Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog | Osman Çakmakçı

Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog | Osman Çakmakçı ( d.1965 )

Okunma Zamanı: 03 – 04 Nisan 2022

Çizimler: Emel Akın

Diyalog – Felsefe | 1. Basım – Ekim 2021

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları | 73 sf.

Selâmlar,

Osman Çakmakçı’nın Konuşmanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog kitabını 2018 yılında okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabı yayımlanınca hiç düşünmeden aldım elbette. Şiir ve deneme kitapları da var. Şiirlerini henüz okumadım ancak Vakıfbank Yayınları’ndan çıkan Radikal Kitaplar adlı deneme kitabını alalı epey oldu, onu da bu ay okumak istiyorum.

Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog da yine bir felsefi sorgulama yolculuğu. Diyalog boyunca, tabiri caizse, merdivenleri birer birer çıkarken, durup bi’ nefes alıp, ne okudum şimdi dedikten sonra, yeni basamağa adım atıyoruz efendim.

Yaşamak dediğimiz şeyin, bir uğraş olduğu; çabalamak gerektiği; anlam denen şeyin İnsan’la ortaya çıktığı ve Doğa’nın anlama ihtiyacı olmadığı vurgulanıyor. Hepsi bu değil tabii. Yazarın diyalog sistematiği sizi bir yerden alıp bir yere vardırıyor. Aslında “varmak” ne kadar doğru bir kelime bu süreçte bilemedim. Belki de, yaşamdaki anlam arayışımızın döngüsünü; bu döngünün niçin bozulduğunu ve yeniden nasıl inşa edilebileceğini açıklamaya çalışmış desem daha doğru olur.

Hani, “anlatılmaz yaşanır” derler ya sevgili okurlar, teşbihte hata olmaz, “anlatılmaz okunur” diyeyim ben en iyisi. Çünkü fazla derine gidersem yazarın düşünme sistematiğini bozacağım gibi sizin kafanızı karıştırma ihtimalim de yüksek. Böyle yazdım diye, zor bir okuma olarak algılamayın lütfen. Anlatımı net ve örnekli. Günümüz insanının neye maruz kaldığını ve neye ihtiyacı olduğunu çok güzel aktarmış. Verdiği olumlu ve olumsuz davranış örnekleri içinde kendinizi bulursunuz belki. Zira olumsuz davranış örneği bana çok benziyorken, olumlusu tam da eşimi tarif ediyordu!

Uzun lâfın kısası; ben ilgiyle ve severek okudum diğer kitabı gibi. Sevgimle ve şevkimle iletiyorum. Keyfiyet siz okurlara kalmış.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

🌳”… esas olan var olanı sürdürmek değil onu değiştirmektir. Tabii daha gelişkin bir yaşama doğru. Daha insani olana doğru.” ( s.40)

🌳”… insan daha en başından bir bilince sahip olması hasebiyle Doğa’dan kopuktur, onun içinde değildir, ona yabancıdır.” ( s.48)

“Yaşamın amacı olsa olsa anlamaktır; anlamaya çalışmaktır. Sonra da kabullenmektir. Sükûnettir, dinginliktir ve elbette ahenktir.” ( s. 65)

Sonra Hayat | Onur Çalı

Sonra Hayat | Onur Çalı ( d.1984 )

Okunma Zamanı: İki arada bir derede

Deneme | 1. Baskı – Şubat 2021

Alakarga Yayınları | 116 sf.

2020 Vedat Günyol Genç Deneme Yazarı Ödülü

Daha önce okumadığım bir kalem Onur Çalı. Öykü kitapları da yazmış. Deneme okumayı da sevdiğimden, üslûbunu bu kitabıyla tanımak istedim. Baştan diyeyim diyeceğimi; pek beğendim. Hınzır bir tarzı var, oyuncu.

Sonra Hayat, yirmi denemeden mürekkep; akıcı ve merak ettiren anlatımı vesilesiyle sayfaları peş peşe çevirdiğinizden su gibi gidiyor. Aman diiim yanınızda kâğıt kalem bulundurun zira not almak isteyeceğiniz yazarlar, şairler, kitaplar ve bilgiler içeriyor yazdıkları. Alejandro Zambra’dan girin Kurt Vonnegut’dan çıkın; Çehov’dan girip Salâh Birsel’den çıkın. Neruda’ya selâm verip, Nazım Hikmet kime selam gönderip “ben Deniz Kızı Eftalya değilim” diyerek posta koymuş, okuya okuya varacaksınız hızla sona!

