Çalış Osman Çiftlik Senin | Rıfat Ilgaz

Çalış Osman Çiftlik Senin | Rıfat Ilgaz ( 1911 – 1993 )

Okunma Zamanı: 23 – 27 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Rıfat Ilgaz denince çoğumuzun aklına Hababam Sınıfı gelse de, üstad sadece ondan ibaret değil elbette.

Orhan Tüleylioğlu‘nun Gerçeği Söylemek kitabında yazdığı üzere:

Hastaneler ve hapishaneler arasında geçen yaşamının zorluklarını göğüslemeyi” başarıp pek çok eser kazandırmış edebiyatımıza.

Yaşadıkları, yazdıkları olmuş.Yazdıkları topluma ve insana ayna olmuş; çoğu zaman da başına dert olmuş.
Aydınına bedel ödetmeyen bir dönemi var mı canım Türkiyemin, emin değilim.

Çalış Osman Çiftlik Senin kitabında 24 öykü var. Toplumsal mizah, hiciv… Türkiyemizin farklı kesimlerinden insan manzaraları; ismin halleri değil insanların halleri. Her bir öyküde farklı bir olay ama düşündüren bildik hallerimiz var.

Balık, yüzdüğü suyun bilir mi? Bilse gerek… Ya biz, insan evlâtları? Bilmemiz gerek. Bilmeyene, bildirmenin farklı yolları var tabii. Rıfat Ilgaz yazarak bu işi çok güzel yapmış. Anlamak isteyene elbette. Bazen sitem de etmiş yazar; “Yazmakla bir şey düzelmiyor ki…” demiş meselâ öykülerinin birinde.

Bir başka öyküsünde ise berberde sıra beklerken, çıkardıkları Marko Paşa dergisini okuduğunu gören berber, “Beyim, ne yazıyor ya herif!” der, beğendiğini belirtmek için. Bunun üzerine “Kimmiş bunu çıkaran?” diye sorar berbere. Berberin cevabı: “Yazıyor üstünde… Hasta bir öğretmenmiş.” Cevabın bu kısmı yüreğime oturdu. Cevabın geri kalanını yazmayayım, okuyacak olanlar keşfetsin. Öykünün adını da o yüzden yazmadım…

Ben Rıfat Ilgaz okumalarıma ara ara devam ediyorum. Toplumcu gerçekçi bu öyküleri de severek okudum. Akıcı ve yormayan bir dili var.

Sevgimle dikkatinize sunuyor; sağlıklı, huzurlu ve bol sayfalı günler diliyorum.

Alıntı:


Filmleriniz baştan aşağıya kahramanlıklarla dolu!

En kolay iş kahramanlıktır da ondan! Hele sinemada!

Kolay demek?

Yüksekçe bir yere çıktın mı tamam. Koltukla atın birbirinden hiç farkı yok! Ayağın yerden kesildi mi başlarsın kahramanlığa!” ( s.132 )

Yunus Emre | İlhan Başgöz

Yunus Emre | İlhan Başgöz ( 1923 – Nisan/2021 )

Okunma Zamanı: 15 – 25 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Halkbilimcimiz İlhan Başgöz tarafından hazırlanan Yunus Emre incelemesini, bir Yunus Emre dersi niteliğinde okudum diyebilirim. Okuma zevki ayrı bir konu, öğretici bir okumaydı.
Anlatımı net, dürüst. Kullandığım ‘Dürüst’ sıfatı sizi zinhar yanıltmasın lütfen. Vurgulamak istediğim şudur; Başgöz Hoca, fikrine katılmadığı diğer akademisyenlerin ne dediğini de aktarmış ve neye itiraz ettiğini öyle belirtmiş. Öncelikle bu yöntemine çok saygı duyup, hayran oldum.

Yunus Emre üstüne pekçok yorum çalışılmış. Bu kitapta incelemeye alınıp karşılaştırılan yorumlar Fuat Köprülü’ye, Abdülbaki Gölpınarlı’ya, Burhan Toprak’a ve Sabahattin Eyüboğlu’na aittir. Ülkemiz haricinde yapılan incelemelerden de referanslar var.

Kitabın ilk 120 sayfası boyunca Yunus Emre’nin şiir geleneğinin nasıl oluştuğunu, bunların içeriklerini ve tarzlarını ve toplumsal yapıyı okuyoruz. Sonraki ana bölüm ise “Yunus Şiirlerinden Bir Güldeste“.

