Zaman Da Eskir | Ayla Kutlu

Zaman da Eskir | Ayla Kutlu ( d.1938 )

Okunma Zamanı: 06 – 27 Ekim 2022

Anılar | 2. Baskı – Mart 2007 |

Bilgi Yayınevi | 400 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

“Ayla Kutlu Okumalarım” ın altıncı kitabı Zaman Da Eskir… Yazarın kendi kaleminden çıkan “Anılar“ının birinci kitabı olup, ikincisinin çıktığına dair bir bilgiye erişemedim.

Sevgili gelinim, beni çok zorladın anılarımı insanlarla paylaşmam için… Bu kitap da benim senin adına armağanım olsun: GÜLSÜN BEHLÜLGİL’e… ” ( s.6)

cümlesinden anlaşıldığı üzere, bu anıların yazılıp kitaba dönüşmesini Gülsün Hanım’a borçlu Ayla Kutlu okurları! İyi ki zorlamış, kendisine yürekten teşekkür ediyorum!

Bu kitapta, yazarın, “birinci aşamam” dediği, “yirmi iki yıllık yaşam dilimi“ni okuyoruz.
Ayla Kutlu 1938 Antakya doğumlu. Hal böyle olunca tarihî süreçlerden azade bir yaşam düşünmemek gerek. Hatay’ın vatana katılması dahil olmak üzere; ikinci dünya savaşı, Kore’ye asker gönderilmesi, Amerikan yardımları; yokluk – kıtlık – hastalık sarmalında bir toplum; geri dönüşlerle, yazarın Kafkasya kökenli aile fertlerinin göçleri, nerelere yerleştikleri, hayatlarına ve kişiliklerine dair özelliklerle dopdolu, bir o kadar da çileli ve mücadele dolu bir yaşamı okuyorsunuz. Yazar, anılarının bazı yerlerine dipnotlar düşerek, gözlemlediği kimi olaylara ve kişilere, hangi kitaplarında yer verdiğini de belirtmiş.
Bu kitabın sonunda Mülkiyeli ( Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu) bir Ayla Kutlu var. Devamını merakla bekliyorum!

Duyguları / nı, yazdığı atmosferi okuruna çok doğal, ajitasyon yapmadan aktaran bir yazar Ayla Kutlu. Tam da bu yüzden seviyorum onun yazdıklarını. Bu yüzden tarafsız olamadığım için hoşgörünüze sığınıyorum.

Bir zamanlar sözünün tek başına ne kadar geniş bir belleği olduğunu tam olarak algılayabilsek, eskide birikenleri daha bir saygıyla anar, daha çok yararlanırdık” demiş babası Ayla Kutlu’ya.
( s.6)
Saygı açısından hakkı verilmiş bu “Anılar” kitabı, biz okurlar için de bir canlı tarih niteliğinde.

Şeklen ise şöyle;

İlksöz dahil 13 bölüm var. Sonra, Ayla Kutlu’nun, Tarih ve Toplum Ansiklopedisi için 1987 yılında yazdığı,”Hatay Devleti’nden Hatay İli’ne” başlıklı metin konmuş. En sonunda ise aile fotoğrafları var.

Aslında yazmak istediğim başka şeyler de var ancak ipin ucunu kaçırıp, hem yazıyı hem de okuyanın kafasını çorba yapma ihtimalim yüksek olduğu için burada durayım.
Baba Selâhattin Bey, anne Sabriye Hanım, kardeşler – büyükten küçüğe – Altan, Ayla, Alsan ve Zafer’den oluşan çekirdek ve geniş Kutlu Ailesi ile tanışmanızı isterim.

Bendeniz ilgiyle ve merakla okudum. Anı okumayı sevenlere sevgimle ve şevkimle iletiyorum!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Belki de can ruh gibi bir şeydi. İnsan acı çekerken tinsel varlığına yüklenmiş o çözümlenemez ağırlıkları ayrımsar ya… Mutlu can hafiftir, fark etmeyiz. Sızılı canın acısı sürekli yer değiştiren bir gölgeler diyarıdır, konar göçer.” ( s.11)

🎀”Yitirilmiş her duygulu ortam, toplumların yitirdiği bir kültürel kurumdur. Önemli ya da önemsiz… Zaten bir şey neye göre önemsizdir? Anılarda anılmadığı, üstünde konuşulmadığı için eksik kalan bir yaşanmışlık nasıl olur da önemsiz olur? ” ( s.255 )

🎀”Umut iyidir. İnsanı canlı ve güçlü tutar…” ( s.267)

