Akdeniz Sürgünü | Hoda Barakat

Akdeniz Sürgünü | Hârisu’l – miyâh | The Tiller of Waters | Hoda Barakat ( d.1952 )

Okunma Zamanı: 02 – 05 Temmuz 2021

Çeviri: Mustafa İsmail Dönmez

2000 Necib Mahfuz Edebiyat Ödülü

Roman / Arap Edebiyatı /
Delidolu Yayınları ( Haziran 2021 ) / 164 sf.

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Sanırım alıp da ertelemeden okuduğum birkaç kitaptan biri oldu Akdeniz Sürgünü. Bunda, kitabın çevirmeninin, yazarın daha önce Türkçeye çevirilmiş bir makalesini twitter ortamında paylaşmasının ve benim onu okuyup beğenmemin etkisi var kuşkusuz.

Hoda Barakat, severek okuduğum Lübnanlı yazar Amin Maalouf’un yurtdaşı ve onun gibi Fransa’da ikâmet ediyor. Fakat Barakat, Maalouf’un aksine Arapça yazmış bu romanı. Akademisyen – çevirmen Mustafa İsmail Dönmez ise başarılı bir şekilde dilimize kazandırmiş. Emeğine peşinen teşekkür ederim.

Sevgili Okurlar,

Keten, Kadife, İpek kelimeleri size ne çağrıştırır?
[ ‘anıştırma’ kelimesini oldum olası sevemedim.]
Açıkçası bendeniz “kumaş” der geçerim. Ama kazın ayağı öyle değil bu kurguda, kendileri birer karakter tıpkı kişiler ve ülkeler gibi bir tarihleri var. Hem de ne tarih. O tarihler birbirinin içine geçmiş ya da bir silsile izlemiş. Kimi zaman gerçek kişiler kimi zaman masal kahramanları cinler periler kimi zaman Gılgamış kimi zaman imparatorluklar kimi zaman filozoflar, tanrılar, tanrıçalar, kutsal kitaplar.

Kabul, kurgu oldukça katmanlı. Anlatıcının zihin akışından okuyoruz tüm romanı. Konuşmalar tırnak işaretli değil. Ve aslında anlatıcının aktardıkları gerçek mi yoksa bir halüsinasyon mu diye ikileme düşürüyor okuyanı. İlk başlarda zihnim alışana kadar zorlardımsa da merak duygum galip geldi.

Çok kültürlü Doğu Akdeniz ülkesi Lübnan’ın savaş zamanları. Kumaş dükkanı olan bir baba, oğluna aktardığı ve oğlunun da okura aktardığı “kumaş bilgeliği” diyeyim ama dahası var.

Sırasıyla Keten, Kadife ve İpek… Bir içerik silsilesi ve vardığı yer, hız çağının eseri ve esiri başka bir kumaş; “Diolen Çağı” diyor yazar. Yani sentetik çağ…
Bundan daha yaratıcı bir malzeme seçilemezdi sanırım. Farklı bir kitap olmuş Akdeniz Sürgünü.

“Sürgün” kelimesi ilk anda “ülkesinden gönderilmek” gibi olumsuz bir anlamı zihnime düşürse de İngilizce çevirisinde ( The Tiller of Waters) gördüğüm kelime ( Tiller) anlamı, “bir bitkinin sürgün vermesi” gibi daha olumlu anlamı içeriyor. Bence ikisi de bu romana dahil. Çünkü ülkesinden giden de var, romandaki Şemse karakteri gibi genç kızlıktan kadınca duygulara evrilen de.

Sevgili okurlar, bu kurguda bir okur olarak yazara rezerv koyduğum yerler oldu. Duygusal tepkimi hoş karşılamayabilirsiniz. Ancak bunu belirtmez isem kendime saygım kalmaz.


Şöyle ki; Fatih Sultan Mehmet’i söz konusu ederken “Konstantiniye’yi fethedince” ( s.91) demiş; Mustafa Kemal’i söz konusu edince “Konstantinopolis’i işgal ettiğinde” ( s.71 ) yazmış. Pekçok tarihi olayla kurgusunu başarıyla dokuyan Hoda Barakat, İstanbul’un İngiliz işgalinde olduğunu bilmiyor olamaz. Bunun haricinde Kürt- Türk bağlantılı bugün de tartışma konusu olmaya devam eden olaylara da değinmiş deyip konuyu kapatayım. Bu rezervimin kitabın genel kurgusunu beğenmediğim anlamına gelmediğini özellikle belirtmek isterim.

