Gerçeği Söylemek | Orhan Tüleylioğlu

Gerçeği Söylemek | Telling the Truth | Orhan Tüleylioğlu ( d.1965 )
Okunma Zamanı: 03 – 16 Mart 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Nazım Hikmet’in, Abidin Dino’ya:

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

söyleyişini çoğumuz okumuşuz ya da duymuşuzdur.

Geçenlerde bir röportajını okuduğum Mario Levi ise

Mutluluğun romanı yazılmaz.” demiş.

Orhan Tüleylioğlu, Gerçeği Söylemek kitabına yine ve yeniden çok güzel, 29 başlık altında topladığı, farklı alanlardan, ülkemizden ve dünyadan öyle isimleri konu etmiş ki, mutluluk ne ki, “acıyı bal eyledim” sözünü şaha kaldırmış.

Daha önce üç kitabını okuduğum kıymetli kalemin, bu kitabında da beni yanıltmayacağını biliyordum. Öyle de oldu. Çok beğendim.
Her başlığı not ederek okudum… Fakat yazarımız bir güzellik yapmış biz okurlara, kitabın sonuna bir kaynakça eklemiş. Teşekkürler!
Sevgili Okurlar; okuyacağınız sayfa sayısı 125…

Hızlı okursanız bir günde bitirirsiniz eminim ama öyle yapmayın derim. Bitmesin diye azar azar okuyarak ancak iki haftaya yayabildim. Her güzel şeyin bir sonu var nihayetinde.

Antonio Gramsci’den Salah Birsel’e; Furuğ Ferruhzad’dan Oğuz Atay’a; Murakami’ den Nazım Hikmet’e; Deniz Gezmiş’den Che ve Castro’ya; Sartre’dan Server Tanilli’ye ve nicesine… Haydi gelin, bu yolculuğa çıkın derim.

Emeğinize yürekten teşekkür ederim Sevgili Orhan Tüleylioğlu.

Bu kitabı da hediye edebileceğim kitaplar listeme ekliyorum…
Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Gerçeği söylemek devrimciliktir.” ( s.14 ) Antonio Gramsci

Gerçek bir okur, kitapların kendi başlarına birer dünya olduğunu anlar; dünya kitaplarla, önceden gezip gördüğümüzden daha zengin ve daha ilginçtir.

(s.70 ) Paul Auster

Gerçekçilik, içinde yaşadığı topluma yer yer ayna tutmaktan ibaret değil ki… Asıl gerçekçilik, asıl yurtseverlik, içinde yaşadığı toplumun bozuk düzenini görmek, sonra da bozuklukları ortadan kaldırmaya çalışmak…” ( s.90 ) Orhan Kemal

Firavunlar yıllar önce tabletleri kırdı… Hitler kütüphaneleri yaktı… Ancak kimse aydınlarını, yazarlarını bir otele kapatıp, onları canlı canlı yakmadı…

( s.123 ) Rıfat Ilgaz

Empedokles’in Dostları | Amin Maalouf

Empedokles’in Dostları | Nos freres inattendus |

Our Unexpected Brothers | Amin Maalouf ( d.1949)

Çeviri: Ali Berktay

Okunma Zamanı: 10 – 13 Mart 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Amin Maalouf, kitabın hemen girişinde Novalis’ten şu cümleyi alıntılamış:

Romanlar, Tarih’in kusurlarından doğar.

Empedokles’in Dostları romanı, bana göre, Uygarlıkların Batışı isimli deneme kitabının kurgusal olarak devamı gibi. Zira Maalouf deneme kitabında, hüzünlü bir umut içinde, batmakta olan “İnsanlık Gemisi”ne yeni bir “kaptan” gerektiğinden bahsetmişti.

Bu kurguda, aranan “kaptan” ya da “irade gücü” olarak karşımıza; referans ismi Antik Yunan’a dayanan; “siz kimsiniz?” sorusuna, “Empedokles’in Dostlarıyız” cevabını veren; bu kitabın Fransızca ismine göre “Beklenmedik Kardeşlerimiz” sahneye çıkıyor.

“(…) Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.” (s.169)

Neden gittiler? “Avam bilgeliğin sık sık soylu giysilere büründürdüğü kıskançlığa hiç değer vermem.

diyen, bütün kurguyu, 09 Kasım – 09 Aralık arası tuttuğu günlükler aracılığı ile okuduğumuz Alexander’ın cümlesi açıklıyor sanırım. Zira mevcut düzenin hâkimleri, kendilerinden üstün donanıma sahip bu “dostları”, düşman bellediler. Oysa niyetleri barışçıldı.