Merakla ve keyifle okudum, sevgimle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Not: Bu kitaptan öğrendiğim kelime ve fiil:

• rûberû > yüz yüze
• künhüne varmak > bir şeyin özünü, aslını anlamak

“Üslûp (…); yazarın okurla, okurun yazarla el ele vererek birlikte bir damak zevkine sahip olmaları, önlerine konan her yemeğe gönül indirmemeleridir.” ( s.109 )

📚Ne Okudum – Mart – 2022 📚

Olabildiği ölçüde – ilgi alanıma giren –  farklı türlerde okumalar yapmaya çalışıyorum. Bazen mümkün oluyor bazen olmuyor. Yine de bu ayki okumalarımdan memnunum.

Sevgimle ve Saygımla ilettim.

Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun!

📚Ne Okudum | Mart – 2022📚

🌳Kalbe Seslenmek Zordur – Roman Dediğimiz Şey | Francis Marion Crawford | MAKALE | Çınar Yayınları

🌳1890’larda İstanbul | Francis Marion-Crawford | ANI | İş Bankası Kültür Yayınları

🌳İstanbul Maviyken | Tolga Gümüşay | ROMAN | Altın Kitaplar

🌳De Ayrı | Ayhan Korkmaz | KİŞİSEL GELİŞİM | Alfa Yayınları

🌳İnanç Ya da İnançsızlık | Umberto Eco & Kardinal Martini | MEKTUP | Nora Kitap

🌳Aşk Hep Yeni Başlar | Bertolt Brecht | ŞİİR | Sözcükler Yayınları

🌳Kalpten Seven İnsanlar | Müge İplikçi | ÖYKÜ | Can Yayınları

🌳Fresh Water For Flowers | Valérie Perrin | ROMAN | Europa Editions | Şubat ayından kalan bölümleri tamamladım

🌳Gerçek Sensin | Meral Kır | Romantik Gerilim ROMAN | Olimpos Yayınları

🌳Aydemir | Müfide Ferit Tek | TEZLİ ROMAN | Kaknüs Yayınları

🌳Çizmeye Değer | Hicabi Demirci | KARİKATÜR – Çizgi Yorum | Desen Yayınları

🌳Siyasi Dinler | Eric Voegelin | DÜŞÜNCE – İNCELEME| Küre Yayınları

🌳Birdenbire İstanbul | Selçuk Demirel | ÇİZGİ – YORUM + Edebî eserlerden alıntılar | Yapı Kredi Yayınları

İstanbul Maviyken | Tolga Gümüşay

İstanbul Maviyken | Tolga Gümüşay ( d.1972)

Okunma Zamanı: 23 – 25 Mart 2022

Roman | 1. Basım – Şubat 2020 |

Altın Kitaplar | 246 sf.

Madam Anastasia Romanova ( Barones ), Pera Beyefendisi Vasili, Kadırgalı Agop Bey, Mucit Selim, Lâle Hanım, Bella, Orhan Veli, Sait Faik, Abidin Dino, Chagall vb. Beş benzemez gibi geliyor insana önce ancak bir zamanların İstanbul’unu düşününce “bir ah çeksem karşıki dağlar inler” ifadesi hem özleme hem de geçmişin acılarına referans olsun isterim.

İSTANBUL MAVİYKEN! Sen ne güzelliklere kucak açmışsın.

Sevgili Okurlar; ben bu “büyülü gerçek” romanın içinde kendimi kaybettim desem yeridir! Çoook beğendim.

Roman, 1992 yılının kışında, Beyoğlu Nevizade’nin loş bir meyhanesinde başlıyor. Masada, babası başarılı ve ünlü bir gazeteci, annesi ise yetenekli bir ressam olan bir genç tek başına oturuyor. Annesini ve babasını birlikte bir kazada kaybetmenin ve hayatının muhasebesini yaparken Vasili giriyor içeri. İşte buradan sonrasında yolumuz şairlere ve ressamlara düşerken; kendinden geçmiş bu genci oturduğu apartmana götürüyor Vasili. Sonrasında tek tek bina sakinleri ve onların kesişen hayatlarının, kendini merakla okutan hikayesi!

Barones’i vesile edip, 1920’lerin işgal İstanbul’una götüreyim sizi, sabrınızı talep ederek. Diğerlerinin hikâyesi ve yollarının nasıl kesiştiği kitabı okuyacak olanlara kalsın isterim. Zira her biri birbirinden derin.