Keten, Kadife ve İpek hiyerarşik bir düzen içinde konuk oluyor tarihleri ve kişiler üzerindeki simgeleriyle. Yazarın anlatıcıya söylettiği üzere “hikâye güzelce eğrilip kemale” ermiş Akdeniz Sürgünü‘nde.

İlgiyle ve merakla okudum. Farklı bir okuma yapmak isteyenlere buyurunuz lütfen, diyorum.

Ben ise çok beğendiğim ve okuduğumdan beri,

Elimizi sıkıca tutunmak için nesiller ipine uzatınca neden ip yılana dönüştü?” ( s.135 )

cümlesini zihnimde evirip çeviriyorum hâlâ. Öyle bir etki işte…

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun efendim.

Alıntılar:

☆”…yaşadığı zamanda düş kırıklığına uğrayanlar maziye hasret kalır.” ( s.14 )

☆”Keten hem dört elementin hem de evrenin dört yönünün çocuğudur. Baltık’tan Akdeniz’e kadar kumaşların en kadimi ve en asilidir.” ( s.55 )

☆”Kadife, kumaşın üçüncü boyutudur, Şemse. Başka bir ifadeyle birkaç yüzyıl öncesine kadar insanoğlunun nasıl ulaşacağını çözemediği üç boyutlu bir kumaştır.” ( s.90 )

☆”Osmanlı İmparatorluğu’nun hazin çöküşünden önce kadife kıyafet giymek yetişkin hayatına adım atmanın alameti sayılırdı.” ( s.93 )

☆”Öldüğümüzde olgunlaşan bir meyve gibi ağaçtan düşer, onun sema tarlalarında ve sonsuz dallarındaki döngüye yeniden döneriz.” ( s.123 )

☆”Bilgi sadece zirvede durandır Şemse. İki değişkeni beraber görebiliyorsan odur hakikatli bilgi; siyahı ve beyazı, hem de aynı anda.” ( s.126 )

☆”İpek yeryüzünde proteinden yapılan tek doğal elyaftır.” ( s.136 )

☆”Diğer kumaşların aksine sadece ipek, bilgece bakabilmek için uzun bir eğitim gerektirir.” ( s.139 )

☆”Nasihat gelecek zaman için uzaktı, deneyimler ise ancak geçmişte kaldığında ondan ders alınabilirdi.” ( s.154 )

Ne Okudum / Haziran 2021

Ne Okudum / Haziran 2021 📚

Selâmlar!

Haziran ayındaki okumalarımda, ayın üçte ikisi Kurtlar romanına aittir, feda olsun!

Okuduğum dört kitabın dördünü de, ilgi alanınıza giriyorsa içtenlikle öneririm.

Sağlık, esenlik ve kitaplarınız her daim sizinle olsun!

Güvercin / Patrick Süskind / Uzun Öykü / Can Yayınları

Beyoğlu’nda Fısıltılar / David Boratav / Roman / Can Yayınları

Kurtlar / Peride Celal / Roman / Can Yayınları

Uzaktan Aşk / Amin Maalouf / Libretto / Yapı Kredi Yayınları

📌Önemli not: Dört kitabın üçü Can Yayınları olmuş. Özellikle seçmiş değilim. Herhangi bir yayınevi ile özel bir bağım yoktur. Okuduğum, paylaştığım ve okunmayı bekleyen tüm kitaplarım kişisel kütüphanemize aittir.

Uzaktan Aşk | Amin Maalouf

Uzaktan Aşk | L’amour de loin | Amin Maalouf ( d.1949 ))

Okunma Zamanı: 24 – 29 Haziran 2021

Çeviri: Samih Rifat

Selâmlar!

Amin Maalouf sevdiğim yazarlar arasında… Yıllar önce okuduğum ilk Maalouf kitabım Doğu’nun Limanları romanıdır. Daha sonra ise denemelerini okudum. En son okuduğum kitabı ise Empedokles’in Dostları romanı.

Uzaktan Aşk bir libretto. Kitabın künyesine göre, Finlandiyalı müzisyen Kaija Saariaho’nun bestelediği opera için yazdığı Uzaktan Aşk Maalouf’un ilk librettosu.

Peki nedir bu libretto? Benim gibi çorak müzik bilgisine sahip olanlar için neymiş önce ona bir göz atalım.

Libretto: 1- Bir operanın sözleri ve bu sözlerin bulunduğu kitap.

