Arkabahçe | Ebru Çaloğlu

Arkabahçe | Ebru Çaloğlu ( d.1974 )

Okunma Zamanı: 28 – 31 Mayıs 2021

Selâmlar,

Bazen okuruna yaşattığının bir benzeri gelir bir yapıtın başına. Yaratım sürecinde bir sıçramayla yazılıverir tüm hikâyesi. Bazen de ilginç bir ayrıntıda gizlidir kaderi.” ( s.8 )

demiş Önsöz’de Ebru Çaloğlu. Ve on dört bölüm boyunca, dünya edebiyatından âşina olduğumuz yazarların kimi eserleriyle bağlantılı bir yolculuğa çıkarıyor biz okurları.

Eserlerin ve yazarların adlarını özellikle yazmıyorum; ARKABAHÇE‘de dolaşırken karşınıza çıksın…

Anılan esere gelinceye kadar neler olmuş, neler değişmiş, kimlerle hemhâl olunmuş, izleri nerelere varıyor, tarihin hangi dönemlerine denk geliyor, birbirleriyle nasıl bir bağları var; bütün bunları akıcı bir üslupla okuyoruz. Keyifli bir yolculuk yapacağınız garanti.

Bazen öyle isimlerin yolları birbiriyle kesişiyor ki, hayret etmemek elde değil. İşte o zaman “Hayat, sana akıl erdirmek ne haddimize” diyesiniz geliyor.

Onlarca dijital ve basılı kaynaktan süzülerek, yazanın güzel üslubuyla elimize kitap olarak değen ARKABAHÇE‘de dolaşmaya çıkın derim. Pişman olmayacağınıza inanıyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Mırmır Osman | Nazlı Eray

Mırmır Osman | Nazlı Eray ( d.1945 )


İllüstrasyon: Oğuz Demir

 
Okunma Zamanı: 27 Mayıs 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,


Mırmır Osman, okuduğum ilk Nazlı Eray kitabıdır. Başka eserleri de var elbette. Sık sık karşıma çıkıyor değerli yazarın kitapları. Fakat ben tercihimi bu gençlik romanından yana kullandım. Devamı da bu şekilde gelecek muhtemelen. Zira diğer kitaplarının da başlığı ilgimi çekti:


📚Büyülü Beyoğlu 

📚Gece Çiçeği İstanbul

📚Frej Apartmanı’nın Esrarı


ayrıca Mırmır Osman‘daki Nazlı ile Osman’ın serüvenlerinin de devam edeceği bilgisini vermiş yazar kitabın sonunda.


Bu kitap özelinde yaş grubu belirtilmemiş ancak kitabın kahramanlarının ortaokul öğrencisi olduğunu kurgudaki bilgiden öğreniyoruz. Dolayısıyla 12 yaş ve üzeri diyebiliriz.


Keyifli, sürükleyici ve masalsı bir kurgu Mırmır Osman.

Kuledibi’ndeki Aztek Galerisi’nde gördüğü Mona Lisa tablosundaki Mona’ya âşık olan bir Osman var. Hülyalı dolaşıyor ortada. Arkadaşları meraklanınca, onları galeriye götürüp gösterir.

Eyvaaah! Birken iki olur âşıklar! Şişko Efe de Marilyn Monroe’ya âşık olmasın mı! Bu daha ne ki; siz bir de Madam Lili ile tanışın. Haftanın üç günü sihirle Marilyn Monroe oluyor! 

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise” giyen mi ararsınız, yoksa “geleceğe bilet alıp” tramvay yolcuğu yapan mı ararsınız, konuşup ağlayan “kırık plak” mı istersiniz; tekmili birden bir tuhaf olaylar zinciri…


Durumu en güzel şu cümle anlatıyor sanki:

Gece paldır küldür düşünce dünyanın üstüne, işte orada her şeyi yaşıyoruz Mona” dedi. Yuvarlanıyoruz hayatın içine.”( s.53)

 
Ne yalan söyleyeyim mekânlar Kuledibi, Beyoğlu, Çeşme Meydanı olunca rahmetli anneannemin Çeşme Meydanı’ndaki arkada bahçesi olan evi, büyük teyzemin ise Kuledibi’ndeki o eski binaların birindeki geniş ve kocaman kapılı dairesi geldi aklıma, çocukluğuma gittim. Artık hiçbiri kalmadı.