Daha net bir açıklama için Başgöz Hoca’nın yazdıklarını aktarmak istiyorum:

Elimizdeki Yunus şiirleri, kişilikleri ve inançları birbirine ters düşen iki Yunus tanıtıyor. Bunlardan birine Molla Yunus, Softa Yunus; ötekine Derviş Yunus, Sûfi Yunus diyebiliriz. Biz yorumlarımızı bu ikilem üzerine kurduk. Şiirlerini de gene bu nedenle iki bölümde verdik: Derviş Yunus’un ve Molla Yunus’un şiirleri.” ( s.10)

Şiirler için bir bölüm var ancak onun “en uzun ve en soyut şiiri” olarak tanımlanan Risâletü’n – Nushiyye mesnevisi hakkında da bilgi vermiş. Oldukça merak ettim fakat o okumanın boyumu aşacağını düşünüyorum. Söz konusu mesnevi, “tasavvuf perdesi altında bir beylik düzenini” anlatıyormuş.

Sevgili Okurlar; kitabın sonunda, belli bir sistematiğe göre hazırlanmış şiir dizini, şiirlerde geçen belli başlı kelimeler ve deyimler için Sözlük ve bahsi geçen eserler için değerli bir Kaynakça bulunmakta.

Bu kıymetli çalışmayı bizimle buluşturan Pan Yayıncılık’a teşekkür ederim.

Bu tarz okuma yapmak isteyen okurlara sevgimle ve şevkimle iletiyor; Yunus Emre’den destekle:

“Ten fânidir can ölmez
Çün gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil.” diyorum!

Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun!

Alıntı:


Sabahattin Eyüboğlu, tek bir sözcüğe, “dost ” sözcüğüne Yunus’un yüklediği bu anlam zenginliğini belirtmektedir: “Kimdir bu dost? Çok sevdiği Taptuk Emre mi? O değil diyemezsiniz. Onun çok sevdiği Hacı Bektaş mı? O değil diyemezsiniz. Onun çok sevdiği Muhammed, Muhammed’in sevdiği Ali mi? Onlar değil diyemezsiniz. Bütün insanların bütün minarelerden ve çan kulelerinden çağırdığı Tanrı mıdır? Değildir diyemezsiniz. Yunus’un dost dediği, onun ardından bütün Anadolu saz şairlerinin dost dediği varlık, dost sözüyle anlattığı boz bulanık ülkü gerçek insanlık değil midir? Değildir diyemezsiniz. Yunus Emre’nin dost dediği üstün gerçek bugün Âşık Veysel’in dost dediği ülkünün benzeri değildir diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Yunus Emre bu milletin, Anadolu halkının hem gerçeğini hem ülküsünü kendi çağının en atılgan, en savaşgan dili ile söylemiştir. Onun dost kavramında yalnız tasavvufun mutlak güzelliğini, soyut sevgilisini değil, halkın bütün özlemlerini bulur gibi oluruz [ Eyüboğlu,33]” /
s.81 – 82 /

Yunus Emre edebiyatımızın ve kültürümüzün bir geçiş çağında yaşamıştır. Göçebe kültürü Anadolu’da yerleşik kültüre dönüşmekte; yerleşme birimlerinde ise eğitime dayanan yeni bir klasik edebiyat çiçeklenmektedir. Gazeli, kasidesi, mesnevisi ve İslam kültür temeli ile bu edebiyat aydınların ve idarecilerin edebiyatı olmaya adaydır; en büyük ustalarını Yunus’tan ancak iki yüz yıl sonra yetiştirebilecektir. Yunus bu edebiyatın kurucularından biridir. Ama Yunus’un dinleyicisi, sadece, konaklarda ve divan köşelerinde oturan Müslüman değildir. Köyde, obada Türk halk edebiyatının örneklerini dinleyerek büyüyen köylü, konargöçer yahut eğitimsiz kasaba ve kent halkıdır. Onların arasında epik gelenek ve sözlü edebiyat yaygındır.(…) “At işler er öğünür” diyerek göçebe kültürün dünya görüşünü özetleyen atasözü, yerini “Alet işler el öğünür” diyen kültüre bırakmaktadır. Yunus ne bir âşık, ne bir halk şairi. Ama şiirlerini tekkede, köy odalarında, göçer illerde okuyup dinletiyor. Onun için hem Türkçeye açıyor aydın şiirini, hem de halkın edebiyatından şiirinde faydalanıyor. Oğuz epik edebiyatını iyi bildiği gibi, mânilerimizi de biliyor, hiç olmazsa hece ile yazdığı şiirleri bir müzik aleti eşliğinde, türkü olarak da söylüyor.” ( s.108 – 109) / Yunus Emre ve Halk Edebiyatı başlığından…

Bir Gönül Ele Getir şiirinden…
(…)
Topraktan yaratıldın
Yine topraktır yerin
Toprak olan kişiler
Nider bu alâmeti