Buyurunuz…

Hayatı, üzerine kar yağdıkça mürekkebi dağılan bir Çehov öyküsünün sayfaları gibi okunamaz hale geliyor. Yolculuk süresince aralıksız gözyaşı döken Barones’i teselli edebilmek, ileriki yıllarda o sayfaları Sait Faik öyküleri, Orhan Veli şiirleri, Bedri Rahmi çizgileriyle doldurabileceğini fısıldamak istiyorum. Ama yalnızca işaret parmağımın ucuyla elimdeki fotoğrafı okşayarak genç Anastasia’nın gözlerini silebiliyorum.” ( s.39)

Çünkü genç Anastasia İstanbul’a göçmek zorunda kalmış bir Beyaz Rus. Zorunlu göçlere maruz bırakılan başkaları da olmuş İstanbul’da kuşkusuz. İşte hepsi birden bir “mavi ışık” desem. Neden mi? Mavi renk her ne kadar umudun rengi olsa da hüznün de rengi değil mi, hatta sesi de, Blues müziğinden sebep! Ancak Kandinsky’ye göre bakın neymiş:

… müzikte, açık mavi tıpkı bir flüt gibidir; koyu mavi ise çello gibi… Daha da koyulaştığında harikulade bir kontrbas olup çıkar. Mavinin en koyu ve sakin tonlarıysa bir orgun pes tonlarıyla kıyaslanabilir.” ( s.225)

Okumam süresince hem tebessüm ettim hem boğazıma bir yumru oturdu. Fakat umut galip geldi galiba!

Sevgili Okurlar, kitabın sonunda, altı sayfalık Yazarın Notu bölümü var. İster önce ister sonra okuyunuz. Ben sonra okudum. Ve fakat biliniz ki, bu kitaptaki karakterlerin çoğunun yaşanmış bir karşılığı var.Tolga Gümüşay, bir sonbahar sabahı, Beyoğlu’ndaki İstanbul Kitapçısı’nda Jak Deleon’un kitabına denk gelmese biz bu romanı okuyamayacaktık! Sonrasını siz okuyun derim, çünkü tek tek ne yaptığını anlatmış. Hem araştırmasına hem de İstanbul Maviyken kitabına verdiği emeğe yürekten teşekkür ediyorum!

İstanbul Maviyken, okuduğum ikinci Tolga Gümüşay kitabıdır. Daha önce 6 Yıl Tam Pansiyon adlı gençlik romanını okumuş sonrasında İstanbul Maviyken dahil başka romanlarını ve öykülerini de almıştım. Okumaya devam edeceğim yazarlarımız arasında kendisi.

Kitabın kapak tasarımını da çok beğendiğimi belirtmek isterim. Sıtkı Görçiz’in ellerine sağlık!

Kitaptaki Ahmet Hamdi mısralarıyla veda edeyim:

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim…

Sevgimle ve şevkimle ilettim!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Not: Arzu eden okurlar, kitabı okurken Fahir Atakoğlu’nun Istanbul in Blue albümünü dinleyebilirler😊

“Kendimi bambaşka bir âlemde, yeryüzü ile gökyüzü arasında kilitli kalmış mavi bir çekmecenin içinde buluyorum! Burada mavi, bir renk değil. Bir ruh hali… Dünyaya ayak uyduramamış nesnelerin üstüne toz gibi yağan, onları mekân, zaman ve işlevlerinden azat eden bir hissiyat. Derinleştikçe koyulaşan, okyanus ve düşlerle aynı maddeden yapılmış bir sezgi.” ( s.172 )

Birdenbire İstanbul | Selçuk Demirel

Birdenbire İstanbul | Selçuk Demirel ( d.1954 )

Çizer: Selçuk Demirel

Okunma Zamanı: 22 Mart 2022

Sanatın Keyfine Varma Zamanı: Sınırsız 💙

Sanat | 1. Baskı – Mart 2022 |

Yapı Kredi Yayınları | 132 sf.

Yedi tepeye kurulmuş
Pul pul
Gümüş gümüş balıkları
Pul pul
Işıktan sudan örülmüş
Canım İstanbul Bedri Rahmi Eyüboğlu

Ba – yıl – dııım!

Edebiyat ve Sanat birlikteliği nasıl güzel oluyor!
Selçuk Demirel, çizimlerine hayran olduğum sanatçılarımızdan biri.

Seçilmiş metinler ve şiirlerle yine koleksiyonluk, gözü kapalı hediye edebileceğiniz kıymetli bir çalışma olmuş Birdenbire İstanbul.

Okuma sürecimde – huy işte! – tek tek not aldım şair ve yazar isimlerini. Buraya yazmayı düşünüyordum, vazgeçtim, okuyacaklar keşfetsin isterim; çünkü bendeniz “acaba şimdi sıra kimde ve nasıl bir çizim var?!” merakıyla çevirdim her bir sayfayı. Ancak alıntılanan isimlerin sayısını söyleyebilirim: Otuz beş! Bazı isimlerden, birden fazla seçki yapılmış.