Libretto: 2 – Opera, operet, oratoryo, bale, müzikal, mask gibi müziksel sahne eserlerinin metinlerine verilen addır. Müziğin sözü olarak tanımlanabilir. Şiirsel ifadeler ile anlatımı müzik ile bütünleştirir.

Dilimize İtalyancadan giren sözcük Latince ‘kitap’ anlamına gelen ‘liber’ sözcüğünden türetilmiştir.

Libretto – 3: opera güftesi, opera metni, opera kitabı

Sevgili Okurlar,

Shakespear’in tiyatro metinlerine benzeyen, masalsı tadı olan, teşbihte hata olmaz, Romeo ve Juliet tadında bir metin. Ancak coğrafya farklı.

Zaman: XII. yüzyıl
Aşkın muhatapları:
Kızımız Clémence, Trablus Kontesi
Oğlumuz Jaufré Rudel, Blaye Prensi ve trubadur ( ozan )
Gezgin
Yerler: Akitanya ( Fransa’nın güneybatısında bir Ortaçağ şatosu / Trablus kontlarının oturduğu bir Kale / Deniz

Aynı zamanda bir ozan olan Blaye Prensi Jaufré Rudel, elinde bir çalgı, hiç görmediği hayalî bir kadın için beste yapıp, söz yazmaktadır. Arkadaşları onun değiştiğini, delirdiğini düşünürler. Çünkü tarif ettiği gibi bir kadın yoktur ve olamaz diye düşünürler.

Oysa Prens :

Güzel, ama kapılmamış kibrine güzelliğin
Soylu, ama kapılmamış kibrine soyluluğun
Sofu, ama kapılmamış kibrine sofuluğun…” ( s.20)

benzeri sözler yazıp,

Hem zarif, hem alçakgönüllü, hem erdemli, hem tatlı,
Yürekli ve utangaç, kırılgan ve dayanıklı,
Köylü yürekli bir prenses, prenses yürekli köylü kızı,” ( s.19 )

şeklinde tanımlamalar yaparak göklere çıkarmaktadır “Uzaktan Aşk’ ını.

Arkadaşları Gezgin’e baskı yaparlar:

Sen ki dolaşmışsın dünyayı, söyle ona!
Böyle bir kadın yoktur dünyada!” (s.20 )

Gezgin cevap verir:

Belki yoktur gerçekten
Ama belki de vardır.
Bir gün, ta denizler ötesinde,
Bir hanım geçti önümden…” ( s.20 )

İşte her şey bundan sonra başlar; Prensi bir heyecandır alır.

Eh bundan sonrasını merak edip okuyanlar öğrensin, keyfini sürsün librettonun!

Severek okudum. Yorucu okumalarınız arasında hoş bir mola vermek isterseniz, Uzaktan Aşk doğru adres derim…

Sevgimle ilettim. Sağlık, huzur ve kitaplar her daim sizinle olsun diliyorum.

Alıntı:

☆ “İnsan birine ‘sen delisin’ dedi mi, bunu gerçekten düşünmediği içindir. Deli olduğunu düşünsen, gizlice acımakla yetinirsin.” ( s.40 )

Kurtlar | Peride Celal

Kurtlar | Peride Celal ( 1916 – 2013 )

Okunma Zamanı: 09 – 28 Haziran 2021

Selâmlar!

Yirmi gündür Kurtlar ile birlikteydim. 1916 doğumlu Peride Celal’in yetmiş yaşında yazmaya başlayıp yetmiş dört yaşında tamamladığı [Haziran 1986 – Eylül 1990 ], oya gibi işlediği kendi tanımı ile bir “autofiction”; yani otobiyografik özellikler de taşıyan bir kurgu roman. Belgesel de denilebilir zira tarihsel gerçeklikler de kurguya dahil.

Yaşını özellikle belirtmek istedim zira kendi de konu edip şöyle demiş:

Cervantés, Don Kişot’u altmış yaşında yazmış. Borges şiirlerini yetmişinde! Bunuel, ‘İnsan ak saçlarıyla değil, aklı ile yazar’ diyor. Senin aklın kaldı mı?” (s.546)

Ah! Ah! Kalmamış olur mu hiç efendim! Ne muhteşem bir halı dokuyup sermiş önümüze.

Kurtlar romanının yazım tarzı, Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisini okuyanlara eminim tanıdık gelecektir. Zira bana öyle geldi. Yaşadığı dönemde Fransız edebiyatından etkilenen pekçok yazar olduğu bilinen bir gerçek.