Uslu değil delidir
Yüce saraylar yapan
Akıbet viran olur
Cümlenin imâreti

Çalış kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Yüz Kâbeden yeğrektir*
Bir gönül ziyareti

  • yeğrek / yiğrek = daha iyi

(… ) ( s.171 )

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

“bir vatan bıraķın biz çocuklara,
ıslanmış olmasın gözyaşlarıyla”

Başında “Ulusal Egemenlik” vurgusu olan bir Çocuk Bayramımız var. Neden? Yeni kurulan bir ülkeyi ve onun geleceğini çocuktan daha anlamlı ne simgeleyebilir. Çünkü çocuklar fidan, onlar gelecek, onlar aydınlık, onlar dosdoğru, onlar yalansız ve maskesiz, onlar hesapsız, onlar yaratıcı, onlar karşılıksız seven. İşte bu yüzden her biri birer hazine.


21.yüzyılı yaşadığımız bu günlerde, isterdim ki her biri eşit yakalasın eğitimi ve varlığı, yokluk çekmesin; eşit yakalasın sevgiyi, itilip kakılmasın, gözlerinden yaş akmasın; eşit yakalasın özgürlüğü evlere kapatılmasın, susturulmasın; her biri yaşını yaşasın, el kadarken erken büyümek zorunda kalmasın. En önemlisi de zihinleri karartılmasın!

Her ne kadar zor zamanlardan geçiyor olsak da, “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” diyen kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek alarak; aydınlık yarınlar için çalışmaya devam etmek varlığımız ve en değerli varlıklarımız, çocuklarımız için temel görevimizdir.

Yürekten sevgim ve her daim çocuk ruhumla, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun! 

Çiğdem İskent
Beşiktaş / İstanbul

Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar | Lawrence Ferlinghetti

Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar | Lawrence Ferlinghetti ( 1919 – 2021 )
Derleyen: #CevatÇapan 
Okunma Zamanı: 09 – 14 Nisan 2021
#şiir  #okudum

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

2021 / Şubat ayında hayata veda eden Amerikalı şair, ressam, aktivist ve Charlie Chaplin’in aynı adlı filminden adını alan City Lights [ Şehir Işıkları] Kitabevi ve Yayınevinin kurucularından olan Lawrence Ferlinghetti’nin aynı başlıklı şiirinden adını almış “Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar” şiir kitabı. Derleyen ve muhtemelen çeviren de ülkemizin kıymetli şairlerinden ve çevirmenlerinden Cevat Çapan.Emeğinize peşinen teşekkür ediyorum.


Kitaplığımda okunmayı bekleyen şiir kitaplarından biri idi bu kitap ve şairin ölümü sebebiyle hatırlayıp elimin altına aldığımı itiraf edeyim önce.


Şairin farklı şiir kitaplarından seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Kitabın başında yine Cevat Çapan tarafından yazılmış bir Sunuş bulunmakta. 
İçindekiler bölümü kitabın en sonuna konmuş. Ayrıca kimi şiirlerde geçen Fransızca ve İtalyanca kelimeler için ‘Açıklamalar’ bölümü de konmuş.


En sevdiğim şiirler: 
🎊Bu Dünya Güzel Bir Yer ➡️Sanırım genelde en sevilen şiirleri arasında


🎊Sakın İzin Verme O Atın O Kemanı Yemesine ➡️ Chagall’ın bir resmi ile bağlantılı


🎊Dante Gibi Değil


🎊Gustav Klimt’in Bir Tablosu Üstüne Kısa Öykü ➡️ Bir tablo nasıl şiire dönüşür, ilginç. Tıpkı Chagall’ın tablosu gibi…


🎊İnsanlığın Bir Ağızdan Söylediği Şarkı ➡️ Su Kuşlarını ve Neruda’yı bulabilirsiniz burada…


🎊Şarlo’ya Veda ( İkinci Popülist Manifesto) ➡️ Ciddi bir ünlüler resmi geçidi gibi ama toplumsal mesaj da barındırıyor…


Burada keseyim, dahası şiir okumayı seven okurlara kalsın…


Sevgili Okurlar; Lawrence Ferlinghetti kim?

Amerikan Edebiyatı konusunda, araştırırsam öğrendiğim bir düzeydeyim, çok bilinenleri ayrı tutarak söylüyorum.

 
Biyografisine göre Ferlinghetti, askerliğini ABD donanmasında yapmış ve bir savaş gördüğü için “ödünsüz bir barış savunucusu” olmuş.