🎀”Eskiyen zamanın içinde gördüklerimi yazdığım şu sırada, bazı bazı kendime soruyorum: “Ağabeyine acaba haksızlık mı ediyorsun?” diye. Ah bunu hiç istemiyorum… Ne var ki acı veren şeyleri hatırlarken acının somutluğunu değil ama, benliğime kazıdığı izleri silmenin olanağı yok!” ( s.273)

🎀”Güzel günler vardır… Gelirler. Arkalarında, yaşanmışlığın geçiciliğiyle hiç orantılı olmayan güzel anımsamalar bırakarak sizi birikim sahibi ederler.” ( s.287)

Ihlamurlar Altında Gezinti | Friedrich Schiller

Ihlamurlar Altında Gezinti | Friedrich Schiller ( 1759 – 1805 )

Okunma Zamanı: 15 Ekim 2022 /
Yer: İstanbul Havaalanı

Öykü | 1. baskı – Nisan 2021 |

Can Yayınları – Kısa Klasikler Serisi: 33 | 69 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Can Yayınları’nın Kısa Klasikler serisini düzenli aldığımı söyleyemem ama Schiller’in Ihlamurlar Altında Gezinti kitabını almıştım; çünkü daha önce Turankızı – Turandot ( Kaynak Yayınları) adlı eserini okuyup çok beğenmiştim. Buna rağmen rafta bekleyip duruyordu. Bir gün önce, kitap dostlarımdan Seda Ediz, bu kitabı okuyup Instagram sayfasında paylaşınca, hemen raftan indirdim. Kısa bir tatile çıkacağımız için yanıma almaya ve uçakta okumaya karar verdim. Neye niyet neye kısmet, derler ya, uçak rötar yapınca, saatini beklerken okudum bitti. Bu okumaya vesile olduğu için Seda’ya teşekkür ederim.

Geleyim kitaba… Schiller Alman edebiyatının önemli isimlerinden elbette. Bu kitapta beş öykü var. Her bir öykü, insanın karakteri hakkında ya da mayası hakkında da diyebilirim. Hırsları, öfkesi, nefreti, açgözlülüğü, menfaatperestliği, yardımseverliği, âlicenaplığı, farklı dünya görüşleri vb. Tüm bunlar çok güzel verilmiş. Çeviriyi yapan Bilge Uğurlar ve Türkis Noyan’ın haklarını teslim etmek isterim.

Beş öyküyü merakla okudum. Lâkin son öykü – kitaba da adını veren – Ihlamurlar Altında Gezinti‘yi, düşünmeye sevkeden felsefî altyapısından dolayı daha çok beğendim.

Öykü okumayı seven ya da mesafeli yaklaşan herkese, kitaba şans vermelerini öneririm. Elbette karar her daim okurundur.

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntılar:

🕯”İnsanlık tarihi külliyatında akla ve kalbe en fazla ders veren bölüm, insanın yanılgılarının kaydedildiği yıllıklardır. Bütün büyük suçlar, olağanüstü büyük bir gücün harekete geçmesiyle işlenmiştir.” ( s.15)

🕯”Her ses bir saadetin ölüm şarkısı olsa bile – aynı zamanda da, her zaman her yerde var olan sevginin övgü şarkısıdır…” ( s.69 )

Ruhun kaderi, maddenin içinde yazılıdır.” ( s.65)

Modifiye Masallar | Nazmi Ağıl

Modifiye Masallar | Nazmi Ağıl ( d.1964 )

Okunma Zamanı: 12 Ekim 2022

Masal | 1. Baskı – Aralık 2021 |

Beyoğlu Kitabevi | 79 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Geçen yıl ( 2021 ) Şubat ayında, Nazmi Ağıl kaleminden, Vakıfbank Kültür Yayınları’ndan çıkan “Büyüklerle Yeniden Nasrettin Hoca” adlı, günümüze uyarlanmış fıkra denemeleri okumuştum. Bu kez masalları günümüze, eleştirel bir bakışla uyarlamış.

Aşina olduğumuz yirmi masalı şiir formunda okuyoruz. Yirmi birinci masal olan Çizmeli Kedi de şiir formunda ancak başlığı şöyle: “Çözümlemeli Çizmeli Kedi“.

Ve işte senin sorgulamaya
Gerek görmediğin bu hikâye
Gibi anlatılarda gizli,
Sadece insan merkezli
Bir tutumun yansıması.