Tanıdık gelmesinin diğer sebebi ise roman karakterlerinin çeşitliliği. Siyasî kişilikler, akademisyenler, edebiyat camiası, Nazır dededen başlayarak geniş ve ilginç aile fertleri vb.

Kimi karakterler, örneğin Li., M., gibi harflerle; kimileri Büyük Şair, Yazar, Küçük Hoca, Hikayeci F. gibi sezdirmelerle, kimileri de doğrudan adları – Hamdi Tanpınar, Adalet, Halide Edip, Yahya Kemal – ile bahis edilmiş. Bütün bu isimler Peride Celal’in hayatı ile doğrudan ilişkili.

Yıl 1978 ve kent kurtlarla sarılmıştı” diye başlıyor roman tek sayfada tek cümle ile. 1980 darbesi olmadan önce. Bu arada yazar anlatıcı altmış yaşında olduğunu belirtiyor. Yeni ölen kocasının ardından kimbilir belki bir vicdan azabı ile bir gece boyunca gün sabaha evrilene değin anlatıcının hem kendi ağzından hem de karakterlerinin ağzından dört başı mamur bir iç döküş ya da zihin döküş okumaya başlıyoruz.

“Öykülerle oyalanıp durma, yazmaya başla artık şu romanı” diyor çevresi… Sonuçta biz okurlar, roman kahramanı olan yazarın, “Kurt Salgını” adını verdiği romanının yazılma sancıları ile beraber, aile ilişkilerindeki sancıları ve toplumsal sancıları okumaya başlıyoruz.

Yazar karakterinin düşlediği gibi, “kendinden kopardığı parçaları satır aralarına sıkıştırarak” (s.470), “romanın romanını” (s.250) yazmış Peride Celal.

1991 Orhan Kemal Roman Armağanı almış Kurtlar. Bu ödülden bağımsız, okur olarak söyleyeceğim tek şey muazzam doyurucu bir okuma olduğudur. Niçin bunca yıl kütüphanemde bekledi inanın bilmiyorum. Yazarının yalnızlığı tercih etmesinin enerjisi eserlerine de mi siniyor acaba diye düşünmedim değil hani. Üzüldüm gerçekten. Öte yandan, demek ki doğru zaman şimdiymiş, okumanın hakkını belki bu hayat tecrübesi ile daha fazla verebildim diye de düşündüm.

Kitabım 1991 yılı Can Yayınları. Peride Celal’in eserlerini H2O Yayınları yeniden basıyor. “Peride Celal okumalarım” kapsamında bugüne değin, H2O Yayınlarından çıkan üç öykü kitabını bir de Dar Yol romanını okudum. Kurtlar romanı, okuduğum beşinci kitap oldu. Kitaplığımda Kurtlar gibi, yine Can Yayınlarından çıkan Gecenin Ucunda ve Üç Yirmidört Saat adlı kitapları var, onlarla devam edeceğim Peride Celal okumalarıma.

Kıymetli Okurlar, sizi fazla detaya boğmadan ve okuma zevkinizi bozmadan burada durayım. Lâkin bir küçük not düşmek isterim. Romanda kurtlar, ulumalar çok geçiyor ve romanın adı da Kurtlar diye konunun malum bir siyasi görüşle sınırlı olduğunu zinhar düşünmemenizi rica ederim. Zira çok güzel bir metafor. Mutlaka tahmin edersiniz zaten ama belirtmeden içim rahat etmedi, bağışlayınız…

Evet, ister Can Yayınları ister yeni çıkacak baskıdan, bu harika kitabı lütfen okuma listenize alınız diyor; sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun diliyorum.

Alıntılar:

☆”Kanımca yazar, yapıtında hiçbir yerde görünmeyen ve her yerde olan kişidir.” ( s.42 )

☆” ‘Anlat’ demişti Nilüfer. Yüreğini aç, boşalt, soluklan!” ( s.216 )

☆”Sizleri istediğim gibi biçimden biçime sokup oyunumu oynadım. Romancının kendisi de oyunun içindeki aktör değil mi? Biraz da yönetmen, kafasındaki tasarıma uyan oyunlar peşinde koşturup duran.” (s.467 )

☆”Yazmak tutkusuydu seni sevdiklerinden, çevrenden, yaşamdan uzaklaştıran. Durmaksızın aklından geçen düşünceler, kurulup bozulan roman, öykü çatıları, insanlar, görüntüler, düşler birbirini kovalayan… Yazmak, senin gerçek ‘sevdan’ buydu. Sevgiye, dostluğa giden bütün yolları kesen, kapayan, yok eden bir sürü düş, imge! İşte, kendi kendine bile açıklamaktan korktuğun gerçek!” ( s.546)

Güvercin | Patrick Süskind

Güvercin | Die Taube | Patrick Süskind ( d.1949)

Çeviri: Tevfik Turan

Okunma Zamanı: 07 Haziran 2021

Selâmlar,

Patrick Süskind okumalarımın sondan bir önceki kitabı oldu Güvercin adlı uzun öyküsü.