Siz deyin “Beat Kuşağı”, ben diyeyim  – teşbihte hata olmaz- “Bezgin Bekir Kuşağı” şairlerinden kabul ediliyor. Lâkin kendisini o kuşağa ait görmüyor. Toplumsal mesajları ve siyasi eleştiri içeren şiirleri de mevcut ve hatta bu durumu misyon edinmiş diyerek, haddimi bilip burada durayım.


Yukarıda da belirttiğim üzere, şiir okumayı seven ve farklı bir kültürden şiir okumak isteyenlere içtenlikle öneririm.

Sevgimle ve şevkimle ilettim.

Alıntılar:


●”Bu dünya güzel bir yer / doğmak için/ birtakım insanların durmadan ölmelerine / ya da zaman zaman / yalnızca aç kalmalarına / aldırmıyorsanız eğer / ne de olsa bu da o kadar kötü bir şey değil / aç kalan siz olmadıkça/ ” (s.17) 


●”Ben olsam / öyle Dante gibi / gökyüzünün yamaçlarında / bir komedya keşfetmek yerine / bambaşka bir Cennet resmi yapardım/”  ( s.28)


● “Sanki hayatımız/ sanki bütün hayat/ bir facia değil de / eğlenceli bir panayırmış/” (s. 33) 

●”Açık bir kamyonla / Pentagon’a dönüp / küçük kahverengi cesetleri boşaltıyorum/ az önce yakılıp yağmalanmış / tarlalardan/” ( s.36)


●”Kuşlar alacakaranlıkta / bizim henüz/ şifresini çözemediğimiz / yapısı bozulmuş bir sözcüğün / hecelerini şakıyorlar/” ( s.95 )  

Eleştiri ve Hakikat | Roland Barthes

Eleştiri ve Hakikat | Critique et vérité | Roland Barthes ( 1915 – 1980 )


Çeviri: Elif Bildirici / Melike Işık Durmaz

Okunma Zamanı: 04 – 12 Nisan 2021 

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,


Bir ülkenin, kendi geçmişinden bugüne taşıdıklarını böyle dönem dönem yeniden ele almasında ve ‘onlarla ne yapabileceğine’ bakmak için yeniden betimlemesinde şaşılacak bir taraf yoktur: Bunlar gayet doğal değerlendirme süreleridir ve öyle olmaları gerekir.” ( s.5) diyor Roland Barthes.

 
Neden bunları söylemek zorunda kalmış? Çünkü yazdığı “Racine Üzerine” adlı kitabı, kuramcı Raymond Picard özelinde ancak tüm edebiyat çevresinde de tepkiyle karşılanır. Eski köye yeni adet mi getiriyorsun gibisinden. Bunun üzerine Barthes 1966 yılında, bu kitaptaki, iki bölümden oluşan metni kaleme alır ve Raymond Picard’ ın kendisi için söylediği: “Eleştirmen ‘her aklına eseni’ söyleyemez” sözünü kendisine iade eder.


Roland Barthes’ın yaklaşımı “metin odaklı” ya da kendi deyimiyle “yapıt” odaklı. Okurun tavrı ile eleştirmenin tavrını net olarak veriyor. Ancak bu netlik katı bir yaklaşım değil. [ Bakınız: Alıntı ]  


Elbette kuram açısından, okurken zorlandığım yerler olmadı dersem, doğru olmaz çünkü oldu! Ancak bu metnin genelini anlamama engel teşkil etmedi; bu yüzden merakla okudum.

 
Örneğin; bizdeki Öz Türkçe çalışmaları gibi Fransa’da da yabancı kelimeleri dilden ayıklama çalışmaları yapılmış ki Barthes:

Dil yasakları entelektüel kastların arasındaki küçük bir savaşın parçasıdır.“( s.25) diyor.


Bu metinde Fransız Edebiyatı’ndan, başta Proust olmak üzere başkaca örnekler sunmuş.


Peki, bu kitabı neden okudum? 
Başlığındaki “Hakikat” kelimesidir beni çeken. Zira aynı kelimeyle bağlantılı, okumak istediğim üç kitabım daha var. Onlar bu ayki okumalarıma girer mi emin değilim. Çünkü Eleştiri ve Hakikat kitabı, başka bir kitabı  [ Mehmet Rifat’ın Metnin Sesi ] düşürdü aklıma… Planlı okuma yapamama sebeplerinden biridir bu rüzgâr gülü halim!

 
Şimdii, bu detaylı metni, okuma şevkim kırılmadan okuyabildiğim için, çevirmenleri Elif Bildirici’ye ve Melike Işık Durmaz’a teşekkür etmek boynumun borcudur. Emeklerine teşekkür ederim.


