Gökteki Kuşlar | Karl Ove Knausgaard

Gökteki Kuşlar | Fuglene under himmelen | Karl Ove Knausgaard (KOK) ( d.1968)

Çeviri: Buket Tellioğlu

Okunma Zamanı: 30 Eylül 2021

Novella / Monokl Yayınları / 1.baskı – Eylül 2021

95 sf.

Selâmlar,

Norveç’li yazar Karl Ove Knausgaard nam-ı diğer KOK, küresel boyutta Kavgam serisi ile tanınmıştır. Ancak benim KOK eserleriyle tanışmam Mevsimler adlı seri ile oldu. İlgiyle ve severek okudum, takip etmeye karar verdim. Gerçi henüz Kavgam serisine başlamadım.

Hal böyleyken Monokl Yayınları Eylül ayında bir novellasını yayımladı. Huyumdur; takip ettiğim yazarın kitabı çıkınca alırım ama sonra okurum.
Bu aralar kafam karışık, bekleyen kitaplarımın içinde, biraz rahat okunan bir kitap bakayım derken elim Gökteki Kuşlar‘a gitti.

İyi güzel de kitaba başlar başlamaz gördüm ki kafa karışıklığımın göbeğine düşmüşüm. Okumayı bırakmadım elbette. “Demek ki benim bu kitabı okumam gerekiyor” diye düşündüm.

Kitapta üç nesil anne – kız var. Büyükanne – kızı – torunu… Üçünün de ruhsal ve fiziksel gerçekliği başka.

Peki neden “kuşlar”? Onu hem metafor hem de gerçeklik olarak düşünün lütfen. Hani diyoruz ya “insan doğanın bir parçasıdır ve ona uyumlu yaşarsa huzur bulur”. Ona benzer bir durum var.

Tanrı’nın Krallığı, kırdaki zambakla gökteki kuşun her zaman içinde yaşadığı anda gizliydi.” ( s.94) cümlesi belki ilginizi çeker ve merakınızı tetikler diye düşünüyorum.

Verdiği mesaj sayfa sayısını aşan Gökteki Kuşlar‘da karşınıza bir de varoluşçu bir filozof çıkacak ki öncülük ettiği kavramlar şu şekilde belirtilmiş: Saçma, bunaltı, korku ve kaygı. Dolayısıyla sevgili okurlar, göbeğine düştüm dediğim kafa karışıklığımın cevabı da bu esnada ışıldamaya başladı.

Karl Ove Knausgaard ilginç bir yazar. Tarz olarak, sıradanın içindeki derinliği, uzağın içindeki yakını çok güzel aktarıyor. Bu derece sevilmesinin sebebi de bu olsa gerek. Bir şekilde yüreğimize veya hayatımıza dokunmayı beceriyor.

Bu yazdıklarımdan karamsar bir algı çıkarmamanızı özellikle rica ediyorum. Aslında siz üç nesilli bir aile durumu okuyacaksınız. Ancak kimi cümleleri okuduğunuzda araştırma güdünüz depreşebilir, işte o zaman kendinizi akışa bırakınız lütfen. Zira doksan beş sayfalık kitabın dokusunda felsefe de var psikoloji de.


O detaylara girersem sabrınızı zorlamak bir yana haddimi de aşmak istemem doğrusu. İyisi mi siz alınız ve okuyunuz.

Akıcı Türkçe için kitabın çevirmeni Buket Tellioğlu’na ve kitabı bizimle buluşturan Monokl Yayınları’na teşekkür ediyorum.
Kapaktaki ve kitabın içindeki fotoğraflar Stephen Gill’e aitmiş.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

🕊”… duygularla kelimeler ayrı yollardan ilerliyor, hiçbir zaman kesişmiyorlardı ve hiçbir zaman da kesişmeyeceklerdi.” ( s.73 )

…iyiliğin özünde yatan gerçek anlam neydi? İyi olmakla güçsüz olmak arasındaki çizgi nereden geçiyordu? Sahi aralarındaki fark neydi?” ( s.85)

Ne Okudum / Eylül – 2021

🍁🍂Ne Okudum / Eylül – 2021 📚🍂🍁

🍁1 – Krallar ve Kurallar / Rıfat Ilgaz / Deneme / Çınar Yayınları

🍁2 – Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları / Mahmut Yesari / Anlatı / Can Yayınları – Miras

🍁3 – Unutuştan Sonsuza – Toplu Şiirler / Alova / Şiir / İş Bankası Kültür Yayınları

🍁 4 – Dünyayı Yeniden Büyülemek – Avrupa Romantizminden Portreler / Hasan Aksakal / İnceleme / Beyoğlu Kitabevi / [ Ağustos ayında başlamıştım]

Farklı türlere ait bu dört kitabı, ilgi alanınız içindeyse, içtenlikle öneririm.
İncelikli bir dönem bilgisi ve değerlendirmesi bakımından Dünyayı Yeniden Büyülemek oldukça doyurucu bir okuma idi🌞

