüp ders veriyorlar sanki.

İşte bu yüzden sevgili okurlar; öncelikle, şiir okumayı sevenlere önerebileceğim bir kitap Köprülere Şiirler

Mostar Köprüsü’nden Belkıs Köprüsü’ne; Dicle Köprüsü’nden Drama Köprüsü’ne; Malabadi Köprüsü’nden Thames Üstündeki Asma Köprü’ye… Yolunuz açık olsun efendim!

Çizimleriyle şiirlere can veren Sali Turan’ın emeğine de teşekkür etmek isterim.

Alıntılar:

Zaten altından akan bir su yoksa
Köprü dediğin neye yarar.” ( s.19 )

Ülkem beni ağlatacak kadar güzel
Bu doğa ve tarih kardeşliği
Yeter ki bozmasın sevgisiz bir el
Bu eşsiz güzelliği.” ( s.21 )

Cellatlar apansız çıkageldiler,
Cehennem kusan silahlarıyla;
Çocuk ölüleri gibi gömüldüler
Taşları Mostar’ın Neretva’ya.
(…)
Değişmez bir ceza hükmüdür bu şiir
Mostar Köprüsü’nün katillerine.” ( s.43 )

Doğa, renkleri konuşturan / Bir ressam olmuş Karadeniz’de / Tuvale yeni bir renk gibi / Ekleniyor köprüler de.” ( s.59 )

Günaydın Deme Sanatı | Akgün Akova

Günaydın Deme Sanatı | Akgün Akova ( d.1962 )

Okunma Zamanı: 09 – 12 Ekim 2021

Fotoğraf + Deneme / Karakarga Yayınları / Haziran – 2021 / 225 sf.

Selâmlar!

Her gülümseme kabulümdür, yeter ki yürekten gelsin.” ( s.225 ) demiş Akgün Akova. Bir şairin çektiği fotoğraflar da, o fotoğraflara yazdığı yazılar da – konuşturduğu fotoğraflar mı deseydim acaba – şiir gibi olunca tadından yenemeyen, içinizi ısıtan, mutlandırıp umutlandıran bir güzel kitap olmuş Günaydın Deme Sanatı.

Kendisini, fotoğraflarını ve “Günaydın” paylaşımlarını sosyal medyada farkettim. Biraz araştırınca daha önce yayımlanan kitaplarını edindim fakat okumadım. Kısmet, son – yeni – çıkan kitabı, Günaydın Deme Sanatı‘nı ilk önce okumakmış. Eğrisi doğrusuna denk gelmiş oldu.

Çoğunu kendisinin çektiği yüze yakın fotoğraf ve illüstrasyon var kitapta. Konuşan bir martıya, çınar ağacına denk gelirseniz şaşırmayın sakın; şairin / yazarın tabiatı böyle! Dilsize dil, görmeyene göz, kulağa bir hoş seda, akıla bilgi, içimize merhamet, yüreğimize umut olmuş. Konuşuk etmiş velhasıl!

Yazıyı tadında bırakayım! Yoksa yazdıkça yazasım geliyor. İçinize bir ferahlık kanat çırpsın isterseniz, hiç beklemeyin kapağını kaldırıverin Günaydın Deme Sanatı‘nın… Çünkü içinde kimlere denk gelecek, nerelere gideceksiniz bir bilseniz! Haydi rast gelsin!

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun! 🌄

Alıntılar:

🍁”Edebiyat her zaman yaptığını yapacak; karanlığın içinde insanlık adına yeni sözcük yolları açmaya çalışacak. Harfleri yan yana…” ( s.135 )

🍁”Aynı fotoğrafa bakan herkes farklı bir şey görebilir. Güzelliğimiz bundandır. Hepimizin başkadır gönül gözü.” ( s.154 )

“Sonbahardı, akan yapraklar durmuştu. Sarı renk kendine yeni bir biçim vermeye çalışmıştı. Kırmızı onu kiremitlemişti. Mavinin dudağı uçuklamış, kahverengi dört yana dal çıkmıştı.” ( s.121.)

Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne | Yaşar Kemal

Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne | Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 03 – 08 Ekim 2021

Seçme Yazılar / YKY – Doğan Kardeş/

6. baskı / 2018 /113 sf.