Sevgili Okurlar; kitap 71 sayfa. Okuma tarzınıza göre, okuma süreniz değişebilir. Notlar alarak sekiz günde okuyabildim çünkü bir yerden sonra dikkatim dağıldı ve ara verme ihtiyacı duydum. Ancak verimli ve anlamlı bir okuma olduğu için mutluyum.

 
Bir okurun kitapla nasıl ‘konuştuğunu’ bilemeyiz; (…)” ( s.69 ) diyor Barthes. Benim bu kitapla sohbetim yorucu olsa da doyurucu geçti. O yüzden, bu tarz kitapları okumayı sevenlere sevgimle ve şevkimle iletiyor; yazarın sözünden yola çıkarak kendi hakikatinizi bulmanızı temenni ediyorum.


Sağlık, huzur ve kitaplar hep sizinle olsun…

Alıntı:


Yalnızca okuma [ edimi ] yapıtı sever, onunla bir arzu ilişkisini sürdürür. Okumak yapıtı arzulamaktır, yapıt olmayı istemektir, yapıtı yapıtın kendi sözü dışında herhangi bir sözle seslendirmeyi yadsımaktır: Saf bir okurun üretebileceği tek yorum, (okumaya ve öykünmeye tutkun olan Proust örneğinin de göstereceği gibi) öykünmedir [ pastiche]. Okuma [ ediminden ] eleştiriye geçmek, arzuyu değiştirmek, artık yapıtı değil, kendi dilini arzulamak anlamına gelir. Ancak yine bu yolla, yapıtı, kendisini doğuran yazma isteğine geri göndermek demektir. Söz, kitabın çevresinde bu şekilde dolaşır: okumak ve yazmak: Tüm edebiyat, bir arzudan diğerine gidip durur. Kaç yazar sadece okuduğu için yazmıştır? Kaç eleştirmen sadece yazmak için okumuştur? Onlar bir söz ortaya koymak için, kitabın iki kıyısını, göstergenin iki çehresini birbirine yaklaştırmışlardır. Eleştiri, dahil olduğumuz ve bizleri yazı’nın birliğine – yani hakikatine götüren bu tarih sürecindeki bir andan başka bir şey değildir.” ( s.71 ) 

Bahar Masalları

Bahar Masalları | Spring Tales

Derleyen ve Çeviren: Tarık Demirkan
Resimleyen: Feridun Oral

Okunma Zamanı: 01 – 03 Nisan 2021

Selâmlar Sevgili Kitap Dostları!

Bahar Masalları, Mevsim Masalları serisinden okuduğum üçüncü mevsim.

Diğer masallarda olduğu gibi, bu kitaptaki 21 masalın derleyeni de, çevireni de Tarık Demirkan; resimleyen de Feridun Oral. Emeklerine içten teşekkür ediyorum.

Baharın her şeyini; kuş cıvıltılarını, meltemini, şırıl şırıl akan nehirlerini, miiss gibi çiçek kokularını, dile gelmiş ve insanlarla hemhâl olmuş halde okuyoruz. Masal derssiz olur mu hiç! Olmaz elbette. Ben diyeyim, o dersi almasını bilene, siz çıkın kerevetine!

21 masalın dağılımı şu şekilde efendim:


7 masal ➡️Şair Zoltán Zelk’e ait
2 masal ➡️Slovak Masalı
2 masal ➡️Çin Masalı
1 masal ➡️Oscar Wilde
1 masal ➡️Rudyard Kipling
1 masal ➡️Japon Masalı
1 masal ➡️Letonya Masalı
1 masal ➡️Estonya Masalı
1 masal ➡️Polonya Masalı
1 masal ➡️Hollanda Masalı
1 masal ➡️İspanyol Masalı
1 masal ➡️Vietnam Masalı
1 masal ➡️J. Jeno Tersánszky

Yetişkinler dâhil her yaştan okura uygundur. Kuzey ışıklarının ülkesinden gelen üç genç, guguk kuşlu saat nasıl olmuş.
Peki ya develerin hörgücü neden çıkmış? Sadece Yuvarlak Masa Şövalyeleri mi var? On İki Ay Şövalyeleri olmaz mı? Neyin nesi, kimin fesiymiş onlar? Peki ya Sarı Leylek ile tanışmak istemez misiniz? Okuyanlar tanışır elbet!

Kısa süreliğine başka diyarlarda gezinmek isterseniz, hiç düşünmeyin, balıklama dalın Bahar Masalları’na!! Sevgimle ilettim!