Neyse çok uzattım. Gecenin her ihtimale açık gizemini de kullanarak, bana farklı gelen anlatımıyla, okurun merakını diri tutan bir gençlik romanı Mırmır Osman. Kimbilir belki de geçmişe özlemin masalsı formu… 


Çocuk ve gençlik kitapları okumayı seven yetişkinlere sevgimle iletiyorum efendim.


Alıntı:

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise bu Taliha. Akşamın biriktirdiği fırtına bulutlarından, Haliç tarafından gelen mor bulutlardan ve geceyi oluşturan karanlıktan yapılmış bir elbise.”  Taliha büyülenmişti. “Ne diyorsun sen? diye bağırdı heyecanla. “Desene, geceyi, doğayı, tabiatın o anlaşılmaz, gizemli olayını, dünyanın karanlık yarısını üstünde taşıyorsun.” ( s.73 )  

Anılar Antika Dükkânı | Hira Ayşe Özsoy

Anılar Antika Dükkânı |Hira Ayşe Özsoy ( d.1988)

Resimleyen: Bige Doğu

Yaş: 9 yaş ve üstü

Okunma Zamanı: 26 Mayıs 2021

Selâmlar,

☆ Eşyalar Neden Vardır?
☆Eşya Mutluluk Mu Demektir?
☆İyilik, Her Şeyden Üstün Müdür?
☆Hayaller Gerçek Olur Mu?
☆Hayatı Değiştirmek İçin Ne Gerekir?

Çıkarın kâğıdı, kalemi habersiz sınav var! Yok canım, telâş etmeyin. Çok da hazırlıksız sayılmazsınız. Pek bi’ yetişkin işi oldu galiba.
Şaka, şaka… Yukarıdaki beş soru kitabın bölüm başlıkları efendim.

Fırından taze çıkmış bir kitap Anılar Antika Dükkânı. Sevgili Hira Ayşe Özsoy’un Bizim Sokağın Hikâyesi adlı kitabını 2020 / Eylül ayında okuyup çok beğenmiştim. Yeni kitabının çıktığını görünce, semtimizdeki İş Bankası Kültür Yayınları’nda aldım soluğu. Bugün okudum. Bu kitabı da pek sevdim.

Pek bilmiş Meriç kızımız, annesine 35.yaş günü için özel bir hediye almak ister. Babası mahalledeki Anılar Antika Dükkânı‘na bakabileceğini söyler. Meriç çook sevinir, sevinir ama o hediyeyi almak o kadar da kolay olmayacaktır. Çünkü sahibi biraz aksi ve inatçı bir adamdır ve kolay kolay hiçbir eşyayı kimseye satmıyordur. Haydi bakalım n’olcak şimdi? Meriç ikna edebilecek mi Erhan Bey’i?

Eğitsel açıdan;

👧İletişim şekli 👧Fikir paylaşma 👧Çözüm üretme 👧Kararlı olma 👧Nezaket 👧Hatayı telafi etme vb. temel başlıkları sayabilirim.

9 yaş ve üzeri okurlar için desem de, siz bana bakmayın, her yaştan okurlar da tadına bakabilir!

Hira Ayşe Özsoy’un yazan, Bige Doğu’ un çizen ellerine sağlık!

Sevgimle ve şevkimle ilettim efendim!