Amin Maalouf, Yapı Kredi Yayınları’ndaki bir söyleşisinde, “Bilim ve teknoloji bize amaç vermez, araç verir.” dedi.
İşte bu romanda, bu araçların neye hizmet ettiğini de okuyabilirsiniz. Zira asıl olanın ya da merkezde olanın “insan” olması gerektiği de vurgulanmış. Çünkü Empedokles’in Dostları insanı merkeze alan bir uygarlık olarak karşımıza çıkıyor.


İşte bu romanda, bu araçların neye hizmet ettiğini de okuyabilirsiniz. Zira asıl olanın ya da merkezde olanın “insan” olması gerektiği de vurgulanmış. Çünkü Empedokles’in Dostları insanı merkeze alan bir uygarlık olarak karşımıza çıkıyor.

Sevgili Okurlar; kitabın kimi karakterlerinin adlarının geçmişe yönelik referansları var. Bunları fazla araştırmadım ancak kitabı birlikte okuduğum arkadaşım Sevgili Aynur Ağçiçek, benim eksiğimi tamamladı. İçten teşekkür ediyorum. Bunca detaya girmeden okunmaz mı bu kitap? Elbette ki okunur, zaten kimi yerlerde daha önce yaptığınız okumalar, ister istemez zihninizi harekete geçiriyor inanın. Ben o detaylara girmeyeceğim.

Romanın ABD başkanı karakteri,

“… beklenmedik kardeşlerimizle bu buluşma hepimiz için rotamızı gözden geçirmek, yoldan nerede saptığımızı anlamak ve dümeni yeniden doğru yöne kırmak için bir fırsat oluşturmalıdır.” (s.207) diyor.

Maalouf yine umudumuzu kaybetmememiz gerektiğini vurguluyor hem bu cümle ile hem de romanın sonunda bu umudu ete kemiğe büründüren bir simge ile. Onu söylemeyeyim artık. Bence – lütfen – bu kitabı okuyunuz… Öncesinde Uygarlıkların Batışı’nı okumak şart mı? Bir altyapı oluşması için okumanız, romanı daha iyi algılamanıza yardımcı olabilir. Tercih elbette sizindir.

Bence – lütfen – bu kitabı okuyunuz… Öncesinde Uygarlıkların Batışı’nı okumak şart mı? Bir altyapı oluşması için okumanız, romanı daha iyi algılamanıza yardımcı olabilir. Tercih elbette sizindir.

Bu arada, bu güzel çeviri emeği için Ali Berktay’a; kitabın Türkçe çevirisine seçtikleri çok yerinde isim için Yapı Kredi Yayınları’na özellikle teşekkür ediyorum. Çünkü Empedokles’in Dostları ismi, Fransızca isimi “Beklenmedik Kardeşlerimiz” den daha merak uyandırıcı ve okuru tetikleyici bir isim olmuş.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntılar:

…hem gelecek hem de geçmiş ölümü taşıyor, yaşamı taşıyan ise sadece şimdiki zaman, …” (s.108 )

İnsanların körleşme arzusu hep hafife alınır. Var olduğunu bilmek istemiyorlarsa, ömürleri boyunca yanından geçip seni asla görmeyebilirler.” (s.121 )

Tarih içinde halklar sık sık uygarlıklarının zamanaşımına uğradığı duygusuna kapılmışlardır. Geleneksel bir toplum ne zaman daha güçlü, daha ileri bir toplumla temas içine girse, insanlığın bir kısmı bir tür kıyametle tanışmıştır.” (s.157 )

Uygarlıkların Batışı | Amin Maalouf

Uygarlıkların Batışı | La Naufrage des Civilisations | Adrift: How Our World Lost Its Way | Amin Maalouf ( d. 1949 )

Çeviri: Ali Berktay

Okunma Zamanı: 01 – 05 Mart 2021

Selamlar Sevgili Kitap Dostları,

Doğu Akdeniz’in ışıkları söndü. Sonra karanlık gezegene yayıldı. Bence bu bir rastlantı değil.” (s.12) demiş Amin Maalouf kitabın başlarında, bitirirken de, “Karanlık, yeryüzüne benim doğduğum topraklardan başlayarak yayılmaya koyuldu.” demiş (s.196).

Mısır’lı bir anne ile Lübnan’lı bir babanın evlâdı olarak dünyaya gözlerini açıp, o coğrafyanın havasını soluyup, suyunu içince ve hemhâl olunca, tıpkı pergelin bir ucu misali, ayağınızı bastığınız yerin köklerinizin olduğu coğrafya olması oldukça anlaşılır bir durum.