Sevgili Okurlar,

Bu ay kaybettiğimiz değerlerimizden Prof. Doğan Kuban Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanan Okumak ve Düşünmek* adlı yazısında şöyle demiş:

Yaşamınız aldığınız her kitabı okumaya yetmez. Fakat tecrübeniz arttıkça bir kitabın içeriğini kavramak kolaylaşır. Kitap sizin bahçenizin çiçeği olduğu zaman ondan koparılacak çiçeklerle yapacağınız buketlerin sayısı artar. Ve çiçek bahçeniz yaşamınızın en önemli bileşeni olabilir.” 💖

Ben, bir garip okur olarak, kitaplarımdan bu ay yaptığım buketi sevgimle iletiyor; sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun diliyorum efendim.

Not: Bu ay kaybettiğimiz değerlerimizden Prof. Doğan Kuban’ın Okumak ve Düşünmek adlı harika yazısının tamamını okumanızı içtenlikle öneririm. Aşağıda bağlantısını bulacaksınız.

*https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/okumak-ve-dusunmek

Unutuştan Sonsuza – Toplu Şiirler | Alova

Unutuştan Sonsuza | Alova ( d.1952 )


Okunma Zamanı: 19 – 26 Eylül 2021


Şiir / Genişletilmiş 2.baskı – Kasım 2014


İş Bankası Kültür Yayınları / 302 sf.


Selâmlar,


2021 PEN Şiir Ödülü almış olan [ Erdal ] Alova’nın şiirlerini okumadan önce, Mayıs (2021) ayında Yaşam Kesikleri adlı deneme kitabını okudum. Hangi konuları dert edindiğine âşina olursam, şiirlerini bir nebze olsun daha iyi anlamlandırabilirim diye düşünmüştüm. İyi ki öyle yapmışım. Unutuştan Sonsuza adını verdiği Toplu Şiirler ( 2013 – 1973 ), imgeler, metaforlar eşliğinde, yerli ve yabancı bir şairler geçidi olduğu gibi kültürler geçidi aynı zamanda.

Selâm verdiği şâirlerin adlarını tek tek yazmayayım ancak hem çevirdiği şâirleri hem de ülkemizin temel taşı olan şâirleri düşünmeniz bile aklınıza epey bir isim getirecektir eminim.


Şiilerin kimilerini kavramakta zorlandığımı itiraf etmeliyim. Ancak bir şiirsever olduğum için, illâki anlamalıyım diye de kendime eziyet etmedim Kıymetli Okurlar. Ya ne yaptım? Söyleyişin güzelliğine bıraktım kendimi! Bence siz de öyle yapın!

Her anlamda dopdolu bu şiir kitabını bir eleştirmen, teknik olarak değerlendirse kim bilir neler söyler. Okur gözünden benim söyleyeceğim şu dur; şiir okumayı sevenler kütüphanesine katsın diyorum. Kimi zaman oyuncu, kimi zaman dosdoğru; kimi Shakespeare’den bazen Puşkin’den Nâzım’dan, Lorca’dan; kendi mısrası ile söylersek: “Şiir her yerde ve her zamandır” ( s.282)


Gelin, en iyisi, şiir anlayışını, Erdal Alova kendisi ifade etsin, ben kafanızı karıştırmayayım.


Şöyle diyor Yaşam Kesikleri adlı deneme kitabında:


Benim şiir çalışmam bir bütündür; global pisliğe, yozlaşmaya, doğa düşmanlığına, her türlü teslimiyetçiliğe karşı bir tür tinsel-panzehir olan şiiri yaygınlaştırma çabasıdır.” ( s.223)


Öncelikte deneme kitabı olmak üzere, şiir okumayı da seviyorsanız, sonrasında Unutuştan Sonsuza Toplu Şiirler kitabını sevgimle ve şevkimle iletiyorum. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!


Alıntı:

Birinci Tekil Şarkı ( 2001 ) adlı şiirinden bölüm:

Ben bir yaban atıyım
Başıboş rüzgârlardan doğma
Ömrüm benim, şu rodeoda.
Sarhoş bir denizanasıyım
Geçiyorum
Budanmış budunlar arasından.
Ömrüm benim
Uyur gibi yapan çocuğun
Bütün duydukları.
Bir elim orgda
Bir elimde orak
Geçiyorum dünyadan
Turnede bir oyuncuyum
Uyandığı şehri tanımayan
Yaşım yok
Adım hiç Erdal olmadı benim
Kötü tarif edilmiş
Bir adres gibi
Dolaşıyorum gövdemi
Geçiyorum yıllardan
Unutmaktan yorgun
Beynim bir sonbahar sarayı
Kızgın kelimelerden bir kovan
Yunuslar gibi sıçrıyor
Aklımda dizeler
Geçiyorum günlerden
Yarı kör bir kaptanım
Karada yerim yok
Deniz istemiyor beni
Ölümse çoktan çevirmiş
Gönderdiğim haberciyi
Geçiyorum
İçimde kıpkırık tanrılar
Bir dağ puluyum
Akdeniz’e yapışmış
Tuzgölleriyle ağlayan bir babayım
Bitik bir kentim
Eski adını sayıklayan
Arkamda hüzün alayları, yıkımlar
Açık kalmış bir köy çeşmesiyim
Unutuştan sonsuza akan ” ( s. 177 – 178 )