Romanov Hanedanı | Solomon Volkov

Romanov Hanedanı | Romanov Riches |  Solomon Volkov ( d.1944 )


Çeviri: Sabri Gürses

Okunma Zamanı: 01 – 23 Mayıs 2021


Selâmlar,

Bu okumayı yapma motivasyonum Romanov Hanedanı’nı merak etmem olsa da Rus Kültürü ve Edebiyatı’nı tanıma amacı da etkili olmuştur.

 
Mayıs ayını ele geçiren iki okumamdan biri oldu Romanov Hanedanı. Onca güne ve verdiğim okuma emeğime değen bir okuma olduğunu içtenlikle belirtmek isterim.


Solomon Volkov, kültür tarihçisi olarak anılmakla birlikte, Leningrad Rimski-Korsakov Konservatuvarından yüksek dereceyle mezun bir müzikolog. 1976 yılında ABD’ye göç etmiş.


Pek çok incelemesi var. Peki bu kitapta ne var? 

Bu kitap bizi 1613 yılından alıyor; edebiyat, heykel, resim, müzik, opera, bale, tiyatro duraklarında önemli isimlerle muhatap kılarak, sarayın içine de girerek, 1917 yılındaki devrime getiriyor.


Kitap boyunca; Hanedan yöneticilerinin pekçok yazara ve sanatçıya gerek hamilik yaparak gerek haber yollayıp müdahele ederek gerekse suçlarını affederek nasıl yönetime bağladıklarını görüyoruz. Bağlayamadıklarını yok saydıklarını da görüyoruz elbette. Bağımsız kalmayı tercih edenler de var çünkü.

 
Sonuçta; Romanov Hanedanı, kültürü, politik bir araç olarak kullanmış.

İdarecilere idealist yandaşlar değil, sadece samimi hizmetçiler lâzımdı.” ( s.197) cümlesi ne kadar referanstır bilmem ama idealist yandaşlar da bulmuş Hanedan yöneticileri.

Örneğin, “Ortodoksluk, Otokrasi, Milliyet” ideolojik üçlemesini benimseyen iki yazar var: Gogol ve Dostoyevski.


Yukarıda yazdığım kültür yelpazesine – alanları bakımından –  denk gelen isimleri tek tek belirtmeye yer yetmez sanırım. Lâkin Puşkin’den girin Glinka’ dan çıkın; Tolstoy’dan girin Çaykovski’den çıkın; “Gezginler” diye adlandırılan ressamlardan girin, “Sıkı Yumruk” denilen bestecilerden çıkın diyorum. 


Yazarın, Giriş bölümünde belirttiği üzere bu kitabın devamının, 20.Yüzyıl Rus Kültür Tarihi başlığındaki kitap olduğunu öğrendim. Onunla devam edeceğim Sevgili Okurlar. Sonrasında başka okumalar da gelecektir kuşkusuz.


Romanov Hanedanı kitabı, oldukça detaylı ve kapsayıcı, ilginç bilgiler içeriyor. Buna rağmen Sabri Gürses’ in akıcı Türkçesi okumanızı keyifli hale getiriyor. Lâkin bu değerli kitabın düzeltisinin yeniden yapılması gerektiğini düşünüyorum.


Değerli Kitap Dostları; genel bir başlangıç için Rus Kültürü ve Edebiyatı’nı merak eden herkese içtenlikle öneririm.


Sevgimle ve şevkimle iletiyor; yazarın kıymet verdiğim sorusuyla yazımı bitirmek istiyorum:


Kültür kanonu nasıl belirlenir ve bu süreçte en önemli rol kimindir  – otoritenin mi yoksa tüketicinin mi?” ( s.267 

Yaşam Kesikleri | Alova

Yaşam Kesikleri | Erdal Alova ( d.1952 )

Okunma Zamanı: 01 – 18 Mayıs 2021

Benim şiir çalışmam bir bütündür; global pisliğe, yozlaşmaya, doğa düşmanlığına, her türlü teslimiyetçiliğe karşı bir tür tinsel-panzehir olan şiiri yaygınlaştırma çabasıdır.” ( s.223)

demiş Şair Erdal Alova, 2002 yılında, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki için Turgay Fişekçi ile yaptığı söyleşide.