Alıntı:

İyilik, bin yıldır uyuyormuş. İnsanların yüreklerinde kendine bir yuva yapmış ve uykuya dalmış. O kadar uzun zamandır, o kadar derin bir uykudaymış ki, herkes onu unutmuş bile. Kardeşi Kötülük ise, parmaklarının ucuna basarak İyilik’in etrafında dolaşıyor, derin uykusundan uyanmaması için çabalıyormuş. Kötülük, İyilik’in uyanmasını istemiyormuş. Bu yüzden de Sevinç’e ve Merhamet’e kızar, gürültü yapmamaları için onları uyarırmış:
“Pısst! Çok yaygara yapıyorsunuz. Zavallı İyilik’i uyandıracaksınız. Sessiz olsanıza!” ( s.147 )

Ne Okudum | Mart – 2021

Ne Okudum / Mart – 2021

Plânlı okuma yapma özürlü olan bendenize, kimi zaman evrenin enerjisi yol gösteriyor ve birbirini tamamlayan kitaplara ya da başka kitaplara yöneltiyor okumalarımı. Böyle durumlarda hiç itiraz etmiyor, kendimi akışa bırakıyorum.

Bu ayki akışın aile fotoğrafı budur Sevgili Kitap Dostları…Hepsini severek ve ilgiyle okuduğumu içtenlikle belirtmek isterim. Rezerv koyduğum herhangi bir kitap yok.

İlgi alanınıza girenler var ise içinde okumanızı öneririm kesinlikle. Zira okuma beğenileri, okurların tercihlerine göre değişebiliyor, okur olmanın doğası gereği…

Sevgimle ve şevkimle iletiyor; sağlıklı, esenlikli ve her daim kitaplı günler diliyorum. Doğan her yeni gün, gideni aratmasın inşallah…

●●●●

1 – Don Kişot’un Yeni Maceraları | Tarık Ali | Oyun | Mitos Boyut Yayınları

2 – Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu | Öykü | Bilgi Yayınevi

3 – Gerçeği Söylemek | Orhan Tüleylioğlu | Deneme | Karakarga Yayınları

4 – Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever | Şiir | Yapı Kredi Yayınları

5 – Uygarlıkların Batışı | Amin Maalouf | Deneme | Yapı Kredi Yayınları

6 – Empedokles’in Dostları | Amin Maalouf | Roman | Yapı Kredi Yayınları

●●●●

Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu

Mekruh Kadınlar Mezarlığı | Ayla Kutlu ( d.1938)

Okunma Zamanı: 19 – 28 Mart 2021

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Mekruh Kadınlar Mezarlığı isimli öykü kitabı, Ayla Kutlu kaleminden okuduğum dördüncü eserdir. Elbette ki, daha önce okuduğum kitapları gibi, çok etkilendim ve çok beğendim.

Kitap,

•Bir Varmış
•Mekruh Kadınlar Mezarlığı
•Süsen Gitti
•Mercan’a Güzelleme
•Ormanda Bir Deniz Kabuğu Gibi
•Yılanlar, Yıldızlar
•Solgun Bir Sarı Gül

adlarında yedi öyküden oluşmakta. Her biri farklı zaman ve mekânlarda geçmekte. Ancak bir zaman silsilesi var. Yani, Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına göçle başlıyor ilk öykü, son öykülerde günümüze ulaşıyor. Hepsinin ortak noktası, yaşları farklı olsa da kadınlar.

Öykülerin dili ve üslubu hem şiirsel hem destan gibi. Halk arasında kullanılan kelimeler de mevcut ki bunların anlamına bakma ihtiyacı duydum.

Örneğin;

sayha > bağırış, çığlık,

nacak>küçük odun baltası,

kom>yayla evi,

bibi>hala…

Süsen Gitti öyküsü 10 yaşındaki kız çocuğu Süsen’in gözünden ve onun çocuksu diliyle aktarılıyor; bu da ayrı bir etki yarattı bende.
Keza, Sümer ülkesinden bir söylenceyi ya da Afrika mitolojisinden bir öyküyü de keyifle okuyabilirsiniz öykülerin akışında.

Sevgili Okurlar, Ayla Kutlu’nun en sevdiğim özelliği, kadınların yaşadıkları zorlukları konu edinmesine rağmen, bunları duygu sömürüsüne varmayan bir şekilde kaleme almasıdır. Fakat bu öyküler içinde, Mercan’a Güzelleme adlı öyküde, öyle bir olay var ki yüreğimi hoplattı. O sahnenin ne olduğunu okuyanlar öğrenecek elbette.