Bu kitap ne anlatıyor derseniz; yukarıda alıntıladığım iki cümlenin arasında, Önsöz ve Sonsöz dahil toplam altı bölümde “İnsanlık Gemisi” nin seyr-ü seferini anlatıyor derim.

Evet, yazar bu kitapta denizcilik terimlerini kullanmış bu yüzden. Zira, medeniyetimizin encamı için ise iyi bir “kaptan” a ihtiyacımız olduğunu da vurguluyor. Bunu yaparken, bahsi geçen tarihsel olaylara tanıklık etmiş olmanın güveni ile samimi bir dil kullanarak, kimseyi itham etmeden, olayları ve de olguları doğru yere koyarak analiz edip, kendi fikrini söylüyor. Sonuçta, bir yakın tarih ve gelecek öngörüsü okuyorsunuz sıkılmadan ancak çokça düşünerek. Zira hepimizin ortak kaygılarını kaleme almış yazar ve uyarmış: “Tarihte ilk kez insan türünü başındaki her türlü felaketten kurtarıp bir özgürlük, kusursuz ilerleme, gezegen dayanışması ve paylaşılan refah çağına dinginlik içinde götürmenin araçlarına sahibiz; ama son sürat zıt istikamette ilerliyoruz.” (s.13) demiş, daha ne desin.

Tarihte ilk kez insan türünü başındaki her türlü felaketten kurtarıp bir özgürlük, kusursuz ilerleme, gezegen dayanışması ve paylaşılan refah çağına dinginlik içinde götürmenin araçlarına sahibiz; ama son sürat zıt istikamette ilerliyoruz.” (s.13) demiş, daha ne desin.

Amin Maalouf severek okuduğum, bilmediklerimi öğrendiğim ve bu yüzden de ufkumu açan bir yazar. Dolayısıyla tarafsız olamıyorum, doğruya doğru. İfadelerindeki içtenliğe bayılıyorum. Söyleyeceğini – sanki özür diler gibi – zarafetle söylüyor. Bu üslubu dilimize başarıyla aktaran, kitabın çevirmeni Ali Berktay’ın hakkını teslim etmek gerek.

Kitabın tınısında hüzün var gerçekten. Nasıl olmasın ki? Kaç medeniyete ev sahipliği yaptı bu yaşlı ve yorgun dünya. Nerelere savruldu. Bunun kaygısı var metinde.Yetmiş iki yaşındaki yazar, kimi cümlelerinde “ömrümün gün batımında” , “ömrümün akşamında” gibi ifadeler kullanmış; okurken çok etkiledi beni. Hâlâ fırsatımız var diyor. Ancak “kutsal ego”lar izin verecek mi hep birlikte, ömrümüz varsa, yaşayıp göreceğiz.

Yetmiş iki yaşındaki yazar, kimi cümlelerinde “ömrümün gün batımında” , “ömrümün akşamında” gibi ifadeler kullanmış; okurken çok etkiledi beni. Hâlâ fırsatımız var diyor. Ancak “kutsal ego”lar izin verecek mi hep birlikte, ömrümüz varsa, yaşayıp göreceğiz.

Ezcümle; şark cephesinde de, garp cephesinde de yeni bir şey yok ama devrin şartları başka. Ancak ümidimizi de olabildiği ölçüde canlı tutmakta fayda var.

Hani bir anlatı vardır; baba çocuğunu epey bir meşgul etsin diye üstünde dünya haritası olan bir yap-boz verir. Çocuk çok kısa sürede bitirip babasına gösterince, baba şaşırır. “Ne çabuk bitirdin?” diye sorar. Çocuk şu cevabı verir: “Arkasında insan resmi vardı. Onu düzeltince, dünya da düzeldi.”

Dilerim geleceğimiz hayrolsun…

Sevgili Okurlar; Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya – Uygarlıklarımız Tükendiğinde ve Uygarlıkların Batışı bir dizi kitap gibi. Ayrı ayrı da okunabilir. Notlarıma baktığımda, ilk iki kitabı 2009 yılında okuduğumu gördüm. Tercih sizindir ancak son kitabı lütfen atlamayın ve okuyunuz diyorum. Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Kitabı birlikte okuduğum Aynur Onat Ağçiçek’e hem fikirleri hem de yorumları için teşekkür ederim.
Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Sağlık, huzur, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun….