Şiir kitaplarından önce, Yaşam Kesikleri adlı bu deneme kitabını okumakla doğru bir karar verdiğimi anladım.

Adı üstünde “kesikler”… Çünkü gerçekten öyleler. 2003 – 2013 yılları arasında yazılmış ya da not alınmış incelemeler, düşünceler, şiir dizeleri, aforizma benzeri tek cümleler, kelime oyunları… Hepsi birden, hem şair hem çevirmen Erdal Alova’nın düşün dünyasını, birikimini, tepkilerini okuyorsunuz.

Çok ama çok sevdim; öğrendim, düşündüm, bazen durakladım çünkü hazmetmem gerekti okuduğum cümleyi ya da metni. Notlar aldım.
Dönüp tekrar okumak istediğim metinler, incelemeler var.

Şiir bir kuşbakışıdır.
Şiir için ağaç yok, ağaçlar vardır.” ( s.5)

Alova’nın şiir için yazdığı bu iki dizeyi; Yaşam Kesikleri kitabına, ters yönden referans kıldım. Neden? Çünkü düşünceleri, bu kitapta yazılanlar. Sonra sanat olarak şiirine kaynak olmuştur diye düşündüm.

Sebep her ne olursa olsun, sonucu güzel olmuş…
Çevirmen şapkası ile âşina olduğum bir şairi denemeleriyle tanımak çok güzeldi; sıra şair Alova ile tanışmaya geldi.

” ‘Kendi olmak’ bir hedef değil, bir yüz, bir ses, bir söz sahibi olmak uğruna, ömür boyu süren bir uğraştır.” ( s.128) cümlesini söylemekle kalmayıp, bunu bizatihi yaşamında uygulamayı başaran nadir sanatçılardan biri olduğu net hissediliyor. Ne mutlu bize ki bizden bir ses…

Bu arada, 2021 PEN Şiir Ödülü’nün Alova’ya verildiğini de belirteyim. Youtube’a “PEN Şiir Ödülü 2021 Alova” yazarsanız, 53 dakikalık videoyu izleyebilirsiniz.

Oldukça doyurucu bir okuma vaad eden Yaşam Kesikleri‘ni dikkatinize sunuyor; sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntılar:

Hayatta noktayı yanlış yere koymak.
Olmadık yerde virgül kullanmak.
Zamansız ünlemler; boş sorular.
İki nokta üst üste: Düşünce tembelliği, yorum hastalığı.
Yanlış zamanda nokta konan virgüller.
Düş kırıklığı üç nokta yan yanaların.
Parantezler: Ertelenen yaşamlar.
Tırnak içinde geçen ömürler.

Yalnız, bir yazım sorunu değildir noktalama işaretleri.” ( s.44 )

●●●●

Üsluptan şunu anlıyorum:
Bir gül ağacı, iki de adam var.
Biri, eğilip kokluyor gülü.
Öteki, koparıp kokluyor.

Yaşamda da böyle, sanatta da böyle.” ( s.47

●●●●

Şiir Sanatı sözcüklerin sonsuz kaosunda bir mini kozmos yaratırken, okura ulaştığında yeniden çağrışımların sonsuz kaosuna döner.” ( s.127 )

●●●●

İnsan ömründe bir kitabı üç kez okumalı: gençliğinde, orta yaşında, yaşlılığında. Her defasında yeni şeyler bulacaktır.” ( s.152)

Ne Okudum | Nisan – 2021

Nisan / 2021 | NE OKUDUM

Selâmlar!

Bu ay okuduğum kitapların aile fotoğrafıdır!

Okuma vaktimi en çok alan iki kitap; Yunus Emre incelemesi ve Roland Barthes’ ın Eleştiri ve Hakikat denemesi. Her ikisi için de yaklaşık onar günüm helâli hoş olsun!