Şairler ve yazardan örnek vermem gerekirse; Sait Faik / Ece Ayhan / Orhan Veli / Ahmet Hamdi Tanpınar / Evliya Çelebi Seyahatnamesi / Salâh Birsel / Yaşar Kemal / Nazım Hikmet / Gündüz Vassaf vb.

“Biz İstanbul’u kendimize benzeten / Biz İstanbul’u bağıra çağıra seven / Biz düşlerine adres ararken / asırlarına adlarını kazan / İstanbul sevgilileri ” ( s.62) Gündüz Vassaf

Ne söylesem / yazsam az gelir! Çünkü görmek, okumak ve içinde kaybolmak gerektir!

Öncelikle Selçuk Demirel’e Birdenbire İstanbul sanatı için; sonra da, ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz şartlarda bu güzel kitabı biz okurlarla buluşturan Yapı Kredi Yayınları’na yürekten teşekkür ediyorum!
İyi ki VAR sınız ve yüzümüzü güldürüyorsunuz!

Sevgimle ve şevkimle ilettim!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Her İstanbullu az çok şairdir, çünkü irade ve zekâsıyla yeni şekiller yaratmasa bile, büyüye çok benzeyen bir muhayyile oyunu içinde yaşar. Ve bu, tarihten gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler.” Ahmet Hamdi Tanpınar
Beş Şehir / s. 40 ➡️ Birdenbire İstanbul / Selçuk Demirel

Kalbe Seslenmek Zordur – Roman Dediğimiz Şey | Francis Marion Crawford

Kalbe Seslenmek Zordur – Roman Dediğimiz Şey – | The Novel : What It Is | Francis Marion Crawford ( 1854 – 1909 )

Çeviri: Fırat Çakkalkurt

Okunma Zamanı: 21 Mart 2022

Makale | 1. Basım – Ekim 2020 |

Çınar Yayınları | 51 sf.

1890’larda İstanbul kitabının yazarı Francis Marion Crawford’un dilimize çevrilmiş başka bir kitabını daha bulmanın sevincini yaşıyorum😄 Baktım ki var, semtimizdeki Kırmızı Kedi Kitabevi’ nde aldım soluğu! Allah beni nasıl bilirse öyle yapsın!

Mevzuya gireyim. Bu kez “Roman Nedir?” e odaklanmış bir makale var elimde. Çınar Yayınları’nın “Akıl Fikir” serisinden çıkmış. Akşam yemeği sonrası okumama hoşgeldiniz efendim!😊

Crawford’un hınzır bir yazım tarzı olduğunu 1890’larda İstanbul kitabında hissetmiştim, bu makalesinde de aynı şeyi hissetim. Kesin hınzır bu yazar! Vaaz veren romanlara karşı.

İnsanları güldürmek iyidir; bazen onlara göz yaşı döktürmek faydalıdır; hepsinden iyisi ise okurlarımızı düşündürmekte…” ( s.13) diyor. Diyor da, sonra farkına varıp – bu makale özelinde – kendini de eleştiriyor ve “Günah işledim.”, affedin diyor!

Bizim sorumluluğumuz, eserlerimizi okuyanları memnun etmek mi, yoksa onları, eserlerimizi satın alarak bizi memnun etmeye zorlamak mıdır? Bu sorular gerçekçilik ve romantizm arasındaki çatışmanın temelinde yer almıyor mu?” ( s.12 )

Haydi bakalım buyurun buradan yakın! Aşina olduğumuz eserler ve roman kahramanları eşliğinde ve fakat bu kez Francis Marion Crawford’un zihninden yansıyan bir projeksiyon!

Belki de her şeyin sonunda, “Roman nedir?” sorusuna en iyi yanıt budur. Bir cep sahnesidir ya da bir cep sahnesi olmalıdır. Sahne, ışık, gölge, aktörlerin kendileri kelimelerden oluşur ve az çok zekice bir araya getirilen kelimelerden başka hiçbir şey değillerdir.” ( s.25)

Bu tarz okuma sevenlere sevgimle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Sezar lejyonerlerine yüze vurmalarını emretmişti. İnsanlık, yani romancının ustası ise ona sadece kalbe vurmasını söyler.” ( s.51 )

1890’larda İstanbul | Francis Marion-Crawford

1890’larda İstanbul | Old Constantinople | Francis Marion-Crawford ( 1854 – 1909 )

Resimler: Edwin Lord Weeks

Çeviren: Şeniz Türkömer

Okunma Zamanı: 20 – 21 Mart 2022

Anı | 10. Basım – Aralık 2021 |

İş Bankası Kültür Yayınları | 84 sf.