Sırada Sarman’ın çizmesi:
Onda mıymış tüm marifet?
Demek o değil de şu kıyafet
Daha mı zeki yaparmış?
Bir de marka tutkusu varmış,
Diyorsun ki “Çocuklar farkınız,
Görünüşünüz ve markanız.
Ne giyerseniz osunuz,
Yoksa koca bir zerosunuz!” ( s.78)

Nazmi Ağıl, Beowulf, Prelüd ve Canterbury Hikayeleri‘ni de çevirmiş bir akademisyen – çevirmenlerimizden.

Modifiye Masallar‘ı – tıpkı Büyüklerle Yeniden Nasrettin Hoca kitabı gibi – bu tarz deneysel okumaları seven okurlara önerebilirim. Merak ettiğim için okudum! 📚

Sevgimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Dedem Bir Japon Balığı

Dedem Bir Japon Balığı | Işıl Şahin – İnci Özdemir

Resimleyen: Pelin Turgut

Okunma Zamanı: 06 Ekim 2022

Roman | Çocuk Edebiyatı | 9. Baskı – Mayıs 2022

Çınar Yayınları | 83 sf.

Yaş grubu: 08 – 12 yaş

Eğitsel hedefler: İşbirliği, Alzheimer, Bağımsız Davranma, Dede – Torun İlişkisi, Duygular, İletişim, Sağlık ve Spor, Yaratıcılık

Meteee, acele et, ödevlerini almayı unutma!

Ödevlerini yaptın mı Mete? Yatağını topladın mı Mete? Yine mi yüzünü yıkamadın Mete! Kalemini kaybettiğin arkadaşından özür dilemeyi unutma Mete. Öğretmenini iyi dinle Mete. Yaramazlık yapma Mete. Fazla abur cubur yeme, çikolata yerine meyve ye Mete. Ne alakası var ki, tatları aynı değil! ” ( s. 6 – 7 )

Okurken yoruldunuz mu bilmem ama ben hem okurken hem bu kadar çok yönergeyi yazarken yoruldum inanın! Ne kadar çok kontrol ediyoruz farkında olmadan! Ya da bilerek!

Mete ile, pardon “tam 10 yıl 8 ay 25 gün 3 saat 5 dakikalık hayatının baharındaki Mete ile” tanıştınız. Mete hayatın “biraz daha yavaş, biraz daha kontrolsüz, bol hayalli ve oyunlu” olmasını istiyor. Fakat yaşadığı gerçekler öyle değil. Üstelik bir de hazırlaması gereken bir proje ödevi var. Haa bir de kedisi Dion var! Ne alâka demeyin sakın! Cankurtaran olacak o! Mecazen yani! Okuyanlar öğrenecek neyi / kimi kurtardığını! O da mecazen!

Işıl Şahin ve İnci Özdemir’ i tebrik ediyorum! Bol gülüşlü ve hınzır, bir o kadar sıcak bir kurguyla güzel ve güncel bir farkındalık romanı yazmışlar!
Gittikçe yaşlanan toplumumuzda bu konu her daim bir şekilde karşımızda ve bazen nasıl davranmamız gerektiği konusunda sabır eşiğimiz zorlanıyor.

Dedesinin garip davranışlarına anlam veremeyen Mete, onun neden böyle davrandığını öğrenir ve çok üzülür! Çözüm bulmak ister. Bulur da! Nasıl bir çözüm bulur, o mu bulur? Yazmayayım! Çünkü bu çözüm, aynı zamanda onun proje ödevi olur! Ba – yıl – dım! Uygulayabilir miyim, emin değilim! Ama olsun, çok güzel bir yöntem!

Oğul Mete, Öğrenci Mete, Torun Mete, Çocuk Mete“!

Tanışmanızı çok isterim! Yaş aralığına takılmayın! Malûm her çocuk kitabı aynı zamanda yetişkinler için de mesajlar içerir!

Dedeciğim, seninle yepyeni bir dünya yaratalım mı?” ( s.54)

Haydi bakalım, dede ile torun Mete’nin dünyasına misafir olma sırası siz okurlarda!

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

🐞”Seni mayalayıp çoğaltmalıyız, Mete! İyi ki benim torunumsun, teessüf ederim.
Teessüf mü? “Teşekkür ederim mi demek istedin dede?
Evet, sanırım.” ( s.55 )

Yetişkinlerin bariyerine çarpıp hapsolma, Mete. Yetişkin olmak yorucudur, yaşın büyüse de sakın çocuk kalmaktan korkma. Gerektiğinde isyan et, başkaldır.” ( s.52)

Emeğin Çukurovası | Der. Süreyya Köle

Emeğin Çukurovası | 2021 Çukurova Öykü Ödülü Seçkisi | Derleyen: Süreyya Köle ( d.1970 )

Okunma Zamanı: 01 – 05 Ekim 2022

Öykü | 1. Baskı – Mayıs 2022 | h2o Kitap | 212 sf.