Bu ayki okumalarımın hepsinden memnunum. Hem beslediler, hem heyecanlandırdılar hem öğrettiler, hem güldürürken düşündürdüler! Daha ne isteyeyim…

Sevgimle iletiyor; sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun diyorum!

1 – Çalış Osman Çiftlik Senin / Rıfat Ilgaz / Çınar Yayınları / Öykü

2 – Eleştiri ve Hakikat / Roland Barthes / İletişim Yayınları / Deneme

3 – Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar / Lawrence Ferlinghetti / Sözcükler Yayınevi / Şiir

4 – Yunus Emre / İlhan Başgöz / Pan Yayınevi / İnceleme

5 – Babam Mikhail / Özlem Ural / İzan Yayıncılık / Tarihi roman

6 – Bahar Masalları / Derleyen ve çeviren: Tarık Demirkan – Resimleyen: Feridun Oral / Yapı Kredi Yayınları / Masal

Babam Mikhail | Özlem Ural

Babam Mikhail | Özlem Ural

Okunma Zamanı: 28 – 30 Nisan 2021

 
Gizlene gizlene, yıllar süren bir yolculuktan sonra hayallerindeki güvenli yere ulaştıklarında Aleksandr ve Valentin’in ailesi büyümüş ve onlara Mikhail de katılmıştı. Valentin yeniden hamileydi. Artık bambaşka hayalleri, umutları vardı. Bu yeni ülke Aleksandr, Valentin, güzel bir genç kız olan kızları Anastasya ve 2 yaşlarındaki oğulları Mikhail’e güvenli bir hayat kurabilecekleri yepyeni bir fırsat vermişti. Ortak kaderleri onları ailecek yeni kurulan Türkiye’de, eski bir Türk köyüne kadar götürmüş, onları geleceğe daha umutla bakmalarına sebep olacak iyi insanlarla karşılaştırmıştı.”


Acaba gerçekten sandıkları kadar güvende olacaklar mıydı? Buyurun romanın başlangıcına…Yüz yıllık, nefes nefese, temposu düşmeyen bir kurgu başlıyor. Karakterler çok doğal, ortam betimlemeleri ve duyguların verilişi film gibi. Beni duygudan duyguya sürüklediyse, merak ettirdiyse, öğrendiysem, beni araştırmaya sevk ettiyse, düşündürdüyse, daha ne isteyeyim. Geriye yazarına teşekkür etmek kalıyor. Teşekkürler Sevgili Özlem Ural…


Sevgili Okurlar,


Edirne… Ankara… Rusya… Romanov Hanedanı…Putin… Tolstoy… Bolşevik İhtilâli…


Bunca şey nasıl bir araya gelir; gerçeği de sinesine alan bir kurgu ile elbette. Öncelike bir “ilk roman” olarak başarılı bulduk; bulduk dedim çünkü eşim de okudu!  Benimle aynı fikirde. “Bundan birkaç roman daha çıkar sanki.” dedi…


Babam Mikail’i okumak, merak ettiğim ve daha önce bir iki kitap da aldığım Romanov Hanedanı hakkındaki okumalarımı öne çekmeme vesile oldu…


Bana göre bu kitabın tek olumsuz yönü, editasyonu. Keşke biraz daha özenilseydi. Yayınevine duyurulur!


Tarihi roman okumayı seviyorsanız, o güzel tasarımlı kapağı kaldırıp, temposu yüksek bir aile dramına ve aynı zamanda bir ülkenin de özel bir dönemine adım atıp yolculuğa başlayın derim.


Sevgimle ve şevkimle iletiyor; herkesin kendi yurdunda huzur içinde yaşamasını diliyorum.