ŞİİRSEVERE > “Şiir ki benim en güzel sahtekârlığım / Kendimle müşterek bir özel bahis / Has bahçemde biten o yapma gül” ( s.266 )

Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları | Mahmut Yesari

Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları | Mahmut Yesari ( 1895 – 1945 )

Okunma Zamanı: 22 – 23 Eylül 2021

Anlatı / Can Yayınları – Miras Serisi / 180 sf.

Derleyen ve yayına hazırlayan: Tahsin Yıldırım

Selâmlar,

Can Yayınları, epeydir Türk Edebiyatı Miras Serisi kitapları yayımlıyor. Seriye ait kitaplar içinde aldığım ilk kitap – bu kitapta da diyalogları olan – Osman Cemal Kaygılı’nın Çingeneler romanı idi. Afşar Timuçin, Edebiyat Estetiği adlı kitabında yazarı ve eseri çok övdüğü için merak edip almıştım, maalesef okumaya fırsat olmadı hâlâ. Dolayısıyla Miras serisinden okuduğum ilk kitap, Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları oldu.

Mahmut Yesari, biyografisine göre, güzel sanatlar okumuş. Karikatür çizmiş, roman ve öykü yazmış.

Ayrıca, “Eserlerinde Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk yıllarında ortaya çıkan sosyal yapıya ve olaylara değinen yazar, günlük yaşamı ve insan ilişkilerini ustaca işlemiştir.” sözünün haklılığını kitabı okuyunca anlıyorsunuz kıymetli okurlar.

Zira tontiş Hanife Hanım – bayıldım kendisine – mahallenizin meraklı teyzesi olabilir, büyükanneniz olabilir; capcanlı bir karakter. Zaman değişmiş, kelimeler de değişmiştir.

Fatih Çarşambalı Hanife Hanım ve gazeteci Mahmut Yesari ile İstanbul kazan biz kepçe geziyoruz efendim. Artık boks ya da futbol maçı mı olur, balo mu olur, ‘bafur – vapur” gezisi mi olur, takılın peşlerine. “Noel Nine” bile dediler teyzeme! O kadar hayat dolu bir karakter Hanife Hanım! Zaman ona uymamış ama o zamana – pek aklı erip dili dönmese de – çok muzip bir şekilde gayet güzel uymuş!

Kitabı derleyip, yayına hazırlayan Tahsin Yıldırım’ a da teşekkür etmek isterim.

Sevgili okurlar, Hanife Hanım’ın İstanbul Maceraları‘nı okurken hem eğlenecek hem de âşina isimlere denk gelecekseniz. Biraz tebessüme ihtiyacım vardı, iyi geldi doğrusu. Vee bir de bilmediğim bir söz öğrendim; “sanki tasamın on beşiydi“…

“Umurumda değil” anlamında kullanılıyormuş! Çok sevdim! Eh bundan gayrısı size kalmış, bakalım siz neleri öğrenip, neleri seveceksiniz.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

Hanife Hanım: O ne?

Osman Cemal Bey: Radyo… Havadan dinlenen ses, çalgı aleti…

Hanife Hanım: Havadan mı? Buna şaştım… Demek çalgıların da insanlar gibi buluttan nem kapanları var? ( s.124 )

“Servi ağaçların en güzelidir. Tabii güzelliği ifade eden tek ağaçtır. Tabiatın bir sanat hediyesidir.” İbrahim Çallı (s. 78 )

Dünyayı Yeniden Büyülemek | Hasan Aksakal

Dünyayı Yeniden Büyülemek – Avrupa Romantizminden Portreler | Hasan Aksakal (d.1983 )

Okunma Zamanı: 28 Ağustos – 16 Eylül 2021

İnceleme / 1.baskı – Şubat 2021

235 sf. / Beyoğlu Kitabevi

Delilik ve büyülenme birbirine çok benzer. Büyücü deliliğin sanatçısıdır.” ( s.33)

demiş “Alman Romantizminin en önemli temsilcilerinden biri” olan Novalis. Buradan yola çıkarak, teşbihte hata olmaz diyerek, bir benzetme yapmak istiyorum hoşgörünüze sığınarak.

Üzümler olgunlaşınca “bağbozumu” yapılır. Pek çok verim elde edilir bu işlemden. “Dünyayı Yeniden Büyülemek” başlığını okuduğumda aklıma ilk gelen bu kelime oldu ne hikmetse. Zira ne oldu da bir “büyübozumu” hasıl oldu ve sonrasında “Dünyayı Yeniden Büyülemek” e yol verdi. Bu arada “Büyübozumu”ndan kastım yazar Murat Gülsoy’un aynı başlıklı kitabı değil elbette.