Zenginin sonuna kadar zengin, fakirin sonuna kadar fakir olduğu bir “çukur” ova; emeğin Çukurova’sı…” ( s. vii )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Önsöz‘deki bilgilere göre; Yeni Adana Gazetesi ve Çukurova Belediyesi’nin işbirliğinde gerçekleştirilmiş “EMEK” temalı öykü yarışmasına üç yüze yakın öykü katılmış. Gamze Güller ve Deniz Dengiz Şimşek bu öyküleri değerlendirmiş ve otuz öyküyü üst kurula göndermiş.

Seçici kuruldaki isimler şöyle: Nursel Duruel, Nihat Ziyalan, Murat Yalçın, Feryal Tilmaç, Mustafa Balel, Mehmet Erte, Süreyya Köle.

Emeğin Çukurovası başlığını taşıyan bu kitaba, “emeğin türlü halleri üzerine” yazılmış yirmi beş öykü alınmış. İlk üç öykü, aynı zamanda ilk üçe giren öyküler. Şöyle ki:

1- Baştan – Zeynep Paftalı ( İtalya )
2 – Uzayan İş Saatleri – Özgür Çırak ( İzmir )
3 – Sinekler – Mehmet Oğuz Aslan (Çanakkale )

Sondaki yedi öyküye ise “derleyenin seçimi” notu konmuş.

Öyküsü birinci olan Zeynep Paftalı ismi bana yabancı değil. Pan Yayınları’ndan çıkan 12 isimli öykü kitabını epeyce önce okumuş ve beğenmiştim. Emin adımlarla ilerlediğini görmek sevindirici.

Yarışma duyurusundaki,

İstiyoruz ki edebiyatımıza dünden bugüne çok sayıda eser ve yazar kazandıran Çukurova, bu yarışma sebebiyle yeni kazanımlara olanak sağlasın, yeni eser ve isimlerin ortaya çıkmasının, fark edilmesinin yolunu açsın.

cümlesindeki maksat hasıl olmuş galiba. Okuma sürecimde, her bir öyküde farklı duygulara ve düşüncelere meylettiğimi söylemek isterim. Her birini farklı sebeplerle sevdim. Rutin iş saatlerinden pamuk tarlasına, bir müzik provasından güvercin kafeslerine, kasabanın eşrafından deli kızına, annenin kızına vereceği çeyizlik pamuğundan bir Hıristiyan mezarlığına, çalışma verimini düşürüyor diye kitap okuyan oğluna kızan babaya ve daha nicesine…

EMEK” temasına, her aşamada emek veren herkese yürekten teşekkürler!

Öykü seven okurların dikkatine…

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntılar:

🌳”Kendi unuttuğum dilime. Kendimden kaçan, kaçıp gitmesini engellemeye çalıştığım, kendime yabancılaşan ama her duyduğumda evimi hatırlatan dilime. Düşüncelerim başka dilde, onun sözleri başka dilde, benim ellerim başka dilde. Kafam Türkçede, şef İngilizcede, ellerim müzik dilinde. (…) Bağlanmışız bir kere. Kader. Kısmet. Gurbet. Vesaire.
( s.1 – 2 / BAŞTAN – Zeynep Paftalı )

🌳”Aç karınla hayal kurulur mu? En çok o zaman kurulur. Ele geçirilecek nice nice şeyler birbiri ardı sıra geçer gider zihninden. Güç, kuvvet, kudret demek bu hayaller. Bu hayaller de olmasa yaşamak için bahane bulamaz insan. (…) Umutlandırıcı şeyler düşünüp kendini mi kandırsa, sefilliğini düşünüp daha mı çok öfkelense? Neyi düşüneceğini bilememek sonsuz bir denizde kulaç atmaya ne çok benziyordu. Ne çok yoruyordu insanı bunlar. Gidip gidip varamamak yahut hiç başlayamamak, başlamayı düşünememek aynı şeyler değiller miydi? Zaten gücü de yoktu.” ( s.73 / GELİNCİK – İsmail Çevik)