Ellili yaşlarını süren, bir bankada güvenlik görevlisi olarak çalışan Jonathan Noel isimli anlatıcının ağzından okuyoruz bu öyküyü. Metnin büyük bölümü iç monolog şeklinde olup, Jonathan Noel’in hem düşüncelerini hem duygusal iniş çıkışlarını hem de iç mücadelesini seriyor okurun önüne.

Her ne kadar soyadı Noel olsa da, hayatı pek de noel ışıltısı ile geçmemiş Jonathan’ın. Önce annesini alıp götürmüşler 1942 yılında, sonra babası yok olmuş.

Sonrası mı? Sonrası, “Eylemde bulunan biri değildi o. Rıza gösteren biriydi.” ( s.61) cümlesini doğrulayan yer değiştirme ve savaşa katılma. Savaştan dönüş, evlenme. Yok, hayır, yine huzur bulamayış.

Sonuç: “Jonathan Noel (…), insanlara güvenilemeyeceği, huzur içinde yaşayabilmenin ancak onları kendinden uzak tutmak olabileceği sonucunu çıkardı.” ( s.11 )

İşte tam burada, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne bir ziyaret yapıp “münzevi ” kelimesinin anlamına bakalım mı? Buyurun,

Münzevi: Topluluktan kaçan, yalnız başına kalmayı seven

Jonathan Noel, artık bir münzevidir. Bir binanın minnacık çatı katında kendine ait dünyası ve dakika hesabıyla, neyi ne kadar sürede yapacağı, evden kaçta çıkıp kaçta gireceği vb. programlı bir kişidir. Bu rutininin ve dengesinin bozulmasından ise hiç haz etmez.

Şimdi, “buraya kadar bi’ dünya lâf ettin, iyi güzel de, Güvercin bu öykünün neresinde yahu” dediğinizi duyar gibiyim.

Geldim efendim geldim, n’oluyorsa zaten o güvercinden sonra oluyor!

1984 Ağustosu’nda, bir cuma sabahı“, ortak tuvalete gitmek üzere odasının kapısını açan Jonathan Noel, zeminde oturan, ortalığı pislemiş, tüyü dökülmüş bir güvercin görür ve tedirgin olur. Artık zihni bir ihtimaller ve kargaşa silsilesidir! Eh bundan sonrasını okuyup öğrenmek, kitabı okuyacak olanlara kalsın.

Sevgili Okurlar, yazarın kendisi de Alman edebiyatının “efsaneleşmiş münzevi” si olarak tanımlanıyor. Metnin başarısı bundan mı bilemem ancak Türkçesi on dokuz baskı yapmış.
Aksiyon barındırmayan bir metin için gerçekten müthiş.

Okuduğum diğer metinleri içinde en çok
Kontrbas adlı oyununa benzettim Güvercin öyküsünü.

İlgiyle okudum, Süskind sevenlerin dikkatine sunuyorum. Sevgimle ilettim.

Beyoğlu’nda Fısıltılar | David Boratav

Beyoğlu’nda Fısıltılar | Murmures à Beyoğlu | David Boratav ( d.1971 )

Çeviri: Aysel Bora

Okunma Zamanı: 01 – 06 Haziran 2021

Selâmlar,

Beyoğlu’nda Fısıltılar, David Boratav kaleminden çıkan, okuduğum kitapların üçüncüsü ve sonuncusu. Kronolojik olarak ise yazarın ilk kitabıdır; 2009 yılında Fransa’da yayınlanmış olup aynı zamanda Gironde Yeni Yazarlar Ödülü aldığı belirtiliyor kitabın tanıtımında.

David Boratav isminin dikkatimi çekmesi ve okumamı tetikleyen ise bir kitapçıda denk geldiğim son romanı Kaçağın Portresi‘ndeki Boratav soyadıdır. Çünkü dedesi Pertev Naili Boratav’ın yurdışına gitmek zorunda kaldığını biliyordum. Türkiye’de kalan, amca Korkut Boratav’ın yazılarını da okurdum.