Ne Okudum | Şubat – 2021

Ne Okudum | Şubat – 2021

1- Büyüklerle Yeniden Nasrettin Hoca | Nazmi Ağıl | Fıkra | Vakıfbank Kültür Yayınları

2- Açılırken Tek Kilitli | Hasan Okan İşcan | Öykü – Şiir | Favori Yayınları

3- Seçme Dünya Masalları | Derleyen: Nuray Önoğlu | Masal | Aylak Kitap

4- Dar Yol | Peride Celâl | Roman | H2O Yayınları

5- Harry Potter ve Ölüm Yadigârları | J.K. Rowling | 7.kitap | Fantastik Roman | Yapı Kredi Yayınları

6- Harry Potter ve Lanetli Çocuk | J.K. Rowling – John Tiffany – Jack Thorne | 8.hikâye – Oyun | Yapı Kredi Yayınları

7- Kış Ortasında | Isabel Allende | Roman | Can Yayınları

8- Kış | Ali Smith | Roman | Kafka Kitap

Kış Ortasında | Isabel Allende

Kış Ortasında | Más allá del invierno | In the Midst of Winter | Isabel Allende ( d.1942 )

Çeviri: İnci Kut

Okunma Zamanı: 23 – 27 Şubat 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

KIŞ ORTASINDA, Şilili yazar Isabel Allende ile tanışma kitabımdır. En sonda söyleyeceğimi hemen söyleyeyim; ba- yıl – dım!
Aldı götürdü beni! Tam aradığım bir tempo idi.
Hani “bi’ oturuşta” ya da “elime yapıştı” gibi tanımlamalar yaparlar ya öyle akıcı bir tempoya sahip. Tabii bendeniz ünlü “slow …” sıfatlı tanımla “yavaş okur” olduğumdan mütevellit, beş günde okudum o ayrı bir konu; siz bana bakamayın!

Niye bu kitap? Tamamen bir denk geliş, bir enerji buluşması. Okumak istediğim bir yazardı, çok bilinen bir kitabı olmasın istiyordum ve bir de “Kış” temalı olunca cevabımı almış oldum. Kimden geldi o cevap? 18 Şubat 2021 tarihli Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki Sadık Aslankara’nın yazısından efendim.

Şimdii, geleyim kitaba… Yazar bu kitabı 2019 yılında evlendiği üçüncü eşi Roger Cukras’a ithaf etmiş. Vee bakın “Teşekkür” metninde ne demiş: “Roger Cukras, Lucia ile Richard’ın olgun çiftlere özgü aşkı konusunda bana esin kaynağı oldu.

Adları anılan Lucia (62) ile Richard (60) , kitabın üç ana karakterinden ikisi. Gerçekten çok tatlılar, gerçi Richard başta biraz nemruttu! Tamamen savunma mekanizması ve kendine verdiği bir ceza bu şekilde davranması.

Üçüncü karakter ise ülkede kaçak çalışan Evelyn. Bir kış günü, Richard, bu kızın kullandığı arabaya çarpınca hayatları kesişiyor…

Richard Bowmaster’a, Albert Camus’nün,

Kış ortasında sonunda anladım ki içimde yenilmez bir yaz varmış.

cümlesini söyleten bu olgun aşkı sevdim ammaaa sanmayın sadece aşk var… Bu üç karakterin hayatlarının geçmişine giderek, her birinin çocukluklarından günümüze gelesiye kadar yaşadıklarını ( üçünde de ciddi travmalar var, maruz kaldıkları toplumsal olaylar ve kişisel tercihler sebebiyle) dönüşümlü bölümler halinde ve polisiye tadında okuyoruz.

Lucía Maraz ( Şili ), Richard Bowmaster ( Brezilya) ve Evelyn Ortega ( Guatemala ); günümüz ise Brooklyn.

Hayatımızı kontrol ettiğimizi sanıyoruz ama edemediğimizi hayat yüzümüze bir şekilde çarpıyor işte.

Hediye edebileceğim kitaplar listeme girdi Kış Ortasında!

Detayları okuyacak olanlara bırakıyor, sevgimle ve şevkimle iletiyorum. Son sözüm kadın karakter Lucia Maraz ‘ın sözü olsun:

Onca felaketin tek çaresi sevgidir. Evreni dengede tutan şey yerçekiminin gücü değil, sevginin iyileştirici gücüdür.” ( s.318 )

Akıcı çeviri emeği için İnci Kut’a teşekkür eder, Can Yayınları ‘na ise kitabın tekrar gözden geçirilmesini öneririm. Kimi yerlerde yarım ve eksik kalmış harfler mevcuttu.