🌳”Şehri kurup imar eden, sonra şehri fetheden ne kadar çabalamışsa, bir o kadar da şehri keşfeden ter döküyordu. Törenlerle toprağın altına indirilen bedenlerden arta kalanlar törensel bir uğraşla tekrar gün yüzüne çıkarılıyordu. Bir keresinde bir küpte yedi bin yıllık buğday tohumları bulunduğunu duymuştu. Bu tohumlardan yetişecek suskun başaklar yedi bin yıl öncesinin hafızasını taşıyacak; yeniden toprakla, suyla, rüzgârla ve alın teriyle buluşmuş olmanın coşkusuyla patlayacak; belki de bu toprakların kaderini değiştirecekti. Buna vesile olmanın gururu ve sevinci hangi hazineyle ölçülürdü?
( s.101 / TAŞLI TARLA – Emre Genç)

🌳”Az önce ganimet demiştim. Odamda orta halli bir kitaplığım var, çocukluğumdan beri edindiğim kitapları türlerine göre dizdiğim. Kitaplarımın yarısına yakınını bu sitenin çöplerinden çıkardım. Çöp diyorum da, buradan çıkardığım kitapların tamamı tertemiz torbaların içindeydi. Şiir, roman, öykü ve kişisel gelişim kitaplarının yanı sıra okul kitap ve defterleri de bulunurdu aralarında.
( s.206 / RESİM – Yaser Bereketoğlu )

🌳”Deli kız ve ailesinin kaderleri tarla kuşlarınınkiyle aynıydı. Ekmek neredeyse oranın yerlisi, her memleketin garibi. Savrulup gidiyorlardı, yıkılıp gidiyorlardı işte…
( s.164 / ÖTEKİLERİN GECESİ – Baran Arslan )

NE OKUDUM | EYLÜL – 2022

📚NE OKUDUM – EYLÜL – 2022📚

🌳Babalar ve Kızları | Selda Uygur | Bilgi Yayınevi |Roman

🌳Ne Çok Hain | Ataol Behramoğlu | Tekin Yayınevi | Şiir

🌳Suçlusunuz | Ataol Behramoğlu | Tekin Yayınevi | Şiir

🌳Vasatlığın İktidarı | Alain Deneault | Yeni İnsan Yayınevi | İnceleme – Politika

🌳Taşların Dilinden İstanbul | Sami Bayraktar | CKS Cibali Kültür Sanat Yayınları | İstanbul – Tarih

🌳Edebiyat Eczanesi | Nina George | Pegasus Yayınları | Roman

📌”Kitap, yumurta değildir. Biraz eski olduğu için bozulmaz.Hem eski de ne demek? Eskimek bir hastalık değildir. Her şey eskir, yaş alır, kitaplar da öyle. Ama siz ya da herhangi biri uzunca bir süredir dünyada bulunduğu için daha mı az önemlidir?” ( s.21 – Edebiyat Eczanesi)

İster eskisi ister yenisi, kitaplar deniz fenerimiz, sığındığımız liman, ruh kardeşimiz, bilgi hazinemiz, öğretmenimiz, yoldaşımız, ilacımız, nefes borumuz… Ve daha nice sıfatın ev sahibi / sahibesi. Bence onların da cinsiyeti var, tıpkı milliyetleri olduğu gibi! Dilleri farklı olsa da, söyledikleri hep aynı duyguya, aynı acıya, aynı sevince, aynı hüzne tekmili birden İNSAN’a çıkıyor! Yazanlar da başka başka dillerde dillendirenler de sağ ve var olsunlar!

Bu ayki kitaplarımı da severek okudum. İki kitapla şiir türü öne çıktı…

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!🌸📚

📌”Çünkü yaşam iyilik ve aydınlık demektir
Onlarla insan olunur ancak” (s.40 – Suçlusunuz)

Edebiyat Eczanesi |Nina George

Edebiyat Eczanesi | Das Lavendelzimmer | Nina George

Çeviri: Regaip Minareci

Okunma Zamanı: 23 – 30 Eylül 2022

Roman | 1.baskı – Kasım 2020 |

Pegasus Yayınları | 358 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Bu kitabı nerede veya kimde gördüğümü hatırlamaya çalıştım bitirdikten sonra. Sanırım haftalık yayımlanan Oksijen Gazetesi’nin ekindeki Aslı Perker’in yazısında gördüm.