“Eleştirel kültürün kurucu bir unsuru olarak Romantizm hâlâ Novalis’in yaptığını yapmaya ve ‘büyüsü bozulan dünya’yı yeniden büyülemeye – dünyayı romantikleştirmeye – devam etmektedir.” ( s.19 )

Toplumların değişmesi, gelişmesi o toplumun olgunlaşması, refaha ve huzura ermesi anlamına gelmiyor her zaman. Yani her güzellik bir arada olmuyor ya da her ağacın kurdu kendi içinde olur mu demeliyim. Çünkü “dünyanın büyüsünün bozulması” nın sebepleri arasında, hem Sanayi Devrimi’nin hem de Fransız İhtilâli’nin yarattığı “büyük çalkantılar ve travmalar” gösterilmekte. Bütün bunların sonucu, yazarın ifadesiyle, “Romantik Devrim, (…); uçurumun kenarında dolaşan şairlerin, filozofların, yazarların, ressamların, müzisyenlerin, eleştirmenlerin elinde şekillenmiş“.( s.7)

Görünen o ki, tamamiyle iyi ya da tamamiyle kötü olarak tanımlamamalı olayları ve sonuçlarını. Neden? Çünkü sonuçları itibariyle bugün adlarını ve eserlerini duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz öyle muhteşem isimler çıkmış ki ortaya, şölen gibi! Lâkin kiminin hayatı hiç de şölen gibi değil cefa dolu.

“Fransız Romantizminin karakterine bütüncül bir bakış attığımızda, onda Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimiyle yorulan toplumun kaçışlarını ve güncelin üstüne gelişlerini görürüz. Kaçışlar, uzak coğrafyalara ve uzak geçmişe iken; güncelin üstüne gelişi 1789 ve sonrasının büyük çalkantılarının anlatımıdır.” ( s.170)

Kitabın kapsamı Önsöz dahil on yedi bölümden oluşuyor ve kabaca şu şekilde:

İngiltere: Lord Byron, P. B. Shelley, S.T. Coleridge, W.Wordsworth, William Blake

Almanya: Goethe, Novalis, Schlegel Kardeşler, Hölderlin, Caspar David Friedrich ( ressam)

Fransa: Victor Hugo, Nerval, Lamartin, J.J. Rousseau, Delacroix ( ressam)

Rusya: Puşkin

İtalya: Ugo Foscolo

Polonya: Mickiewicz

Yazar ve akademisyen Hasan Aksakal, bu derece kapsamlı bir konuyu oldukça titiz bir çalışma ile – özellikle dipnot hassasiyetine ve emeğine çok saygı duydum ve beğendim – akıcı ve okuyanı merak ettiren bir üslupla kaleme almış. Kütüphaneme yeni kitaplar kattığını da ekleyeyim. Umarım yazarımız; bu kitapla bağlantılı olarak devam çalışması niteliğinde ve sonunda bir “üçleme” olacağından bahsettiği diğer kitapları da uygun zamanda biz okurla bulaştırabilir.

Romantiklere döneyim hemen…

Romantikler’in en önemli özelliğinin “doğadan” etkilenmeleri olduğunu ve bunu üst düzeyde adeta ibadet eder gibi bir ruh haline girerek, hislerini özellikle şiirle olmak üzere, roman, resim ve müzikle ifade etmişler. Bunu nasıl başardıklarını, Rüdiger Safranski’nin Romantik: Bir Alman Sorunsalı kitabından, yazarın aktardığı cümleyle açıklamak isterim. Şöyle ki :

Sıradan şeylere yüksek bir anlam, alışıldık olana gizemli bir itibar, bilinene bilinmeyenin onurunu, sonluya sonsuzluğun görünümünü vererek…” (s.19)

Sevgili Okurlar; ne kadar yazsam eksik kalacak kuşkusuz. Ancak şunu samimiyetle ifade etmek istiyorum; öğrenerek ve keyif alarak yaptığım dolu dolu bir okuma yolculuğuydu. Matruşka meşrepli bir kitap tanımını yaptım sürekli, çünkü elinizde bir kitap var ama bitirdiğinizde bakın bakalım kaç kitabı almak için not almışsınız! Ben şimdiden beş yeni kitap kattım kütüphaneme!

Bir kere değil çok kere dönüp okumak ya da ilgili bölüme başvurmak isteyeceğiniz Dünyayı Yeniden Büyülemek‘ i dikkatinize sunuyor, sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Krallar ve Kurallar | Rıfat Ilgaz

Krallar ve Kurallar | Rıfat Ilgaz ( 1911 – 1993 )

Okunma Zamanı: 05 – 12 Eylül 2021

Türk Edebiyatı / Deneme / 10. baskı, 2018 /
140 sf.