Sağlık, sevgi, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntılar:

İhtiyacı olan insana ne kim olduğu sorulur ne de nereden geldiği. Felâket zamanlarında hepimiz eşitiz.” ( s.89 )

…hayatı birbirinden ayrı anların art arda yaşanmasından oluşmuyordu, birbirine dolanmış olayların oluşturduğu bir hikâyeydi, günbegün dokuduğu, her an değişen, karmakarışık, kusurlarla dolu bir halıydı sanki; şimdiki zamanı tertemiz bir perde değildi, hayallerle, rüyalarla, anılarla, utançlarla, suçluluk duygusuyla, yalnızlıkla, acıyla dopdoluyd.” ( s.317 )

Ölüm tıpkı doğum gibi aşılması gereken bir eşikti.” ( s.331 )

Seçme Dünya Masalları | Derleyen: Nuray Önoğlu

Seçme Dünya Masalları | Derleyen: Nuray Önoğlu
Okunma Zamanı: 19 – 22 Şubat 2021
Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Bir süredir masal okumaya başladım. İyi ki başladım. Hem kendi kültürümüzden hem başka kültürlerden masallar okuyunca, kimi masalların birbirine yakın ya da benzer olduğunu da farkediyorsunuz.

Kimin yazısıydı tam hatırlayamadım – Doğan Kuban’ın olabilir – orada “saf uygarlık yoktur” anlamında bir cümle okumuştum. Bence masallar bu tespiti doğruluyor.

Kıymetli Nuray Önoğlu’nu ilk olarak Yerdeniz Kitapçısı olarak keşfettim. Sonra çevirmenlik şapkasının da olduğunu öğrendim. Bu kitaba yazdığı Önsöz’de, yaptığı araştırmalar vesilesi ile epey geniş bir masal kütüphanesi oluştuğunu belirtiyor. İyi ki yapmış!

Kitabın arka kapağında:

Modern bilimsel araştırmalar bir film, tiyatro oyunu, masal anlatımı yahut sohbet esnasında iyi bir hikâye dinleyen insanın, dopamin, endorfinler gibi kimyasallar salgıladığını; bu kimyasalların da insanlar arasında bağlar kurmayı, empati yeteneğini ve başkalarına yönelik ihtimamı artırıcı etki yaptığını gösteriyor. Bu güzel masalların okuyanlarda bu etkileri uyandırması en büyük dileğimiz.

denilmiş.

Katılmamak elde değil! Gerçekten de okurken bunları tekrar tekrar tecrübe ediyorsunuz. Kaç yaşında olduğunuzun hiç önemi yok inanın. Ben masal okurken çok mutlu oluyorum, kimi zaman ise kendimi söylenirken yakalıyorum, merak duygunuzu gıdıkladığını da bir kenara yazalım.

Nuray Hanım’ın derleyip bu kitaba koyduğu 16 masalın kaynağı farklı kültürlere ait adından da anlaşılacağı üzere; örneğin Aborijin, Vietnam, Boşnak, Kelt, Ermeni, Ortadoğu, Fransız vb.

Sevgili Okurlar; masalları sevdim sevmesine ama kimi masalların sonlarında yer alan tekerlemeleri de sevdim.

Hangi ülkenin masalının sonu olduğunu yazmayacağım, okuyacak olanlar keşfetsin, sonu şöyle meselâ:

Sineğe vurdum palanı, dinlettim mi size bu koca yalanı? O yalan, bu yalan, fili yuttu bir yılan, bu da mı yalan? Gerçeğe çevirelim bu düzdüğümüz yalanı, hikâyedir bunun adı, söylemekle çıkar tadı.” ( s.54 )

Sevgili Nuray Önoğlu’nun emeğine ve Aylak Kitap’a içten teşekkür ediyorum.

Bendeniz masal okumalarıma devam edeceğim. Farklı bir okuma yapmak isteyenlere içtenlikle öneririm. Sevgimle iletiyor, keyfiyeti siz okurlara bırakıyorum efendim.

KIŞ | ALI SMITH

KIŞ / WINTER / ALI SMITH ( d.1962 )
Çeviri: Seda Çıngay Mellor / Kafka Kitap
Okunma Zamanı: 16 – 19 Şubat 2021
Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,
Ali Smith, “Hikâyelerle kitapların yapabildiği şeylerden biri de budur, aynı anda birden fazla zamanın olmasını mümkün kılarlar.” ( s.180 )

cümlesini yazar da, kitabında dediğini yapmaz mı? Yapar elbet… Bu kitapta ( Kış ) kimi kez kafam karıştı; rüya mı , gerçek mi, zaman sıçraması mı yaptı diyerek. Yine de sevdim.