Daha önce okumadığım bir yazar Nina George. Yine Pegasus Yayınları tarafından Lavanta Odası adıyla yayımlanmış ki kitabın Almanca orijinal adı da bu şekilde. Bence kitap isminin Edebiyat Eczanesi olarak değiştirilmesi çok yerinde ve içeriğin ruhuna uygun olmuş. Yazarın hoşgörsüne sığınalım.

Kitabı çok beğenerek okudum. Kitaplarla bağlantılı kitaplar sözkonusu olunca daha fazla ilgimizi çekiyor, bu kesin!

Elli yaşındaki Fransız Jean Perdu kitabın odak noktası. Hem insanların ruhsal yapılarına uygun yaptığı kitap tavsiyeleri hem de yirmi bir yıl önce kendisini terk ettiğini düşündüğü sevgilisinin yasını tutması sebebiyle. Elbette başkaca karakterler de mevcut. Örneğin genç yaşında, yayımlanan ilk kitabıyla ünlü olan yirmi bir yaşındaki Max. Jean’ın oğlu gibi…Diğerlerini okuyacak olanlara bırakıyorum izninizle.

Hem kitaplar, hem aşk hem de yemekler işin içine girince keyifli ama bir o kadar da hüzünlü bir kurgusu var kitabın. Fakat ben barındırdığı kitap sevgisini, bilgeliği, dostluğu, aşkı ve aşkına sadakati çok beğendim. Ayrıca bilgilendiğim bölümler de vardı.

… bir romanın çiçeklerle bezenmesi için zamana ihtiyaç duyan bir bahçeye benzediğini Max bugün kavradı. Okurun içinde gerçekten dinlenebileceği bir bahçe yaratmanın zaman aldığını anladı.” ( s.183)

Sevgili Okurlar, kitabı aldıktan sonra beni en etkileyen şeylerden biri de yazarın “Yitirilenlere ithaf edilmiştir ve onları hâlâ sevenlere” cümlesi oldu. Zira bu romanı 2011 yılında vefat eden babasına ithaf etmiş. Ve babasının ismini romandaki bir baba karakterine vermiş.

Kitabın sonuna kurguda adı geçen yemeklerin tarfleri konmuş. Ayrıca yine adı geçen kitaplar listesi verilerek, kitapların hangi duygulara iyi geldiği ve okuduktan sonra yan etkilerinin neler olabileceği de belirtilmiş😊

Kitabı akıcı bir şekilde dilimize aktaran Regaip Minareci’ye teşekkür etmek isterim.

Kitaplar çok şey yapabilir ama her şeyi değil. İnsanın en önemli şeyleri yaşaması gerekir, okuması değil. Ben kitabımı… yaşamalıyım.” ( s.289)

Bir okuru sevmekten asla vazgeçmezdi onlar. Kitaplar, kestirilemez olan her şeyden en güvenilir olanlardı. Yaşamda. Aşkta. Ölümden sonraki süreçte.” ( s.45) diyen Lulu adlı yüzen Edebiyat Eczanesi‘nin sahibi bilge Jean Perdu ve beraberindekilerle tanışın derim, hem biraz kıyıdan kıyıdan Fransa gezisi de yapmış olursunuz 😄

Sevgimle ve şevkimle ilettim! Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

📚”Perdu için kitapları bir sığınak olmuştu. Gemisinde bütün dünyayı, bütün duyguları, her yeri ve her devri bulmuştu. Hiç seyahate çıkmasına gerek kalmamıştı çünkü çevresinde kitaplar üzerinden yapılan sohbetler ona yetmişti. Ayrıca kitapları insanlardan daha üstün tutmuştu. Kitaplar, insanlar gibi tekinsiz değildi.” (s.250)

Taşların Dilinden İstanbul | Sami Bayraktar

Taşların Dilinden İstanbul | Sami Bayraktar

Okunma Zamanı: 19 – 22 Eylül 2022

İllüstrasyon: Leyla Daşcı

Tarih – İstanbul | 1. baskı – Ağustos 2022

Cibali Kültür Sanat Yayınları | 132 sf.

Bir sokak başında, bir kaldırımda terk edilmiş gibi duran, önünden geçip gidilen taşlar, geçmişin sessiz tanıklarıdırlar aslında. İstanbul’u tanımak ve anlamak için taşların fısıldadığı hikayelere kulak vermek gerekir.” ( s.45)

diyor Sami Bayraktar. Ve belli bir rota eşliğinde, Eyüp Sultan’dan başlayarak geziyoruz onun anlatımında. Dikilitaşlar, kapılar, saraylar, camiler, çeşmeler, kasırlar, türbeler, köprüler, sarnıçlar, kuleler, su kemerleri, hisarlar, aşevleri… İstanbul’u İstanbul yapan her şey öyle güzel ve sıcak anlatılmış ki, ben bu kitaba ba – yıl -dım! “Hediye edebileceğim kitaplar” listeme ekledim!