Tamamen bu motivasyonla Kaçağın Portresi romanını okudum ve çok beğendim. Daha sonra ise ailesinin köklerini araştırıp, kitaplaştırdığı Aile anlatısını okudum. Beyoğlu’nda Fısıltılar adlı bir romanı olduğunu Kaçağın Portresi‘ndeki künyeden öğrenip almıştım.

Geleyim Beyoğlu’nda Fısıltılar‘ a…

Çok takdir edip hayran kaldım. Neden mi?
Sadece Beyoğlu semti değil, romanın kurgusu akarken, anlatıcı ile birlikte gezdiğiniz İstanbul’un diğer semtlerini öyle bir betimlemiş ki yazar, vallahi kendimden utandım.

Bunca yıl yurtdışında yaşayıp, ara sıra İstanbul’a gelen biri olarak değil, kırk yıllık İstanbullu gibi sanki… Hele ki kitabın Lefter başlıklı bölümünde, bir Beşiktaş – Fenerbahçe maçı yazmış ki sanki stadyumdasınız!

Anlatıcımız uyku sorunları yaşayan bir adam. Babasının ölümü üzerine istemeye istemeye İstanbul’a gelmek zorunda kalır. Zira babasının öldüğü için tamamlayamadığını düşündüğü bir şiirinin müsveddelerini arıyordur. Bu arama faaliyetlerini, eskiye giderek ve anlatıcının İstanbul’da bulunduğu zamana dönerek okuyoruz. Bu arada anlatıcının iç monoloğunda, kendi özeline ait hesaplaşmaları da okuyoruz.

Merakla kendini okutan, sürükleyici bir roman Beyoğlu’nda Fısıltılar. Zira hem yakın tarihimiz var hem de:

Babamı Paris’te, ailenin başarılı entegrasyon ( hepimizin, en çok da benim) masalına rağmen kendimi asla evimde hissedemediğim bu nefretlik şehirde toprağa vermem, içinde bulunduğum duruma uygundu…” ( s.24 )

cümlesindeki duygudan yansıdığı üzere, sürgün olmayı, uyum sağlayamamayı, “dünya vatandaşlığı” tanımındaki muğlaklığı çok güzel aktarmış.

Daha fazla ne desem eksik kalacak Sevgili Okurlar… Kitabın yeni baskısının yapılmasını diliyorum. Çok önce alıp kütüphaneme kattığım bir kitaptı, ancak fırsat bulup okudum.

Aysel Bora’nın usta çevirisine minnetle; sevgimle ve şevkimle iletiyorum efendim.

Alıntılar:

Söylemese de, aydınlık İstanbul semalarının altında ve sulardaki yansımalara karşı, kendi insanlarının arasına gömülmeyi hayal eden bir adamı, o gün kimsenin cenazenin indirildiği çukurdan gözlerini kaldırıp bakmaya cesaret edemeyeceği kadar basık bir gökyüzü altında toprağa veriyordum.” ( s.25 )

İnan bana, sürekli hayal kırıklığına uğramak, bir adamın gönlünden yurt sevgisini tamamen silebilir.” ( s.58 )

İstanbul soyut bir resim gibidir diyorum. Renklerin neye denk düştüğünü bil, bilme, kendini İstanbulluya bırakacaksın.” ( s.74 )

Beyoğlu’na dışardan gelen bir şey tekrarlanır, soyulup ayıklanır, yorumlanır ve sonunda kimin ne yaptığı, nasıl ve neden yaptığını kimseler bilemez.” ( s.74 )

… halkın ağzına verilen dedikoduların bir gaz yağı izi gibi yayıldığı, kuşkunun ve dörtnala koşan bir modernite korkusunun birbirinden beslendiği, gazetelerin, politikacıların, imamların, lafla ve yalanla yaşayan herkesin meyvesini yediği bir şehir. Şehir dünyanın bütün demokrasilerindeki gibi, sorumlu oldukları halkın korkularını kullanmayı seven bir avuç vicdansız yetişkinin işlettiği bir lafazanlar sitesine dönmüştü.” ( s.140 )

Ne Okudum | Mayıs 2021

Ne Okudum | Mayıs 2021 📚

Selâmlar!

Mayıs ayında okuduğum kitaplar içinde, ayın dörtte üçünü alan iki kitap var; Yaşam Kesikleri ve Romanov Hanedanı. Her ikisi de uzun zamandır merak ettiğim ama ötelediğim okumalardı. Verdiğim zamana ve emeğe değdiğini düşünüyorum.