Kış, mevsim dörtlemesinin ikinci kitabı olduğu gibi, benim de ikinci Ali Smith okumam. Kendisiyle yıldızımın tuttuğunu söyleyebilirim.

Mevsim demek zaman demek, en azından zamanı isimlendirdiğimiz ölçü ya da sözcüklerden biri. Sonbahar gibi Kış da – tıpkı mevsime ait üç ay gibi – üç bölümden oluşmuş.

Sonbahar ile ortak konular – mülteciler, politika, hakikat, göçmen olmak, Brexit oylaması, sistem eleştirisi gibi – olsa da asıl vurgulanan “zaman” kavramı idi. Bu yüzden hem güncelde hem geçmişte hem de gelecekte buluveriyorsunuz kendinizi.

Peki bu kimler aracılığı ile oluyor? Dört ana karakter; Sophia – Iris – Art – Lux…
Sophia ile Iris kızkardeşler; Iris yetmişlerinde bir aktivist ve altmışlarındaki Sophia’nın ablası. Art ( Arthur ) Sophia’nın oğlu. Lux, Art’ın sahte kızarkadaşı. Bu dörtlü, büyük bir evde Noel’i birlikte geçirmektedirler. İşte kurgunun tadına doyulmaz muhabbeti ve zaman aşırtan olayları bu şekilde akar. Edebiyat olmazsa olmaz o muhabbette! Ve tabii sanat da. Charles Dickens ‘dan girin, Charlie Chaplin’den çıkın; ya da John Keats’den girin, Shakespeare’in Cymbeline’ninden çıkın.

Sevgili Okurlar; etkileneceğinizi düşünüyorum. Aslında vurgulanacak çok konu var ancak onları kitabı okuyacak olanlara bırakayım.

Fakat bir durumu belirtmek isterim; Kış, her ne kadar bir dörtlemenin parçası olsa da bağımsız olarak da okunabilir. Sonbahar kitabı ile karakter ortaklığı yok fakat konu ortaklığı var. Onları yukarıda belirttim.
Akıcı bir Türkçe ve çeviri emeği için Seda Çıngay Mellor’a; kitabın her aşamadaki emeği için Kafka Kitap’a teşekkür ederim.

Keyifle ve takdirle okudum, sevgimle iletiyorum.

Geçmişiyle, şimdisiyle ve geleceğiyle hayat denen şey her ne neyse,(…)” kimbilir belki siz de görüşlerinize dair ortaklık bulursunuz Kış‘da. Zira Ali Smith, kelimelerle de pek güzel oynamış.

Elçiye zeval olmazmış efendim…
Alıntılar:
İster kâğıt üstünde mürekkep olsun ister dijital baskı, yazılı her harf kendi izini bırakır, hepsi bir tür patika, bir tür vahşi hayvan izidir.” ( s. 49)

Size göre yaşamın gizemlerinin cevabı nedir? diyor Sophia.

Adam, (…) cevap bir soru, diyor. Soru da. Kimin masallarını yutmayı tercih ediyoruz?” ( s.111 )

DAR YOL| PERİDE CELÂL

DAR YOL | PERİDE CELAL ( 1916 – 2013 )

Okunma Zamanı: 08 – 14 Şubat 2021

Selamlar Değerli Kitap Dostları,

Peride Celâl merak ettiğim ancak nedense pek az okunan bir kadın yazarımız. Okumak, üslubunu tanımak istedim. Bu motivasyon ile başladım eserlerini okumaya. Öyküleriyle adım attım bu yolculuğa ve her birini çok sevdim, romanlarıyla devam ediyorum.

Okuduğum öykü kitapları sırasıyla şu şekilde oldu:

Bir Hanımefendinin Ölümü (2019)

Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı ( 2020 )

Mektup (2021)

H2O Yayınları, yazarın kitaplarını yeniden basıyor. Yeni bitirdiğim DAR YOL romanı dâhil bu öykü kitapları o yayınevine ait. Kitaplığımda olmayan eserlerdi, bu vesile ile tamamlama fırsatı doğdu. Yine de diğer kitaplarını da tamamlamayı istiyorum. Dar Yol’dan sonra okuyacağım romanlar kitaplığımızda bulunan, Can Yayınları’ndan çıkanlar; Üç Yirmi Dört Saat, Kurtlar, Gecenin Ucunda.

Geleyim Dar Yol romanına…

Öykülerinden gelen bir aşinalıkla üslup ve içerik olarak yabancılık çekmedim. Duru ve sakin bir anlatımı var yazarın. Buna rağmen tansiyonu yüksek sahnelerin heyecanını okuruna geçirebiliyor ya en çok buna hayret ediyor ve bayılıyorum. Her kitabı için söylediğimi bu roman için de tekrar etmek isterim; film izler gibi okuyorsunuz kurguyu. Abartısız bir anlatının etkisi altındasınız, akıp gidiyorsunuz.