Sevgili Okurlar,

Benim de kendime – ne yazık ki – devamlı söylediğimi, Sami Bayraktar da yazmış, gerçi bu bildiğimiz bir gerçek, istisnalar hariç elbette:

İstanbul’da yaşayanlar İstanbul’u yaşamıyor, bilmiyor, tanımıyor.” (s.11)

Nerede, ne, neden, nasıl, ne zaman, kim; kısaca 5N1K sorularına yanıtlar bularak ve özel hikâyeleri ve rivayet olunanları ile birlikte elimizden bırakamayacağımız bir kitap Taşların Dilinden İstanbul!

Çünkü İstanbul tanındıkça sevilecek, sevdikçe korunacak ve üzerine titrenecek eşsiz bir şehir.” ( s.10)

Kitabın fiziksel özelliğine geleyim… Yapraklar parşömen sarısı. Eskitilmiş baskı. Kitabın ruhuna uygun olmuş, akıl edenleri kutluyorum, beğendim! Kimi yapıların görselleri de konmuş. Ayrıca bazı bölümlere yerleştirilmiş karekodu okutursanız, yayınevinin Instagram sayfasına bağlanarak yazarından da dinleyip izleyebilirsiniz.

Dünyanın merkezi mi olmamış, üç imparatorluğa başkentlik mi yapmamış, fetholunacak şehir olarak hadislere mi girmemiş!

Kitaba emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Devamının geleceğine dair bir ipucu bırakmış sanki Sami Bayraktar! Hadi inşallah!

Son sözüm, gönülden katıldığım, yazarın dileği olsun:

Gezmeyi, görmeyi, sormayı, öğrenmeyi ve en önemlisi de bu güzellikleri hep birlikte koruyup yaşatmayı medeniyetlerin en güzeli kabul edelim olur mu?” ( s.131)

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Suçlusunuz | Ne Çok Hain | Ataol Behramoğlu

📚Suçlusunuz | Ataol Behramoğlu

Okunma Zamanı : 05 – 08 Eylül 2022
Şiir| 1.baskı – Mayıs 2022 | Tekin Yayınevi | 88 sf.

📚Ne Çok Hain | Ataol Behramoğlu

Okunma Zamanı: 18 Eylül 2022
Şiir | 3.baskı – Nisan 2018 | Tekin Yayınevi | 85 sf.

Yaşayan kıymetli şairlerimizden Ataol Behramoğlu’ndan bu ay iki şiir kitabı okudum; SUÇLUSUNUZ ve NE ÇOK HAİN

SUÇLUSUNUZ kitabını daha önce almıştım. Okumaya başladığımda, şairin Önsöz‘de şöyle yazdığını gördüm:

Bu kitap, 2018’de yayımlanarak üst üste yeni basımlar yapan ve yapmakta olan Ne Çok Hain adlı şiirler toplamının devamı gibidir.” ( s.9)
Dolayısıyla NE ÇOK HAİN kitabını sonradan aldım. Ve fakat sırasıyla okumayı beklemeden okudum SUÇLUSUNUZ kitabını.
Okumayı düşünürseniz, önce Ne Çok Hain, sonra Suçlusunuz… Bence sırasız da okunabilir…

Ataol Behramoğlu “yeni toplumcu şiirin öncü bir şairi olarak” tanımlanıyor. Her iki şiir kitabında bu özelliği kuvvetli bir şekilde hissediyorsunuz zaten.

NE ÇOK HAİN kitabı için şunları yazmış Behramoğlu:

Şiir çoğunluğunu Cumhuriyet’teki köşemde yayımlanan şiirlerim oluşturuyor. Onlar bir anlamda köşe yazısı-şiirler gibidir. Köşe yazısı yerine yazılmış şiirlerdir. Köşe yazıları genellikle ve ister istemez güncelle sınırlıdır. Bazen yazı yerine şiiri koymam, konu yine büyük ölçüde güncel olmakla birlikte, şiirin olanaklarıyla günceli aşabilmek içindir. Nitekim o kitapta yer alan şiirler, “Yunus Gibi“, “Kara Bir Rüzgâr“, “Erdem ve Erdemsizlik Üzerine” ve kitaba adını veren “Ne Çok Hain” başta olmak üzere güncel olanı aşmış gibidirler.” ( s.9)

Doğruluk yalanla kuşatılmışsa / Yalandan yana değilsen eğer / Neresi olmalı bulunduğun yer?” ( s.20 / Ne Çok Hain kitabından)

Sevgili okurlar; yaşadığımız güncelin sıcağı geçince, gelecek nesillere toplumsalın sosyolojik gerçeği kalıyor galiba. Ders alırsak ne âlâ. Sevgili Ataol Behramoğlu’ndan iletmesi, biz okurlardan okuması, bu tarz şiirler seviyorsanız elbette.