Kıymetli yazarın, sinemaya ve tiyatroya uyarlanan eserleri epeyce. Bu kitap özelinde ise şöyle; kitaba adını veren Mekruh Kadınlar Mezarlığı öyküsü tiyatroya, Solgun Bir Sarı Gül öyküsü ise 1998 yılında sinemaya uyarlarmış. Bu bilgiyi görünce hiç şaşırmadım zira yedi öykü içinde en “film gibi” dediğim öyküydü.

Bu kitap için şöyle bir okuma planı yaptım; bir günde bir öyküyü okudum, bazen uzadı da. Etkisinde kaldığım için, diğer öykünün zihnimde zayıflamasını bekledim. Metinle aranıza mesafe koyabiliyorsanız, bu tarz molalara ihtiyacınız olmayacaktır kuşkusuz.

Şimdii, geleyim en önemli konuya! Bu öykülerin sonu yok gibi; aslında bir son okuyorsunuz ama muallakta kalıyorsunuz. Ana karakterlere tam olarak ne oluyor da öykü bitiyor, bilmiyoruz; bende oluşan his bu yönde.

En iyisi lâkırdıyı uzatmayayım ve sizi, yayınevinin, kitabın sonuna koyduğu üç değerlendirme metninden, Erendiz Atasü’ye ait olandan bir alıntıyla baş başa bırakayım:

Modern dünyanın masalları… Her masal bir gerçeği dile getirir aslında, yoksa nasıl yüzyıllarca ayakta kalırdı masallar, gerçeğin güzel yüzünü ışıldatıp çirkin yüzünü gizleyerek.” ( s.229)

Sevdiğim bir yazarı ne derece tarafsız yorumlayabilirim, emin değilim; yine de, bu kitabı okuyacak olanların, yazarın emeğini bağırlarına basmasını yürekten diliyorum.

Sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.

Alıntılar:

Ölümün sessizliğine karşı dışarıda hayat ne kadar onursuz… ( s.34 )

Zaman dediğin nedir ki? Zaman bazen yoktur. Bazen koşmakla yetişemez insan. Var olan yalnızca günün gidişidir. Gece, güneşi yok eder.” ( s.44)

Babamın kızı, benimdir. Adım Süsen’dir. Dayanıklı olup yaşamam için, bir de saçımın rengi kızıl diye bana bu adı takmıştır.” ( s.52 )

Hayat, sıçrayan bir damla sudur. Mutlaka bir şey yapar: Hiç değilse ıslatır.” ( s.84 )

Çocukluğun dünyası bütün insanların üstüne bir daha açılamayacak kapılarla kapanır.

(s.157 )

Don Kişot’un Yeni Maceraları | Tariq Ali

Don Kişot’un Yeni Maceraları | Die neuen Abenteur des Don Quijote | The New Adventures of Don Quixote | TARIQ ALI ( d.1943 )
Çeviri: Çınar Tuncer
Okunma Zamanı: 25 – 26 Mart 2021
Selâmlar Sevgili Kitap Dostları,

Don Kişot ve Sanço Panza’nın yüzyıl aşırtan maceralarına hoş geldiniz!

Zaman değişiyor ama insanların birbirine yaptığı fesatlıklar hiç değişmiyor.” ( s.12 )

diyen Don Kişot haklı mı? Sonuna kadar haklı hem de!

Oyunun yazarı, Pakistan asıllı İngiliz aktivist ve The Guardian yazarı Tarık Ali’nin, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi üyesi olmak dahil birçok sıfatı var.

Kaleme aldığı bu oyun 01 Kasım 2013 yılında Essen’deki Grillo – Theater’da sahnelenmiş.
Başta yüzyıl aşırtan dedim çünkü, kahramanlarımız ve elbette Sanço’nun Katır’ı ile Don Kişot’un atı Rosinante dahil, şövalyeler çağından ayrılarak günümüze geliyorlar; karşılarına çıkan çeşitli kişilerle, günümüz savaşlarına ( Afganistan), ekonomik ve politik yozlaşmalara, siyasi partilere, entelektüellere, ırksal, dinsel, cinsel ayrımcılıklara değin gülümseten ama doğrudan, net eleştiriler yapılıyor diyaloglarda.

Katır ile Rosinante’nin oldukça entelektüel sohbetleri ve birbirlerini kibarca iğnelemeleri çok hoştu doğrusu. Tabii ben böyle hoş dedim amma konular kallavi.

Yazar Tarık Ali, kitabın başındaki röportajında şöyle diyor oyun için:
…yazdığım oyun, geleneksel bir oyun değil. Tarzı nedeniyle, Meyerhold, Brecht ve Weiss gibi son yüzyılın devlerine saygılarını sunan bir eser. Bu, günümüz dünyasında sarsıcı bir etki yaratabiliyor, zira dünyaya siyah-beyaz ve monoton bir kültür hâkim. Yazılanların çoğu, sorgulamak için değil, memnun etmek için yazılıyor. Ben ise bu konsepte yabancıyım.