Karakterleri tek tek yazıp kitabın özetini yapmayacağım elbette ancak şunu söylemek isterim; yazar bir Giriş yazmış ve orada bu romanı nasıl yazdığını ve kadın kahramanın aslında kim olduğunu ve sonra niçin değiştirdiğini açıklamış. İlginç geldi bana. “… gördüklerimizle bilmediklerimiz arasındaki farklılık…” cümlesi ise benim daha en başta, ne okuyacağıma dair rehberim oldu.

… gördüklerimizle bilmediklerimiz arasındaki farklılık…” cümlesi ise benim daha en başta, ne okuyacağıma dair rehberim oldu.

Yazarın biyografisine göre, ilk yazdığı romanlar aşk ve macera romanları imiş. Sonrasında ise toplumcu – gerçekçi tarzı benimsemiş. “En büyük maceralar farkına varmadan başımızdan geçmiş yahut geçmekte olanlardır.” (s.138) cümlesini, romanın ünlü yazar karakteri Sedad Kemal’e bunun için mi söyletti acaba?

Selim İleri, kaleme aldığı sunuş yazısında, yazarın toplumcu – gerçekçi dönemine ait ilk romanın – kendisi açısından – DAR YOL olduğunu belirtiyor. Behçet Necatigil’e göre ise Üç Kadının Romanı adlı eseri imiş.

Sevgili Okurlar,

1940’ların Fenerbahçe’sinde aşı boyalı bir evde, toprak yolda, köşkte kimler yaşıyor, neler oluyor seyreyleyin isterim. Ne diyorsun, kitap bu, okunur, seyreylenir mi derseniz haklısınız elbette. Ancak bu kurgu, yazımın başında da belirttiğim üzere film gibi.

Dar Yol’a yüklenecek tüm anlamlar biz okurlara ait. Geçenlerde izlediğim bir dizide mealen şöyle bir cümle sarfetti anlatıcı:“İnsan; acıları, hüzünleri, sevinçleri, yaşanmışlıkları, yaşayamamışlıkları ve sırlarıyla insan.” diye. Bence bu kitap işte böyle karakterleri olan bir kitap.

“İnsan; acıları, hüzünleri, sevinçleri, yaşanmışlıkları, yaşayamamışlıkları ve sırlarıyla insan.” diye. Bence bu kitap işte böyle karakterleri olan bir kitap.

Belki de biz bu romanı okurken, romanın ele avuca sığmaz, meraklı genç kızı “Cenan’ın Rüyaları’nı okuyoruzdur. Siz de dâhil olun isterim…

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Kitaplarınız, yazılarınız ve sakin bir köşe… Bu karışık dünyada imkânı olanlar için daha güzel, daha mükemmel bir yaşam tasavvur edemiyorum.” ( s.46 )

Hepimiz göründüğümüzden ne kadar başkayız! Vücudun dar iskeleti içinde hapsolmuş, birbirine zıt arzular, hevesler, fenalıklar, istekler, ve isteksizliklerle dolu hayvanların en kötüsü… Gene de bizi hor görmemek, olduğumuz gibi kabul etmek lâzım. Bizim bir ruhumuz var ve belki bütün fenalıklar oradan geliyor. Hem sonra güzel, bomboş bir kalıp neye yarar? Her şey içimizin cehenneminde, bütün fenalıklar fakat bütün güzellikler de orada…” ( s.147)

Büyüklerle Yeniden Nasrettin Hoca | Nazmi Ağıl

Büyüklerle Yeniden Nasrettin Hoca | Nazmi Ağıl ( d. 1964 )

Okunma Zamanı: 10 Şubat 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Çevirmen ve akademisyen Nazmi Ağıl, bir güzellik yapmış 20 adet Nasrettin Hoca hikayesini, “...geçen zamanla zevkler de değişiyor.” diyerek şiir formunda yeniden yazmış hem de ne yazmak; Vedat Milor’lu, 4×4 jipli, trend gastro-mekan’lı, google’lı, internet’li.

Ezcümle, yukarıda örneklerini verdiğim “Hoca’nın zamanına uymayan” örneklerle günümüz gençlerine ve yetişkinlere hitap etmek istemiş. Yani farklı anlatım teknikleri deneyerek, çocukluğumuzda kalan Hoca fıkraları, çocukluğumuzda kalmasın demiş. Bence çok iyi etmiş! Emeğine teşekkür ediyorum.