Genelde ise bu ay okuduğum kitapların hepsini sevdim. Sevmediğim kitapları zaten paylaşmıyorum. Yakın zamana kadar rezerv koyduğum bir kitap olmadı diye hatırlıyorum.

Aşağıdaki kitapların içinde ilgi alanınıza girenleri ise içtenlikle öneririm.

Not: Uzun zamanımı alan kitaplar, kişisel okuma tarzımdan kaynaklanmaktadır. Bu süre, her okurun okuma yöntemine göre değişecektir kuşkusuz…

Sağlıklı, huzurlu ve hep daim kitaplı günler diliyor, sevgimle iletiyorum 💙📚🌸

1- Mırmır Osman / Nazlı Eray / Hikaye / Everest Yayınları / 12 yaş ve üstü

2 – Anılar Antika Dükkânı / Hira Ayşe Özsoy / Hikâye / İş Bankası Kültür Yayınları / 9 yaş ve üzeri

3 – Arkabahçe / Ebru Çaloğlu / Deneme / Remzi Kitabevi

4 – Yaşam Kesikleri / Alova / Deneme / İş Bankası Kültür Yayınları

5 – Romanov Hanedanı – 1613’ten Devrime Rus Kültür Tarihi / Solomon Volkov / Araştırma / Alfa Kitap

Arkabahçe | Ebru Çaloğlu

Arkabahçe | Ebru Çaloğlu ( d.1974 )

Okunma Zamanı: 28 – 31 Mayıs 2021

Selâmlar,

Bazen okuruna yaşattığının bir benzeri gelir bir yapıtın başına. Yaratım sürecinde bir sıçramayla yazılıverir tüm hikâyesi. Bazen de ilginç bir ayrıntıda gizlidir kaderi.” ( s.8 )

demiş Önsöz’de Ebru Çaloğlu. Ve on dört bölüm boyunca, dünya edebiyatından âşina olduğumuz yazarların kimi eserleriyle bağlantılı bir yolculuğa çıkarıyor biz okurları.

Eserlerin ve yazarların adlarını özellikle yazmıyorum; ARKABAHÇE‘de dolaşırken karşınıza çıksın…

Anılan esere gelinceye kadar neler olmuş, neler değişmiş, kimlerle hemhâl olunmuş, izleri nerelere varıyor, tarihin hangi dönemlerine denk geliyor, birbirleriyle nasıl bir bağları var; bütün bunları akıcı bir üslupla okuyoruz. Keyifli bir yolculuk yapacağınız garanti.

Bazen öyle isimlerin yolları birbiriyle kesişiyor ki, hayret etmemek elde değil. İşte o zaman “Hayat, sana akıl erdirmek ne haddimize” diyesiniz geliyor.

Onlarca dijital ve basılı kaynaktan süzülerek, yazanın güzel üslubuyla elimize kitap olarak değen ARKABAHÇE‘de dolaşmaya çıkın derim. Pişman olmayacağınıza inanıyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Mırmır Osman | Nazlı Eray

Mırmır Osman | Nazlı Eray ( d.1945 )


İllüstrasyon: Oğuz Demir

 
Okunma Zamanı: 27 Mayıs 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,


Mırmır Osman, okuduğum ilk Nazlı Eray kitabıdır. Başka eserleri de var elbette. Sık sık karşıma çıkıyor değerli yazarın kitapları. Fakat ben tercihimi bu gençlik romanından yana kullandım. Devamı da bu şekilde gelecek muhtemelen. Zira diğer kitaplarının da başlığı ilgimi çekti:


📚Büyülü Beyoğlu 

📚Gece Çiçeği İstanbul

📚Frej Apartmanı’nın Esrarı


ayrıca Mırmır Osman‘daki Nazlı ile Osman’ın serüvenlerinin de devam edeceği bilgisini vermiş yazar kitabın sonunda.


Bu kitap özelinde yaş grubu belirtilmemiş ancak kitabın kahramanlarının ortaokul öğrencisi olduğunu kurgudaki bilgiden öğreniyoruz. Dolayısıyla 12 yaş ve üzeri diyebiliriz.


Keyifli, sürükleyici ve masalsı bir kurgu Mırmır Osman.

Kuledibi’ndeki Aztek Galerisi’nde gördüğü Mona Lisa tablosundaki Mona’ya âşık olan bir Osman var. Hülyalı dolaşıyor ortada. Arkadaşları meraklanınca, onları galeriye götürüp gösterir.