Söyleyeceğini dolandırmadan söylemiş, mesajını vermiş yazar. Bunları kimi zaman edebiyattan, felsefeden, sanattan isimlerle de referanslamış.

Şunu da eklemek isterim; genel yaklaşımla Amin Maalouf’un Uygarlıkların Batışı denemesinin oyuna dönüşmüş hali gibi. Bu ay okuduğum kitaplar birbirini çekti galiba.
Arka kapakta yazdığı için yazabilirim sanırım, oyunun sonunu “Anadolulu Nazım Hikmet” in Yaşamaya Dair isimli şiirinden bir bölümle bitirmiş yazar.

Bendeniz heyecanla okudum ve şevkimle iletiyorum Sevgili Kitap Dostları. Keyfiyet sizlere ait efendim.

Alıntılar:

Sanço: “Durmadan zenginleri ödüllendiren bir dünya, sonsuza dek var olamaz. Ya değişeceksiniz ya da açgözlülüğünüzle bu gezegeni yok edeceksiniz.” ( s.25 )
Entelektüel: “Demokrasimizin savaşa girmesi, bir ülkeyi yakıp ele geçirmesi gerektiğinde, insanlara insanlığın insanca öldürülebileceğini anlatma yetisine sahip kişi kimdir sence? ( Çok az bile utanç duymadan gülümser.)” ( s.24 )

Don Kişot: “Eskiden denizleri kontrol eden ülkenin dünyaya hâkim olacağını söylerdik.

Sanço: Artık tepemizdeki boşluğu kontrol eden hâkim oluyor. O boşluğu kontrol eden, dünyayı yok edebiliyor.” ( s.41 )

Don Kişot: Dünyadaki kötülükleri görmezden gelip kaderden yakınmak, her şeyi teslim etmek demektir. Âşık olduğun için her şeyin güzel olduğunu düşünmek de aynı şekilde.

(s.59)

Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever

Ben Ruhi Bey Nasılım | Edip Cansever ( 1928 – 1986 )

Okunma Zamanı: 03 – 17 Mart 2021

Soluksuz sessiz
Gölgesiz devinimsiz
Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz
Kentin içine kadar sokuldum.

Ağzımın içi zehir gibiydi
Tuttum bir sigara yaktım
Kravatımı düzelttim
Ayakkabılarımı sildim
Ve sordum:
– Ben Ruhi Bey nasılım
– Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey
– İyiyim iyiyim.” ( s.71 )

☆☆☆☆☆☆

Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar
Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.” ( s. 70 )

☆☆☆☆☆☆

Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
yaşıyorken
özgürdür.” ( s.107)

Selâmlar Değerli Kitap Dostları,

Edip Cansever’den okuduğum 5.kitap “Ben Ruhi Bey Nasılım“.

Elbette sevdim ancak kolay lokma olmadığını belirtmem gerek. Bireysel sıkıntı, toplumsal sıkıntı; hani derler ya, aklımda deli sorular; kimlere neler dedim, saydım, sövdüm, vara vara kendime vardım… O mealde, lâkin sizi yolcularken bir gıdım tutunacak ışık hüzmesi tutuyor içinize.

Şiir okumayı seviyorum; edebiyatın herhangi bir dalına dair detaylı bir bilgi birikimim olmadığı için, bu kitabın saklı katmanını, daha önce okuduğum bir kitabındaki metinden aktaracağım.

Söz konusu birikim yok diye de şiir okumaktan vazgeçecek değilim tabii ki; sanatın / yaratıcılığın keyfini sürmenin bir şartı olmamalı diye düşünüyorum.

Ne anlatıyormuş Ben Ruhi Bey Nasılım:

Cansever, toplumla birlikte bireyi de kıskacına almış bir karabasandan kurtulmaya çalışır gibidir.
Bir yandan, duygu dünyasının olabilecek en uç boyutlarına doğru engel tanımayan bir yolculuk başlatırken, öte yandan bilinçaltının kıyı bucağında gizlenmiş ne var ne yoksa hiç çekinmeden şiirine taşır. Ben Ruhi Bey Nasılım’la ilk kez Tragedyalar’da denemiş olduğu “dramatik şiir” kalıplarını yeniden kurarak varoluşçuluk ve nihilizmden izler taşıyan şiir anlayışının doruğuna çıkar.

Şiir okumayı sevenlere, sevgimle ve şevkimle ilettim. Sağlık, esenlik ve kitaplar hep sizinle olsun.