…gerçek bir toplumcu, işini, öyküdür, düzyazıdır diye ayıramaz, kolay kolay. İnsan gerçek toplumcuysa, fırıncılık yaparken, öğretmenlik yaparken, öykü yazarken, düzyazıya başlarken de toplumcudur. Bir sanatçının karakteri sorunudur. (…), insan tankerler, şilepler gibi bölme bölme değildir. Bir bütündür.” ( s.45 – 46 )

Toplumcu gerçekçi yazarlar arasında gösterilen Rıfat Ilgaz’ın kaleminden bu kez bir denemesini okudum. Yine sevdim elbette. Samimi sitemlerini okurken, sanki yanında oturmuşum da sohbet ediyoruz hissini aldım. İnsanın canı yanınca, ya da can evinden vurulunca söylediği sözün de tınısı başka oluyor galiba.

Kimi zaman:

Açlık dünyanın her tarafında sömürgeciliğin kaçınılmaz felaketleri arasındadır.” ( s.69) diyerek emperyalizmi eleştiren;

Oktay Akbal çelişkisi bol bir yazardır. Çoğu zaman farkına varmadan bindiği dalı keser.” (s.44) diyerek edebiyat camiasından isimleri eleştiren;

Konaklar, hele konaklar… Yalılar, yalılar, yalılar… Torunlarını yüzlerce yıl önce düşünen açgözlü dedeler taa o zamandan çekiştirmişler duvarlarını…” ( s.50) diyerek gösterişe merakı eleştiren yazıları dahil hem siyaseti hem devletin kimi sorunlara yaklaşımını hem de edebiyat çevresinin encamını da es geçmeden; hatta “Hababam Sınıfı‘nın yazarı Rıfat Ilgaz değildir, Stepne’dir.” (s.133) diyerek okuyanı bir an için şaşırtan, toplamda otuz altı adet metinden oluşmuş Krallar ve Kurallar kitabı. Şimdi siz niçin “Stepne” diye soracak olursanız, kitabı okumanız gerekecek efendim.

Her biri “tam yerinde bir tespit” diyeceğiniz türden metinlerden mürekkep bir kitap Krallar ve Kurallar. Toplumsal sorunlarda yerinde saydığımızı, yirmi birinci yüzyılı idrak etmiş olsak da hâlâ acı bir şekilde görebiliyoruz.

Beni en çok etkileyen sitemlerinden biri ile son vermek isterim yazıma. Şöyle ki:

Görevliler, yazılarımızın altlarını kırmızı kalemle çizdiler. Ama kimi aydınlar, kimi sanatçılar, eleştirmenler, dergi sahipleri adlarımızı kömürle karaladılar. En acı yanı da, görevlilerden çok, onlar başardılar kutsal işlerini.” ( s.137 )

Geç gelen adalet, adalet olmuyor ama nihayetinde güneşin balçıkla sıvanmadığı da bir gerçek Kıymetli Kitap Dostları. Rıfat Ilgaz da ülkemizin güneşlerinden biri olmaya devam ediyor.

Susmak Susturmak Üzerine başlıklı yazısında bir şair için söylediği sözü, ben onun için kullanmak istiyorum hoşgörünüze sığınarak; Rıfat Ilgaz “öldüğü halde, hâlâ konuşuyor“!

Duymak, dinlemek isterseniz kitaplarından birinin kapağını kaldırmanız yeter.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Yoksa seçim denilen şey, halkın açlığını, susuzluğunu, yoksulluğunu unutturmak için, dört yılda bir düzenlenen ulusal bir oyun mu?” ( s.69 )

Ne Okudum / Ağustos – 2021

Ne Okudum / Ağustos 2021

1 – Empedokles’in Pabucu / Derleme bir kitap / Felsefe / Arya Yayıncılık

2 – Yağmurla Gelen / Yaşar Kemal / Hikâye / 11 – 15 yaş / Yapı Kredi Yayınları – Doğan Kardeş

3 – Kaplan Anne’nin Zafer Marşı / Amy Chua / Anne – Baba – Çocuk / Aura Kitapları

4 – Bir Kitabın Macerası / Koray Avcı Çakman / Çocuk romanı / 8 yaş ve üstü / Tudem Yayınları

5 – Nâzım Üstüne / Abidin Dino / Deneme / Sel Yayıncılık

6 – Gökyüzü Mavi Kaldı / Sabahattin Eyuboğlu – Yaşar Kemal / Halk Edebiyatı Seçkisi / Yapı Kredi Yayınları

7 – The Boy, The Mole, The Fox and The Horse / Charlie Mackesy / Kendi içinde bir felsefesi olan resimli anlatı / Hem küçüklere hem büyüklere / Penguin Random House UK

8 – Dünyayı Yeniden BüyülemekAvrupa Romantizminden Portreler / Hasan Aksakal / Kültürlerarası ve disiplinlerarası araştırma / Beyoğlu Kitabevi / [Bu ay başladığım ve Eylül ayında da devam edeceğim okumamdır.]

Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun!