Alıntılar:

Senden son isteğim; bütün gerçekleri ile hayatımı yazman. Hayat hikâyemi yazabilmen için sana o hep hayalini kurduğun daktiloyu hediye ediyorum. Eğer benimle ilgili bütün gerçekleri bir yıl içerisinde yazar ve yayınlatabilirsen, o bir yılın sonunda Cevat sana yazdığım ikinci mektubu da teslim edebilir.” (s.224 )


Moskova daha çok işçi sınıfının egemenliği altında idi. St. Petersburg ise aksine asilzadelerin  egemenliğinde modernizmin başkenti gibiydi.” ( s.339)

 
Her yeri kestiler biçtiler evler kondurdular da o ormana dokunamadılar beyim. Amma velakin o ormanı kim aldı, evler apartmanlar yapmak yerine niye nenemlerin nenelerinin yaşından büyük o birkaç ağaca o parayı verdi de kalın kalın çitlerle çevirdi üstünden seneler geçti kimseler bilemedi.” ( s.454 )

Çalış Osman Çiftlik Senin | Rıfat Ilgaz

Çalış Osman Çiftlik Senin | Rıfat Ilgaz ( 1911 – 1993 )

Okunma Zamanı: 23 – 27 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Rıfat Ilgaz denince çoğumuzun aklına Hababam Sınıfı gelse de, üstad sadece ondan ibaret değil elbette.

Orhan Tüleylioğlu‘nun Gerçeği Söylemek kitabında yazdığı üzere:

Hastaneler ve hapishaneler arasında geçen yaşamının zorluklarını göğüslemeyi” başarıp pek çok eser kazandırmış edebiyatımıza.

Yaşadıkları, yazdıkları olmuş.Yazdıkları topluma ve insana ayna olmuş; çoğu zaman da başına dert olmuş.
Aydınına bedel ödetmeyen bir dönemi var mı canım Türkiyemin, emin değilim.

Çalış Osman Çiftlik Senin kitabında 24 öykü var. Toplumsal mizah, hiciv… Türkiyemizin farklı kesimlerinden insan manzaraları; ismin halleri değil insanların halleri. Her bir öyküde farklı bir olay ama düşündüren bildik hallerimiz var.

Balık, yüzdüğü suyun bilir mi? Bilse gerek… Ya biz, insan evlâtları? Bilmemiz gerek. Bilmeyene, bildirmenin farklı yolları var tabii. Rıfat Ilgaz yazarak bu işi çok güzel yapmış. Anlamak isteyene elbette. Bazen sitem de etmiş yazar; “Yazmakla bir şey düzelmiyor ki…” demiş meselâ öykülerinin birinde.

Bir başka öyküsünde ise berberde sıra beklerken, çıkardıkları Marko Paşa dergisini okuduğunu gören berber, “Beyim, ne yazıyor ya herif!” der, beğendiğini belirtmek için. Bunun üzerine “Kimmiş bunu çıkaran?” diye sorar berbere. Berberin cevabı: “Yazıyor üstünde… Hasta bir öğretmenmiş.” Cevabın bu kısmı yüreğime oturdu. Cevabın geri kalanını yazmayayım, okuyacak olanlar keşfetsin. Öykünün adını da o yüzden yazmadım…

Ben Rıfat Ilgaz okumalarıma ara ara devam ediyorum. Toplumcu gerçekçi bu öyküleri de severek okudum. Akıcı ve yormayan bir dili var.

Sevgimle dikkatinize sunuyor; sağlıklı, huzurlu ve bol sayfalı günler diliyorum.

Alıntı:


Filmleriniz baştan aşağıya kahramanlıklarla dolu!

En kolay iş kahramanlıktır da ondan! Hele sinemada!

Kolay demek?