Eyvaaah! Birken iki olur âşıklar! Şişko Efe de Marilyn Monroe’ya âşık olmasın mı! Bu daha ne ki; siz bir de Madam Lili ile tanışın. Haftanın üç günü sihirle Marilyn Monroe oluyor! 

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise” giyen mi ararsınız, yoksa “geleceğe bilet alıp” tramvay yolcuğu yapan mı ararsınız, konuşup ağlayan “kırık plak” mı istersiniz; tekmili birden bir tuhaf olaylar zinciri…


Durumu en güzel şu cümle anlatıyor sanki:

Gece paldır küldür düşünce dünyanın üstüne, işte orada her şeyi yaşıyoruz Mona” dedi. Yuvarlanıyoruz hayatın içine.”( s.53)

 
Ne yalan söyleyeyim mekânlar Kuledibi, Beyoğlu, Çeşme Meydanı olunca rahmetli anneannemin Çeşme Meydanı’ndaki arkada bahçesi olan evi, büyük teyzemin ise Kuledibi’ndeki o eski binaların birindeki geniş ve kocaman kapılı dairesi geldi aklıma, çocukluğuma gittim. Artık hiçbiri kalmadı.


Neyse çok uzattım. Gecenin her ihtimale açık gizemini de kullanarak, bana farklı gelen anlatımıyla, okurun merakını diri tutan bir gençlik romanı Mırmır Osman. Kimbilir belki de geçmişe özlemin masalsı formu… 


Çocuk ve gençlik kitapları okumayı seven yetişkinlere sevgimle iletiyorum efendim.


Alıntı:

Gecenin karanlığından yapılmış bir elbise bu Taliha. Akşamın biriktirdiği fırtına bulutlarından, Haliç tarafından gelen mor bulutlardan ve geceyi oluşturan karanlıktan yapılmış bir elbise.”  Taliha büyülenmişti. “Ne diyorsun sen? diye bağırdı heyecanla. “Desene, geceyi, doğayı, tabiatın o anlaşılmaz, gizemli olayını, dünyanın karanlık yarısını üstünde taşıyorsun.” ( s.73 )  

Anılar Antika Dükkânı | Hira Ayşe Özsoy

Anılar Antika Dükkânı |Hira Ayşe Özsoy ( d.1988)

Resimleyen: Bige Doğu

Yaş: 9 yaş ve üstü

Okunma Zamanı: 26 Mayıs 2021

Selâmlar,

☆ Eşyalar Neden Vardır?
☆Eşya Mutluluk Mu Demektir?
☆İyilik, Her Şeyden Üstün Müdür?
☆Hayaller Gerçek Olur Mu?
☆Hayatı Değiştirmek İçin Ne Gerekir?

Çıkarın kâğıdı, kalemi habersiz sınav var! Yok canım, telâş etmeyin. Çok da hazırlıksız sayılmazsınız. Pek bi’ yetişkin işi oldu galiba.
Şaka, şaka… Yukarıdaki beş soru kitabın bölüm başlıkları efendim.

Fırından taze çıkmış bir kitap Anılar Antika Dükkânı. Sevgili Hira Ayşe Özsoy’un Bizim Sokağın Hikâyesi adlı kitabını 2020 / Eylül ayında okuyup çok beğenmiştim. Yeni kitabının çıktığını görünce, semtimizdeki İş Bankası Kültür Yayınları’nda aldım soluğu. Bugün okudum. Bu kitabı da pek sevdim.

Pek bilmiş Meriç kızımız, annesine 35.yaş günü için özel bir hediye almak ister. Babası mahalledeki Anılar Antika Dükkânı‘na bakabileceğini söyler. Meriç çook sevinir, sevinir ama o hediyeyi almak o kadar da kolay olmayacaktır. Çünkü sahibi biraz aksi ve inatçı bir adamdır ve kolay kolay hiçbir eşyayı kimseye satmıyordur. Haydi bakalım n’olcak şimdi? Meriç ikna edebilecek mi Erhan Bey’i?

Eğitsel açıdan;

👧İletişim şekli 👧Fikir paylaşma 👧Çözüm üretme 👧Kararlı olma 👧Nezaket 👧Hatayı telafi etme vb. temel başlıkları sayabilirim.

9 yaş ve üzeri okurlar için desem de, siz bana bakmayın, her yaştan okurlar da tadına bakabilir!

Hira Ayşe Özsoy’un yazan, Bige Doğu’ un çizen ellerine sağlık!

Sevgimle ve şevkimle ilettim efendim!