The Boy, the Mole, the Fox and the Horse | Charlie Mackesy

The Boy, the Mole, the Fox and the Horse | Çocuk, Köstebek, Tilki ve At | Charlie Mackesy ( d.1961)

Okunma Zamanı: 27 Ağustos 2021

Resimli hikâye

Dil / Language : İngilizce ( English )

2019 / Penguin Random House UK

Öncelikle Çocuk, Köstebek , Tilki ve At [ hikâyede de bu sırayla ortaya çıkıyorlar] kitabını farketmeme vesile olan kuzenimin eşi Paul Zárraga’ya teşekkür etmek isterim. Kendisinin Instagram sayfasında yaptığı bir paylaşım ile dikkatimi çekmişti İngiliz görsel sanatçı Charlie Mackesy ve takip etmeye başladım, hâlâ da takip ediyorum.

Kitabın içeriği az söz ile çok şey söyleyip düşündürmeye yönlendiriyor okuru. Üstünde durmaya değer görmediğimiz ama aslında bir anlamı olan / olması gereken değerler üstüne. Bir nevî felsefe esintisi var. Çok beğendim.

Yazar / çizer “kitaba en baştan başladınız, etkileyici. Ben genellikle ortasından başlarım ve Giriş bölümlerini okumam diyor.

Kitabı böyle bol çizimli az yazılı görüp sadece çocuk kitabı olarak değerlendirmemenizi rica ederim. Zira Charlie Mackesy de diyor ki:

İster seksen yaşında olun ister sekiz, bu kitap herkes için. Zaman zaman her iki yaşta da olduğumu hissediyorum.

Kitabın başından mı yoksa ortasından mı okumaya başlamalı muhabbetine geri döneyim, çünkü bu kitabın bir özelliği var sevgili okurlar; sayfalarda numara yok! Yani kitabı kolay erişeceğiniz bir yere koyunuz, gönlünüz hangi sayfayı çekerse rastgele açınız ve okuyunuz, sonra gözlerinizi kapayıp birkaç saniye düşününüz. Sadece bir öneri, gönlünüz nasıl çekerse. Zaten Mackesy de “kitabı tepe tepe kullanın” manasına gelecek şeyler yazmış giriş bölümünde; “… üstüne yazın, sayfaların kenarını kıvırın ve kitap aşınana kadar okuyun.

“Asking for help isn’t giving up,” said the Horse. “It’s refusing to give up.”

Ne yalan söyleyeyim, çizer – yazar çok hoşgörülü ve rahat. Örneğin sayfanın birinin üstünde çay içtiği fincanın lekesi var, bir de çizim yaptığı sırada sayfaya patisini bastıran köpeğinden sebep bazı kelimelerin mürekkebi yayılmış ve kimi yerlerde lekeler oluşmuş; dipnot olarak verilmiş bu bilgi ama zaten farkediyorsunuz.

Kabaca, hayatta her şey birdenbire değişebilir, bilmediğimiz şeylerle karşılaşabiliriz, üzerinde düşünmemiz gerekir ki belki bir sebebi vardır, belki değerli bir derstir mealinde mesajlar serisi diyebilirim.

Yanılmıyorsam kitabın Türkçesini bu yılın ( 2021) sonbaharında Can Yayınları çıkaracaktı.

Bu tarz kitaplara ilgi duyanlara önerebileceğim bir okumadır. Sevgimle ilettim.

Thank you, Charlie Mackesy! Good job!

Alıntı:

🍃”Öyle küçüğüm ki” dedi Köstebek. “Evet,” dedi çocuk, “ama büyük bir fark yaratıyorsun.” / “I’m so small,” said the Mole. “Yes,” said the Boy. “but you make a huge difference.”

“Home isn’t always a place is it?”

Gökyüzü Mavi Kaldı

Gökyüzü Mavi Kaldı | Sabahattin Eyuboğlu ( 1908 – 1973) – Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 20 – 26 Ağustos 2021

Halk Edebiyatı Seçkisi / Yapı Kredi Yayınları / 8.baskı – Ocak 2019 / 415 sf.

Kültür ve edebiyat tarihimizin iki ustası ortaya bir eser çıkarır da okunmaz mı? Okunur elbette!

Kitapta bir araya getirilmiş hazineler çok değerli ancak onların nasıl bir araya geldiğinin hikâyesi de o kadar değerli görünüyor. Benim haddim değil o değeri biçmek ama kitabın başında, Aralık 1977 yılında yazılmış, biri Azra Erhat’a diğeri Yaşar Kemal’e ait iki harika yazıyı okuyunca nasıl ilmek ilmek ortaya çıktığını anlayıp gıpta ediyorsunuz bir okur olarak. Ve hiiç mütevazı olmadan, “İyi ki bu topraklara ait bu iki değerimiz” diyorsunuz!