20 fıkradan önce ise 5 sayfa keyifli bir deneme tadında Önsöz yazmış. Orhan Veli , Aziz Nesin gibi ustaların bu konudaki çalışmalarını da referanslamış.

İngiliz edebiyatından verdiği örnek ise Geoffrey Chaucer’ın Canterbury Hikâyeleri. Bu hikayelerin değişik biçimlerde yeniden yazıldığını hatta en son rap sürümünü dinlediğini belirtiyor! Ne ilginç değil mi? Bilmediğim birşey öğrendim.

Neyse lafı uzatmayayım; yorucu bir okumanın ardından, biraz nefesleneyim derseniz, bu kitabı okuyun derim.

Kimi yerleri belki bir miktar zorlanmışlık hissi verse de tebessümle okudum, sevgimle iletiyorum efendim. Keyfiyet sizlere kalmış.

Alıntı:

yok şöyle, yok böyle,
akl-ı selimiyle, halkın, vicdanının sesiymiş,
Anadolu bilgesiymiş falan bi dolu
yazacaklar ders kitaplarına ilerde,
kimbilir kaç kuşak, kız kızan, oğlan uşak
senin hikâyelerinle büyüyecek,
kalkmış yalan söylüyorsun bir de.” ( s.42 )

Harry Potter ve Lanetli Çocuk

Harry Potter ve Lanetli Çocuk / Harry Potter and the Cursed Child / J.K. Rowling – John Tiffany – Jack Thorne

Çeviri: Sevin Okyay – Kutlukhan Kutlu

Okunma Zamanı: 07 – 08 Şubat 2021

“... beni en çok korkutan şey, senin baban olmak, Albus Severus Potter. Çünkü burada kılavuzsuz çalışıyorum. Çoğu kişinin hiç değilse elinde model olarak bir babası vardır – ya onun gibi olmaya ya da onun gibi olmamaya çalışırlar. Benimse hiçbir şeyin yok – ya da çok az var. Yani öğreniyorum, tamam mı? Ve her şeyimle deneyeceğim – sana iyi babalık etmeyi.” ( s.342 )

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Evet, bir alıntıyla başladım – bence oldukça anlamlı ve yerinde. Kitabın referansı hakkında bir işarettir. Çünkü Harry Potter ve Lanetli Çocuk‘un kahramanları “yeniyetmeler”.

Bu şu demek; dünün yeniyetmeleri anne -baba oldu! Bu kitap onların çocuklarının kitabı.

Harry’nin, küçük oğlu Albus ile epey iletişim sıkıntısı var. Doğal olarak ilişkilerini çatışmacı hale getiriyor.

Bir başka çocuk ise babası gibi yalnız olan Scorpius. Biri kahraman gibi görülen bir adamın oğlu diğeri ise kötülüğe bulaşmış bir adamın oğlu. Bu ikisi arkadaş oldular. Macera olmazsa olmaz ama değil mi? İşin içine bir de Zaman Dönüştürücü alet girerse n’olur? İşler karışır. Bir de bir kız arkadaş girer işin içine. Kimdir? Neyin nesidir? Okuyanlar öğrensin derim ve susarım…

Ayrıca “Sevgi teması” yine vurgulu. Özellikle etkileyici idi. Geçmişin izleri sebebiyle ötekileştirmeyi de eklemeliyim. Bu konuda Harry hem geçmişiyle ilgili bağlantılar kuruyor ve hesaplaşıyor hem de oğluna karşı davranışlarında eşinden yardım alıyor.

Sevgili okurlar, bu oyunun, sekizinci Harry Potter hikayesi olduğu belirtilmiş ve 30 Temmuz 2016’da Londra West End’de sahnelenmiş.

Bağımsız okunabilir mi? Geçmişe dönük referanslar nedeniyle, kimin kim olduğunu anlayabilmek açısından, bence bağımsız okumaya uygun değil. Ancak yine de okunmak istenirse, neden olmasın, merak edip seriye başlamak isteyen olur belki.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Hem güzel hem korkunç bir şeydir gerçek, çok özen ister.” ( s.62 )

Harry, bu karmakarışık, duygusal dünyada mükemmel bir cevap asla yoktur. Mükemmeliyet, insanlığın erişemeyeceği, sihrin erişemeyeceği bir yerdedir. Her pırıl pırıl bir mutluluk anının içinde o zehir damlası vardır: Acının tekrar geleceğini bilmek. Sevdiklerine karşı dürüst ol, acını göster. Istırap çekmek, nefes almak kadar insanidir.” ( s. 288 )