Denk gelebildiğim ve fırsat bulabildiğim ölçüde, yabancıların gözünden – önyargısız olanlar – İstanbul’u okumayı seviyorum. Çünkü bu şehri teneffüs eden bizler için durum bir miktar – tabiri caizse – “kuzguna yavrusu anka görünür” misâli olabiliyor; yine de hakkını gani gani teslim ediyorum elbette, ne haddime aksini söylemek.

Francis Marion-Crawford, Editörün Notu‘na göre: “… varlıklı bir ABD’li ailenin çocuğu olarak İtalya’da doğmuş, ve yaşamının büyük bölümünü orada geçirmişti. İtalyan ve Doğu Akdeniz kültürlerine pek çok entelektüelle kıyaslanmayacak düzeyde hakimdi.

Gerçekten de, gerek sokaktaki gözlemleri gerekse hem saray hem de tarihsel geçmiş ile ilgili aktardıklarını okuyunca, sıradan bir gezginden fazlasını buluyorsunuz anılarında. Edebiyatçı olmasının verdiği avantajı iyi kullanmış anlatımlarında tabii, benzeri bir hinlik aklıma düştü ise de hakkını teslim etmek zorundayım.

On dört başlık ile aktarılan anıları okurken, “İstanbul Kanatlarımın Altında” duygusunu yaşama ihtimaliniz var. Zira şehre dair ne ve neresi varsa, abartısız ve içtenlikle aktarılmış. Bu aşamada bu hissi Türkçe olarak bize yaşatan çevirmen Şeniz Türkömer’e teşekkür ederim.

Yazarın, doğal olarak, İngilizce yazmış olduğu metinlerde kimi kelimeleri doğrudan Türkçe olarak kullandığını öğreniyoruz Editör’den. Örneğin, şekerlisadeyaşmakferaceOn paradervişfesSelamlıkkayıkvezirsadrazamhünkârpadişah vb.

Crawford’un anılarına, Edwin Lord Weeks’in çizimleri eşlik ediyor. Zira, yine editörden öğrendiğimize göre, bu metin ve çizimler ABD’de dönemin popüler dergilerinden Scribner’s Magazine‘de Aralık 1893 ve Ocak 1894’te iki bölüm halinde yayımlanmış.

Metin de, resimler de İstanbul’u betimleyen çağdaşlarından önemli derecede farklılıklar gösterir. Hem Crawford, hem Weeks o dönemlerde ABD ve Avrupa’da yayımlanan İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu konulu anı ve seyahatnamelerde yaygın görülen klişelerden büyük ölçüde uzak durmayı tercih etmişlerdi.” açıklamasını yapmış editör.

Sevgili Okurlar,

Mezartaşlarının başlıklarından, yeme – içmeye, camilerdeki iç ve dış gözlemlere, Kapalıçarşı’daki alışverişe, Ovidius detayına – şaşırın bence, ben şaşırdım – ; Pera – Galata – Haliç’den , Üsküdar – Fenerbahçe – Boğaziçi’ne daha nicesi… Ezcümle, tekmili birden su gibi akan metinlerle, bir gününüzü ya da birkaç saatinizi ayırınız ve konuk olunuz 1890’larda İstanbul’a!


… belki sizden artık uzak olmayan o şehri hayal edersiniz. Dünyanın en büyük boğuşmalarına sahne olmuş Kostantiniye’yi! Şehre sahip olmak için birbirleriyle mücadele etmiş, hâlâ eden ve nesiller boyunca da edecek olan bütün o iyi ve kötü ırkların beşiği Kostantiniye’yi!” ( s. 80 )

Elçiye zevâl olmazmış, demedi demeyin…

Sevginle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

“Osmanlılar, bir gün geldikleri Asya’nın karanlığına gömülse ve Kostantiniye’ye yeni bir ad verilse bile, bu şehir her zaman Doğu’nun başkenti ve Asya’nın altın anahtarı olarak kalacak. Pek çok tacın göz diktiği bu nadide mücevher uğruna açgözlü ülkeler ebediyete kadar aralarında çekişip duracaklar.” ( s.9)

Çizmeye Değer | Hicabi Demirci

Çizmeye Değer | Hicabi Demirci ( d.1968 )

Görme ve Düşünme Zamanı: Sınırsız 💙

İnceleme Zamanı: 19 Mart 2022

Karikatür | 1. Basım – Şubat 2022

Tudem Yayın Grubu (Desen Yayınları ) | 102 sf.