Azra Erhat, “İmeceden hoşlanırdı Sabahattin Eyuboğlu. Başka türlü çalışmaya aklı ermez, gönlü yatmazdı.” ( s.11 ) demiş. Ve diğer usta Yaşar Kemal ile nasıl ortak bir enerji yarattığını şöyle aktarmış:


… Sabahattin Eyuboğlu binlerce yıl önceki Anadolu ile bugün arasında sanat köprüsünü derin bir anlayışla kurmasını bilmiştir. Yaşar Kemal’le halk edebiyatından bir demet kurmaya girişmesi işte bu anlayışın bir sonucudur. (…) Dostlukları derin bir düşünüş birliğine dayanır, aynı yaşam türlerini sürdürmenin sevincini paylaşmakta odaklanırdı. Her buluşmaları bir sevinç kahkahası gibi patlardı. Aynı topraktan fışkırmış iki insandılar, birbirlerini anlamaları bizim anlayışımızın ötesinde öğelere dayanırdı kuşkusuz.” ( s.14 )

Gel de imrenme böyle dostluğa! Azra Erhat bütün bu çabalara şahit olmakla kalmayıp kimi zaman onların yazdıklarını daktiloya da geçirmiş.

Peki Yaşar Kemal ne demiş 1977 yılındaki yazısında? Geniş bir bakış açısı ve örneklerle önce Halk Edebiyatı Üstüne bilgiler vermiş. Sonrasında iki dostun çabalarının nasıl damlaya damlaya göl olduğunu aktarmış. Tüm çalışmalar araştırmalar ve örnekler kendi dillerinden sözel olarak seyir halindeyken, bir gün Sabahattin Eyuboğlu, “Yaz bunu be,” demiş ve önüne bir kâğıt uzatmış Yaşar Kemal’in.

Sonrasında da hep yazmışlar. Birikmiş, birikmiş, birikmiş! Sonra bir bakmışlar ki epeyce var yazılanlar; fikir yine Eyuboğlu’ndan çıkmış ve “Gel seninle bunu bir seçmeler kitabı yapalım. Ama antoloji gibi falan değil. (…) Öyle antoloji gibi falan bir ad koymayalım.” demiş.

Azra Erhat ikisinin, kimi zaman kitaba koyacakları adı tartıştıklarını ve gelişigüzel bir ad olmayacağını aktarmış.

Ne yazık ki bu dolu dolu birikimin kitap olduğunu ve adının ne olduğunu göremeden öte âleme göçmüş Sabahattin Eyuboğlu. Her ne kadar eli zor gitse de Yaşar Kemal, yazdıkları bir sürü ad arasından Gökyüzü Mavi Kaldı‘yı seçmiş. Ne güzel bir isim değil mi? Beni çeken de bu isim oldu zaten…

Nasıl hayran olup saygı duymazsınız sevgili okurlar! Kitaba konacak ad bile kendi ifadeleriyle “gelişigüzel” değil ayrı bir emek!

“Homeros, ya da Dedem Korkut, ya da öteki destanlar dilden dile çağımıza kadar gelselerdi kim bilir ne büyük değişikliklere uğrarlardı. Belki de bu destanlar şimdi Anadoluda bir iyice değişmiş olarak halkın arasında yaşıyorlardır. Şimdi bile o destanlardan bazı küçük parçalar, yaklaşımlar, kokular buluyoruz Anadoluda. Bir türküde, bir masal parçasında, bir türkülü hikayede…” ( s.23)

Siz şimdi, “kitabın içinde ne var, yazmamışsın da çocuğun adının nasıl konduğunu yazmışsın” diyebilirsiniz. Haklısınız, yazmadım! Çünkü okumanızı isterim can – ı gönülden! Ancak merak etmeyin ya da edin, bu “Halk Edebiyatı Seçkisi” nin neleri içerdiğine dair kimi başlıkları vereceğim. Şöyle ki :

☆Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Veysel gibi iyi bildiğimiz âşıklar ve başka âşıkların söyleyişlerinden örnekler…

☆ Maniler / Bilmeceler / Ağıtlar / Türküler / Atasözleri / Deyimler / Tekerlemeler / Masal / Karagöz / Meddah / Ortaoyunu / Türkülü Hikâye / Kimi Ozanların hayatları hakkında kısa bilgiler / Sözlük ( Hazırlayan: Ahmet Köklügiller)

İşte böylesi ilmek ilmek dokunmuş bir Halk Edebiyatı Seçkisi hediye etmişler biz okurlara Sabahattin Eyuboğlu ve Yaşar Kemal. Yattıkları yer incitmesin!

İlgi alanınıza girse de girmese de keyif alacağınız ve yeni şeyler öğreneceğiniz bölümler mutlaka olacaktır; sevgimle ve şevkimle iletiyor ve Dadaloğlu’ndan bir dörtlükle hoşça kalın diyorum. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun efendim!