Yüksekçe bir yere çıktın mı tamam. Koltukla atın birbirinden hiç farkı yok! Ayağın yerden kesildi mi başlarsın kahramanlığa!” ( s.132 )

Yunus Emre | İlhan Başgöz

Yunus Emre | İlhan Başgöz ( 1923 – Nisan/2021 )

Okunma Zamanı: 15 – 25 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Halkbilimcimiz İlhan Başgöz tarafından hazırlanan Yunus Emre incelemesini, bir Yunus Emre dersi niteliğinde okudum diyebilirim. Okuma zevki ayrı bir konu, öğretici bir okumaydı.
Anlatımı net, dürüst. Kullandığım ‘Dürüst’ sıfatı sizi zinhar yanıltmasın lütfen. Vurgulamak istediğim şudur; Başgöz Hoca, fikrine katılmadığı diğer akademisyenlerin ne dediğini de aktarmış ve neye itiraz ettiğini öyle belirtmiş. Öncelikle bu yöntemine çok saygı duyup, hayran oldum.

Yunus Emre üstüne pekçok yorum çalışılmış. Bu kitapta incelemeye alınıp karşılaştırılan yorumlar Fuat Köprülü’ye, Abdülbaki Gölpınarlı’ya, Burhan Toprak’a ve Sabahattin Eyüboğlu’na aittir. Ülkemiz haricinde yapılan incelemelerden de referanslar var.

Kitabın ilk 120 sayfası boyunca Yunus Emre’nin şiir geleneğinin nasıl oluştuğunu, bunların içeriklerini ve tarzlarını ve toplumsal yapıyı okuyoruz. Sonraki ana bölüm ise “Yunus Şiirlerinden Bir Güldeste“.

Daha net bir açıklama için Başgöz Hoca’nın yazdıklarını aktarmak istiyorum:

Elimizdeki Yunus şiirleri, kişilikleri ve inançları birbirine ters düşen iki Yunus tanıtıyor. Bunlardan birine Molla Yunus, Softa Yunus; ötekine Derviş Yunus, Sûfi Yunus diyebiliriz. Biz yorumlarımızı bu ikilem üzerine kurduk. Şiirlerini de gene bu nedenle iki bölümde verdik: Derviş Yunus’un ve Molla Yunus’un şiirleri.” ( s.10)

Şiirler için bir bölüm var ancak onun “en uzun ve en soyut şiiri” olarak tanımlanan Risâletü’n – Nushiyye mesnevisi hakkında da bilgi vermiş. Oldukça merak ettim fakat o okumanın boyumu aşacağını düşünüyorum. Söz konusu mesnevi, “tasavvuf perdesi altında bir beylik düzenini” anlatıyormuş.

Sevgili Okurlar; kitabın sonunda, belli bir sistematiğe göre hazırlanmış şiir dizini, şiirlerde geçen belli başlı kelimeler ve deyimler için Sözlük ve bahsi geçen eserler için değerli bir Kaynakça bulunmakta.

Bu kıymetli çalışmayı bizimle buluşturan Pan Yayıncılık’a teşekkür ederim.

Bu tarz okuma yapmak isteyen okurlara sevgimle ve şevkimle iletiyor; Yunus Emre’den destekle:

“Ten fânidir can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil.” diyorum!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:


Sabahattin Eyüboğlu, tek bir sözcüğe, “dost ” sözcüğüne Yunus’un yüklediği bu anlam zenginliğini belirtmektedir: “Kimdir bu dost? Çok sevdiği Taptuk Emre mi? O değil diyemezsiniz. Onun çok sevdiği Hacı Bektaş mı? O değil diyemezsiniz. Onun çok sevdiği Muhammed, Muhammed’in sevdiği Ali mi? Onlar değil diyemezsiniz. Bütün insanların bütün minarelerden ve çan kulelerinden çağırdığı Tanrı mıdır? Değildir diyemezsiniz. Yunus’un dost dediği, onun ardından bütün Anadolu saz şairlerinin dost dediği varlık, dost sözüyle anlattığı boz bulanık ülkü gerçek insanlık değil midir? Değildir diyemezsiniz. Yunus Emre’nin dost dediği üstün gerçek bugün Âşık Veysel’in dost dediği ülkünün benzeri değildir diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Yunus Emre bu milletin, Anadolu halkının hem gerçeğini hem ülküsünü kendi çağının en atılgan, en savaşgan dili ile söylemiştir. Onun dost kavramında yalnız tasavvufun mutlak güzelliğini, soyut sevgilisini değil, halkın bütün özlemlerini bulur gibi oluruz [ Eyüboğlu,33]” /
s.81 – 82 /