“Dijital çağın parolası olan hız, karikatürün giderek etkili ve vazgeçilmez bir sanat olduğu bilgisini kulağımıza fısıldar.”

demiş Hicabi Demirci. Doğru söze ne denebilir ki. Bakıp geçme çağı. Lâkin çizdiği karikatürler bakılıp geçilecek türden olmayıp, şapkamızı önümüze koyup düşünmemizi gerektirecek türden. Amaç da bu değil mi zaten.

Kitabın girişinde saygılarını sunduğu üstad Turhan Selçuk çizimi dahil toplam 100 çizimden ve 8 konu başlığından müteşekkil bir kitap Çizmeye Değer.

💜

Konu başlıkları ise şöyle:

🔬Bilim
🌳İklim Krizi
💉Salgın
✏Eğitim
👫İnsan ve Yaşam
🔗İnsan Hakları
🔫Savaş
💙Sevgi

Konu: İklim Krizi ( s.23)

Kendisini lnstagram’dan takip ediyor ve çizimlerini çok seviyorum. Şu hayatta beceremediğim şeylerden biridir çizim yapmak. O yüzden böylesi sanatçılara hem saygı duyuyorum hem de gıpta ediyorum.

Konu: Salgın ( s.31)

Sanatçının eserlerini beğenenler ve takdir edenler o kadar çok ki, ödüllere sığmayıp taşmış görünüyor!😊 Artsın, eksilmesin inşallah🙏

Örneklerini paylaştığım çizimlerin konuları:

🌳İklim Krizi 💉Salgın ✏Eğitim

Konu: Eğitim ( s.56 )

Dünya küresinde her canlının muhatap olduğu / olacağı konular doğal olarak evrensel mesajlar, tespitler ve uyarılar içeriyor. Kimi yazarak kimi çizerek dile getiriyor bunları. Sanatçımız Hicabi Demirci, bu misyonu güzel çizimleriyle yerine getiren grupta.

Kendisini yürekten tebrik ediyorum. Düşünen zihnine, gören gözlerine, çizen ellerine sağlık.

Sevgimle ve şevkimle ilettim!

Kendinizi, Çizmeye Değer‘den mahrum etmeyin derim!

Siyasi Dinler | Eric Voegelin

Siyasi Dinler | Die Politischen Religionen | The Political Religions | Eric Voegelin ( 1901 – 1985 )

Türkçesi: Sezai Zeybekoğlu

Okunma Zamanı: 08 – 17 Mart 2022

İnceleme – Düşünce | 1. Baskı – Aralık 2021

Küre Yayınları – 82 sf.

Eric Voegelin, Alman İmparatorluğu döneminde doğmuş bir siyaset bilimci ve düşünür. Hatta yazdıkları sebebiyle tartışmalı bir düşünür. Gerçi bir bilim insanının, “acaba tepki alır mıyım?” diye düşünerek bilim yapması da pek mantıklı olmasa gerek. O da öyle yapmış zaten. Bu yüzden de Alman Nasyonal Sosyalizmi döneminde, tutuklanma ihtimali üzerine ABD’ne gitmiş ve çok sonra ülkesine dönmüş.

Benim bu kitabı alıp okuma sebebim ise, ülkemiz özelinde, din ve siyasetin uzun yıllardır ve ders alınmadan iç içe geçmiş olması. Siyasal Bilgiler öğrencisi değilim ancak ucundan kıyısından, tamamen genel bilgi edinme amacıyla, bir şekilde ilgi alanım içinde. Dolayısıyla adı “Siyasi Dinler” olunca kayıtsız kalamadım.

Kolay bir okuma olmayacağının bilincindeydim, ancak tam bir akademik fikir kasırgası ile muhatap olacağımı ummuyordum. Yine de şikayetim yok. Eric Voegelin’in hem yayıncısı hem de Münih Üniveristesi’nde Eric Voegelin Arşivi’nin müdürü olan Peter J. Opitz’ in kaleme aldığı on dört sayfalık Son Söz‘den anladığım kadarıyla; Siyasi Dinler adlı makale, son derece detaylı ve yoğun içeriği sebebiyle, sonradan yazdığı kitaplar için, tabiri caizse, akademik kuluçka görevi görmüş.

Eric Voegelin, bu makaleden sebep, tutuklanma ihtimali nedeniyle yurtdışına gitmiş. Yine bu makaleden sebep, ünlü Alman yazar Thomas Mann kendisini, Alman Nasyonel Sosyalistlere karşı “aşırı objektif” olmakla eleştirmiş ancak makalenin içeriğinin de hakkını teslim etmiş.