Okuduğun tutmaz oldu âlimler
Kalmadı adalet arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zâlimler
Can verirken soluması zor imiş” ( s.118 )

“Geçti dost kervanı eğleme beni”

Yağmurla Gelen | Yaşar Kemal

Yağmurla Gelen | Yaşar Kemal ( 1926 – 2015 )

Okunma Zamanı: 19 Ağustos 2021

Resimleyen: Mustafa Delioğlu

YKY – Doğan Kardeş / 9. baskı – Şubat 2020

Yaş grubu: 11 – 15 yaş

Hikâyenin kahramanı, on yaşındaki Muhterem Yoğuntaş…

Geldiği günü iyice anımsıyorum dedim ya, gerçekten bugün, bu an çıkıp gelmiş gibi gözlerimin önünde Muhteremin gelişi. Lodos daha sabahtan azıtmıştı. Dalgalar kıyıları dövüyor, asfalt yolu aşıyordu. Lodos azıcık durur gibi olunca bir yağmur başladı ki, pat pat düşüyordu damlalar. Yoğun, ağır, kabarmış damlalar. Öyle damla gibi değil de avuç avuç dökülmüş gibi yağıyordu. Bir alışkanlık mıdır nedir, Muhterem Yoğuntaş gibi böyle tepeden, nereden geldiği bilinmeden gelenler hep böyle belalı yağmurlarda gelirler. Ya da bir tuhaf lodoslu, fırtınalı, soğuk, karlı günlerde gelirler.
( s. 7 – 8 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Daha küçücük yaşında şahit oldukları yetmezmiş gibi katlanmak zorunda kaldıklarıyla da erken büyümek zorunda kalmış çocuklardan biri kahramanımız Muhterem Yoğuntaş.

Neden ısrarla soyadıyla dillendiriyoruz kimliğini? Çünkü Muhterem öyle istiyor. Soyadını kullanmadan adını seslenenlere ya hiç bakmıyor ya düzeltiyor. Çünkü bu onun “var olma” şekli!

Yukarıda alıntıladığım bölümde okuduğunuz üzere, yağmurlu bir günde geldiği balıkçı kasabası onun son durağı kendi ifadesiyle.Kendisine verilen her işe canla başla, hep gülen bir yüzle, hiç şikâyet etmeden koşan Muhterem’in haline acıyıp, oranın insanlarına kızanlar var ama Muhterem onlarla aynı fikirde değil zira o, bu balıkçı kasabasına gelesiye kadar öyle insanlar gördü ki:

Burası benim son durağım. Burada tutunmalıyım. O yüzden de herkesin işini görmeliyim. Ne verirlerse elime yapmalıyım. Burada kök tutacağım abi. Kusura kalma ya, ben burada kalıp kök tutmak mecburluğundayım. Yuvarlanan taş yosun tutmaz… Ben çok yuvarlandım. İşte burasını buldum. Burasının insanı da iyi ha… Ben ne insanlar gördüm, ne insanlar, ah ne insanlar. Anlatsam inanamazsın, burasının insanlarını zalim, insafsız buluyorsun sen, ya sen benim gördüklerimi bir görsen, işte o zaman fıydırırsın ki fıydırırsın… Burası nurun nimeti ki abi, aman ha, bozulma abi. Bu balıkçılar iyi be. Çalıştırıyorlar ama sövmüyorlar.” ( s.19 )

diyerek bulunduğu kasabanın insanlarını bile savundu Muhterem Yoğuntaş.

Başarılı oldu mu peki? Yani kök salıp tutundu mu Muhterem Yoğuntaş? Onu da okuyanlar öğrensin efendim.

Her ne kadar 11 – 15 yaş grubu için dense de, tüm çocuk ve genç kitapları, aynı zamanda yetişkinler içindir de.

Elbette keyfiyet size aittir, elçiye zeval olmazmış. Toplumcu gerçekçi yazılmış bir hikâye içinizi cız ettirmez mi hele ki işin içindeki bir çocuk ise. Benim de öyle oldu işte. Yıl 2021, değişen birşey yok ne yazık ki!

Bu arada kitaptaki “Yayın Notu” nu da buraya almak isterim sabrınızı zorlamak pahasına, affola! Zira yazımın hemen girişinde yaptığım alıntıdaki bir durumun, yazım yanlışı olarak algılanmasını istemem.

Şöyle ki: “Bu kitapta kullanılan metin, Yaşar Kemal’in Çocuklar İnsandır ( YKY, 2013) adlı kitabından bir bölümdür. Kesme işareti, inceltme işareti kullanmayan Yaşar Kemal’in, çocuklar ve gençler için hazırlanan kitaplarında da imlasına sadık kalınmıştır.

Kıymetli Okurlar,

“Yaşar Kemal Okumalarım” ın yeni kitabıydı Yağmurla Gelen. Yazarla bağlantılı okumalarım kaplumbağa hızıyla gitse de devam edecek.
YKY – Doğan Kardeş grubundan daha önce okuduğum kitapları: Kalemler, Beyaz Pantolon ve Yeşil Kertenkele
Diğer iki kitap ise Kuşlar da Gitti , Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca‘dır. Çok iyi bilinen eserlerini ise sonraya bırakıyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Bir evi olması bir insanın çok iyidir. Bir evi olması, sırtını dayayacak bir çınarı olması demektir bir insanın.”