Selâmlar,

“Yaşar Kemal okumalarım” kapsamında okuduğum Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne adlı bu kitap yazarın Baldaki Tuz, Zulmün Artsın, Ağacın Çürüğü ve Ustadır Arı adlı kitaplarından seçilen 18 yazı ve konuşma metninden oluşuyor.

Yukarıda bahsi geçen kitapları da ayrıca okuyacağım elbette. Kitabı yayına hazırlayan Filiz Özdem, öyle güzel seçimler yapmış ki her bir metnin ve konuşma metninin – âmiyane tabirle – içine düştüm resmen.

Üstadın dillendirdiği ve yazıya döktüğü pek çok konudan bazıları şunlar: Sanat, roman, tembellik, İkinci Dünya Savaşı, Masallar ve Destanlar, Folklor, Nazım Hikmet, Doğa vb.

Eleştirirken bile sevgisini esirgemeyen bir bilge Yaşar Kemal. Nasıl içiniz coşmasın sevgili okurlar. İnanın yazdığı kimi metinlerin tarihini görmeseniz, bugünü yazmış dersiniz. Uzak görüşlülük mü? İnsanı ve insan tabiatını iyi tanıması mı? Ne derseniz deyin, şu bir gerçek ki; bazı konularda, bunca yıl sonra bile, hiç mi ilerleme olmaz diye yüreğim daraldı, üzüldüm.

Bilge yazarımız, insandan umudunu kesmediğine göre bana susmak düşer efendim. Ancak yine de,

Düşünmeyenlerdir ki, düşünceye düşmandırlar, bütün felaket de burada başlıyor.” ( s.11 )

cümlesini kulağımıza küpe niyetine paylaşmak isterim.

Kitabı yayına hazırlayan Filiz Özdem: “Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne… Bu başlık, henüz Yaşar Kemal edebiyatıyla tanışmayanlar için, onun dünyaya yaklaşımını özetliyor.” diyor Sunuş yazısında.

Bu yazıların, yazarın, “edebiyat, kültür ve özgürlük üzerine temel düşüncelerini gençlere tanıtmak için” seçildiğini belirtse de yetişkinler de okuyabilir tabii ki! Zira ben, yine YKY – Doğan Kardeş grubundan çıkan ilk gençlik yaşlarına ait kitapları da okudum sevgili okurlar.

Okuduğum kitap 6. baskı. Çok beğendiğim bu kitabı, yakın çevremdekilere hediye etmek için birkaç tane aldığımda gördüm ki 10. baskıyı yapmış. Ne güzel!

Severek, ilgiyle, öğrenerek ve hayran kalarak okuduğum bu kitabı sevgimle ve şevkimle dikkatinize ve ilginize sunuyorum.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Not: Yaşar Kemal’in çok iyi bilinen eserlerini okumayı daha sonraya bırakarak, öncelikle diğer eserlerini okuyorum.

Alıntı:

“Bir kişi bir romanı yaratırken, önce dili yaratmak zorundadır. Kendine has dili olmayan bir roman, güçlü bir roman olamaz. Bu dil halkın dili de olamaz, destan, masal, şiir dili de olamaz. Sözlü anlatımın geleneği, olanakları başka, yazılı anlatımınki bambaşkadır. Yazarken bunun farkına vardım. Uzun romanları yazarken de başka bir şeyin farkına vardım, dilin yapısı da romanın biçimini, içeriğini etkiliyordu. (…) Ben de kendimi yazar sayıyorsam, insan gerçeğine bilinçli olarak miti, düşü getirdiğimdendir. İnsan nereden gelip nereye gittiğini buluncaya, doyumsuzluğunu alt edinceye kadar mite ve düşe sığınma sürecektir. Ondan sonra gene sürecektir. Çünkü insan yaşama sevincine, dünyanın güzelliğine doyamıyor.” ( 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan)

Ben de romanlar yazdım, romanlarımın yaşam gibi doğru söylemesini, yaşamla birlik olmasını istedim. Çünkü insanlık, çünkü yaşam, umutsuzluktan umut üreterek buraya kadar gelmişti.” ( s.97 )

“Yurdumuzu vermek, insanını vermek, göstermek, kültürünü, gerçek kültürünü dünyaya tanıtmak insan olarak hakkımız, ödevimiz. Bu toprakların özelliği var.” ( s.51)