Şimdi geleyim makalenin içeriğine…

Öncelikle daha en başında Dante’nin İlahi Komedya‘sından

Buradan gidilir acılar kentine” dizesi var. Devamı, “buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya, / buradan gidilir yitmiş insanlar arasına.
Makalenin başlığı da düşünüldüğünde, epey acıya sebep olmuş süreçlere atıftır.

Dinden bahseden, kilise kurumunu düşünür; siyasetten bahseden ise devleti düşünür. Bu kurumlar, açık ve sabit birimler olarak birbirinin karşısındadır ve bu bedenleri dolduran ruh, aynı türden değildir.” ( s.13 ) diyor Eric Voegelin.

Buradan yola çıkarak, önce Devlet – Din bağlamında problemi analiz etmiş ilk bölümde. Sonraki beş bölüm ise tam bir tarih ve din – devlet ilişkisi yolculuğu. Eski Mısır’ dan başlayarak krallıklara ve Nasyonel Sosyalizme varıncaya kadar; Yunan Felsefesi, Augustinus, Kant, Hobbes’un Leviathan‘ı – dördüncü bölümün tamamı ona ait – , Dante’nin İlahi Komedya‘sı ve Monarşi eseri, Hristiyan teolojisi ve daha nicesi. Oldukça yoğun olduğunu daha önce belirtmiştim.

Sevgili Okurlar; aklınıza şu soru gelebilir. “Ey, bir garip okur Çiğdem, hâkim olmadığın konular içeren bu makaleyi niçin okudun?”


Cevabım: Hakim olmadığım alanlar içerse de ve okurken zorlansam da, ilgi alanıma giren konularda okuma yapmaktan çekinmem. Mevcut bilgi birikimimle kavrayabileceğim kadarını alırım, heybeme öğrendiğim yeni şeyleri katar yoluma devam ederim. Nitekim bu iyi niyetimin karşılığı olarak evren beni hep ödüllendirmiştir. Bu kitaptaki ödülüm ise elimin gitmediği, rafta yıllardır bekleyip duran Hobbes’un Leviathan’ı ile ilgili özel bölüm oldu. Az şey mi!

Ezcümle, eski çağlardan günümüze, ilahi alan ile dünyevi alan kimi zaman bir olmuş kimi zaman siyasi ideoloji din vasfına bürünmüş ve her şekilde de acılara sebep olmuş ve 21. yüzyılı idrak ettiğimiz bu yıllarda da farklı şeyleri tecrübe ettiğimiz söylenemez. Ne acı! İşte tam da bu sebeple, Siyasi Dinler‘i okuduğunuzda pek çok şey yabancı gelmeyecektir diye düşünüyorum naçizane.

Eric Voegelin diyor ki:

Siyasi alan varlık hiyerarşisinde ilahi düzene tabi bir seviyede olsun veya kendisi ilahileşmiş olsun, siyasi cemaat, daima insanın Dünya ve Tanrı tecrübesi bağlamına tasnif edilmiştir. Siyasetin dili de daima dindarlığın coşkusuyla doludur ve böylece dünyevi içerikli tecrübenin aşkın ilahi tecrübeyle iç içe geçmesi şeklindeki özlü manada sembolizm haline gelir.” ( s.59)

Siyasi Dinler, bugüne değin Türkçeye çevrilmemiş, aslında Voegelin’in hiçbir eseri dilimize çevrilmemiş. Dolayısıyla, bu derece detaylı bir makaleyi dilimize kazandıran Sezai Zeybekoğlu’na ve Küre Yayınları’na emekleri için teşekkür ederim.

İlgi alanına giren okurlara, sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Şeytani bir güce karşı sadece ahlâkilik ve insanilikle mücadele edilemez.” ( s.10)

AYDEMİR | MÜFİDE FERİT TEK

AYDEMİR | Müfide Ferit Tek ( 1892 – 1971 )

Okunma Zamanı: 13 – 15 Mart 2022

Tezli Roman | 1. Basım – 2002 |

Kaknüs Yayınları | 168 sf.

AYDEMİR, Müfide Ferit Tek kaleminden okuduğum ikinci kitap olup, kendisinin ilk kitabıdır. Her ikisinin de “tezli roman” olarak adlandırıldığını, yayına hazırlayan Recep Duymaz’ın yazdığı ön metinden öğrendim.

“Tezli roman” denmesinin sebebi ise, özellikle belli bir konuya odaklanması. 2018’in Haziran ayında okumuş olduğum PERVANELER‘ in konusu eğitimdeki misyonerlik faaliyetleri idi.
AYDEMİR‘de (1918) ise milliyetçilik konusu vurgulanmış.