Yunus Emre edebiyatımızın ve kültürümüzün bir geçiş çağında yaşamıştır. Göçebe kültürü Anadolu’da yerleşik kültüre dönüşmekte; yerleşme birimlerinde ise eğitime dayanan yeni bir klasik edebiyat çiçeklenmektedir. Gazeli, kasidesi, mesnevisi ve İslam kültür temeli ile bu edebiyat aydınların ve idarecilerin edebiyatı olmaya adaydır; en büyük ustalarını Yunus’tan ancak iki yüz yıl sonra yetiştirebilecektir. Yunus bu edebiyatın kurucularından biridir. Ama Yunus’un dinleyicisi, sadece, konaklarda ve divan köşelerinde oturan Müslüman değildir. Köyde, obada Türk halk edebiyatının örneklerini dinleyerek büyüyen köylü, konargöçer yahut eğitimsiz kasaba ve kent halkıdır. Onların arasında epik gelenek ve sözlü edebiyat yaygındır.(…) “At işler er öğünür” diyerek göçebe kültürün dünya görüşünü özetleyen atasözü, yerini “Alet işler el öğünür” diyen kültüre bırakmaktadır. Yunus ne bir âşık, ne bir halk şairi. Ama şiirlerini tekkede, köy odalarında, göçer illerde okuyup dinletiyor. Onun için hem Türkçeye açıyor aydın şiirini, hem de halkın edebiyatından şiirinde faydalanıyor. Oğuz epik edebiyatını iyi bildiği gibi, mânilerimizi de biliyor, hiç olmazsa hece ile yazdığı şiirleri bir müzik aleti eşliğinde, türkü olarak da söylüyor.” ( s.108 – 109) / Yunus Emre ve Halk Edebiyatı başlığından…

Bir Gönül Ele Getir şiirinden…
(…)
Topraktan yaratıldın
Yine topraktır yerin
Toprak olan kişiler
Nider bu alâmeti

Uslu değil delidir
Yüce saraylar yapan
Akıbet viran olur
Cümlenin imâreti

Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Yüz Kâbeden yeğrektir*
Bir gönül ziyareti

  • yeğrek / yiğrek = daha iyi

(… ) ( s.171 )

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

“bir vatan bıraķın biz çocuklara,
ıslanmış olmasın gözyaşlarıyla”

Başında “Ulusal Egemenlik” vurgusu olan bir Çocuk Bayramımız var. Neden? Yeni kurulan bir ülkeyi ve onun geleceğini çocuktan daha anlamlı ne simgeleyebilir. Çünkü çocuklar fidan, onlar gelecek, onlar aydınlık, onlar dosdoğru, onlar yalansız ve maskesiz, onlar hesapsız, onlar yaratıcı, onlar karşılıksız seven. İşte bu yüzden her biri birer hazine.


21.yüzyılı yaşadığımız bu günlerde, isterdim ki her biri eşit yakalasın eğitimi ve varlığı, yokluk çekmesin; eşit yakalasın sevgiyi, itilip kakılmasın, gözlerinden yaş akmasın; eşit yakalasın özgürlüğü evlere kapatılmasın, susturulmasın; her biri yaşını yaşasın, el kadarken erken büyümek zorunda kalmasın. En önemlisi de zihinleri karartılmasın!

Her ne kadar zor zamanlardan geçiyor olsak da, “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” diyen kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek alarak; aydınlık yarınlar için çalışmaya devam etmek varlığımız ve en değerli varlıklarımız, çocuklarımız için temel görevimizdir.

Yürekten sevgim ve her daim çocuk ruhumla, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun! 

Çiğdem İskent
Beşiktaş / İstanbul