Umut, sevinç rafa kalkmış
Tehdit, şantaj şaha kalkmış
Yurdu her yandan kuşatmış
Sömürgeciler sürüsü
( s.17 – Ne Çok Hain kitabından)

Yaşamak bu yangın yerinde
Her gün yeniden ölerek

Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
( s.33 – Suçlusunuz kitabından)

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Vasatlığın İktidarı | Alain Deneault

Vasatlığın İktidarı | Mediocracy | Alain Deneault

Çeviri: İrem Sağlamer

Okunma Zamanı: 06 – 15 Eylül 2022

İnceleme – Politika | 1. Baskı – Ağustos 2021

176 sf. | Yeni İnsan Yayınevi

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

İktidardakiler için, vasat insan emirlerini iletebilecek ve düzenlerini sağlam bir şekilde kuracak ortalama varlıktır.” ( s.16)

sözünden hareketle ve Vasatlığın İktidarı başlığı ile yaşadıklarımızla çokça örtüştüğü için bu kitabı merak edip okumak istedim. İyi ki okumuşum!

Notlar bölümü hariç, Giriş ve Sonsöz ile toplam altı bölümden oluşuyor. Yazar her bir bölümde, kullandığı bilgilerin atıflarını belirtmiş. Dolayısıyla, metnin yoğunluğundan, başlarda biraz ara verme ihtiyacı hissettim. Aslında amacım kitabı ay sonuna kadar yayarak okumaktı. Fakat yine meraktan devam ettim.

Bu bir toplum eleştirisi. Neden – sonuç ilişkileri çok güzel verilmiş. Elbette ne yapılması gerektiği de belirtilmiş. Akademik bir uyarı niteliğinde. Akademi demişken, eleştirilerden, bilgi üretmesi beklenen akademi dünyası da nasibini almış tabii.

Vasatlık iktidarı bizi mümkün olan her şekilde düşünmek yerine uyuklamaya, kabul edilemez olanı kaçınılmaz, iğrenç olanı gerekli olarak görmeye teşvik eder. Bizi aptallara çevirir bu.” ( s.17)


Küresel dünyanın ve kapitalizmin bir parçası olunca, kirlenme her yere sirayet ediyor galiba.
Multimilyarderlerin siyaset dahil pek çok yerde boy göstermesi ve müdahale etmesi; başka ülkelere operasyon yapmaları, paralarını başka yerlere kaçırmaları; yapılan haksızlıkları ortaya çıkaranlara ise davalar açılması vb. tepkiler hep ama hep aynı! Kitabın yazarı Alain Deneault da bu davalardan nasibini alanlardan. Demek ki, ne kadar demokratik, gelişmiş ve kalkınmış ülkeler de olsalar, doğruyu ve gerçeği söyleyenler dokuz köyden kovuluyor.

Daha iyi bir dünya için, yazarın önerilerinden biri de şu:

Kamu yararına zarar veren şeyi sona erdirmek. ( s.131)


Zira artık ekosistem dahil kaynakların sonuna geldiğimizi düşünüyor.

Ne derseniz Sevgili Okurlar? Haklı değil mi yazar? Gelecek nesillere, utanacağımız bir dünya bırakmak ne büyük bir vebal ve sorumsuzluk. İşte tam da bu yüzden şapkamızı önümüze koyup dü – şün – mek zorundayız.

Bu tarz kitaplar okumayı seven okurlara öncelikle olmak üzere; neler oluyor yahu? diyerek, yaşadıklarımıza kuş bakışı şöyle bir göz atmak isteyenlere de önerebileceğim bir kitap Vasatlığın İktidarı.

Zorlu bir metni okunası yapan İrem Sağlamer’in çeviri emeğine de içten teşekkür ediyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

La Bruyère için, vasat insan her durumdan yararlanmak için güçlülerin arasında dedikodu ve entrika bilgisini kullanan aşağılık bir yaratıktı.” ( s.11)