Burada milliyetçilik, Türkistan’da Rusya’nın nüfuzu altında yaşayan Türkler arasında milliyet duygusunun uyandırılması ve Türklerin birleştirilmesi şeklinde işlenmiştir.” (s.8) deniyor yayıncının notunda.


Tek’in bu kitabı, Halide Edip’in Yeni Turan (1912) kitabından sonra, bu konuda yazılmış en önemli eser olduğu belirtilmiş. Tüm bu vurguların temeli ise, Türk edebiyatı tarihinde, 1911 – 1923 döneminin Milli Edebiyat dönemine denk gelmiş olması. İşin tarih faslına girme hadsizliğini yapmayayım, zira mevzu derin bilgim muğlâk sevgili okurlar.

AYDEMİR romanı milli duygu vurgusunu bir aşk ile aktarıyor. Hazin Hanım ile Demir Bey’in hissedip birbirlerine itiraf edemedikleri bir derin aşk. Yollar ayrılıyor çünkü Demir Bey’in neredeyse ilahî vasfa bürünen, Rusya’daki Türkleri bir ideal altında toplama arzusu baskın çıkıyor diyeceğim amma, sanki biraz da Hazin Hanım’a duyduğu bu aşktan korkuyor ve kaçıyor.

Han Demir, oluyor Aydemir ve gittiği yerlerde kendini iyiliği ile sevdirerek müritler bulup, halkın sevgisini kazanıyor. Bundan sonrası okuyacak olanlara kalsın derim. Ah Min’el Aşk!

Sevgili Okurlar,

Romanın kimi yerlerinde, dönemin atmosferinden sebep, çok abartılmış yerler vardı. Aşırı esrik ve coşkun geldi bana. Kurguda Buda’ya, Platon’a, İsa’ya ve daha başkaca isimlere atıflar var. Bunlara ait bilgiler kitabın AÇIKLAMALAR bölümünde verilmiş. Lâkin en geniş açıklama, konunun özelliğine binaen, TEMSİL başlığı altında Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları kitabından yapılan alıntı.

Kitabın çerçevesini çizersem:

● Yayına hazırlayanın yazdığı Aydemir Üzerine başlıklı metni
● Roman
● Açıklamalar
● Aydemir üzerine kaleme alınmış değerlendirme yazıları

Bu yazılar şu kişilere ait:
• Reşit Süreyya
• Köprülüzade Mehmet Fuat
• Ömer Seyfettin
• Şevket Süreyya Aydemir ( soyada dikkat )
• Dr. Emel Esin ( Müfide Ferit Tek’in kızı)
• Ramazan Kaplan

Bu değerlendirme yazılarında eleştiri de var övgü ve takdir de var. Kimi açıktan eleştirmiş kimi süslü lâflar arasına gizlemiş. Lâkin en beğendiğim cümlelerden biri:

İnkılabın nuru bir cemiyete daima kadınların vasıtasıyla akseder.” diyen Ömer Seyfettin’e ait!

Böyle ağır bir konuyu, üstelik ilk kitabında aktarmış olmasının hakkını teslim etmişler neyse ki.

Bilgi birikimimin az olduğu bir konuda fazla söz söylemek haddim değil. İlgiyle ve merakla okuduğumu, sonunu merak ettiğimi belirtmek isterim. Her insan evladının bir hayat görüşü elbette vardır. Şiddete başvurmadığı ve hakaret etmediği sürece fikirlere saygı gerek. Romanın amacından sebep kimi yerler çok didaktik gelse de, kendini okutan bir roman AYDEMİR. Hatta bazı tasvirler var ki çok beğendim, çünkü hem şiir gibi hem de cümlelerle resim yapmış sanki.

Benim açımdan farklı ve öğretici bir okuma oldu.
Müfide Ferit Tek ismine ilk kez, Sadık Usta’nın Fıçılarda Yaşamak kitabında rastladım – doğru hatırlıyorsam. Sonrası Aydemir ve Pervaneler‘i alıp okumak olarak devam etti.

İlgi duyan ve farklı bir okuma yapmak isteyenlere sevgimle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:

💭”Musikisi ağlamaya, sevinç sayhaları feryada benzeyen bir memlekette, neşe yaşamıyor demektir. O halde bu riyakâr sevinçler neden?” (s.36)

“… bilir misin ki asıl hain olmak için cesaret lâzımdır. Düşün, hıyanete götüren yolda ne kadar engelleri yenmek lâzım? Vicdan, haysiyet, şeref, namus, aile muhabbeti, dost emniyeti… Görüyor musun? Ne kadar ezilecek şeyler!” ( s.94)