YAZ | KARL OVE KNAUSGAARD

YAZ | OM SOMMEREN | SUMMER | SEASONS QUARTET 4 | KARL OVE KNAUSGAARD ( d.1968 )

Merhaba Sevgili Kitap Dostları🙋🏻‍♀️

Karl Ove Knausgaard’ın Mevsimler Dörtlüsü‘nün dördüncü ve son kitabıydı YAZ.

Seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan yazarın bu serisini severek okudum. Bu kitapta diğer üç kitaptan biraz değişik bir uygulama yapmış yazar. Haziran ayında 19, Temmuz ayında da 19 adet farklı konulardaki makalelerden ( denemelerden) sonra günceleri eklemiş.

[Bu arada bu günceyi henüz doğmamış ve takip eden kitaplarda doğmuş olan dördüncü çocuğu için kaleme almıştır.]

Ağustos ayında ise günce yok, 18 adet makale var.

Bir başka farklılık ise Temmuz ayındaki bölümde, günce yazan kendi ben’liğini, günce yazan kadın bir ben’e bırakarak adeta uzun öykü tadında bir hikâye yaratmış.

Elbette ki sabrınızı suistimal etmeyeceğim detay vererek. Knausgaard nevî şahsına münhasır bir yazar, dolayısıyla ancak sempati duyan veya denemek isteyen okurlara öneriyorum. “Şevkle öneriyorum ” ifadesini bu yüzden özellikle kullanmak istemiyorum. Ben çok sevdim o ayrı bir konu😊

Kimi zaman “hadi canım bu da mı yazı konusu oldu” dediğim yerler oldu ama sonra öyle güzel bağladı ki söylediğimden utandım. Kimi denemelerinin ise içine düşüp – sanırım 3 ya da 4 sayfa idi – tekrar okuyup tam sayfa çizip fosforladım. Kimi zaman kendimi kaptırıp sazan bir okur olarak sonraki sayfayı okumadan kimi çıkarımlar da yapmaya çalıştım fakat ağzımın payını aldım hemen😄 Siz benim yaptığımı yapmayın olur mu!?

Bunca detaylı konu ve yoğun günceyi akıcı bir Türkçe ile dilimize kazandıran Sayın Haydar Şahin’ e ve kaliteli baskı ile okuru şımartan Monokl Edebiyat’a da teşekkür etmek gerekir.

Sonuç olarak yazarı veya bu seriyi merak edenlere özellikle öneriyorum. Uyarımı yaptım, beğenmez iseniz bana kızmayınız lütfen!🤗

Sevgimle ilettim; hayatın detaylarını farkedebilmek dileğiyle…

Okunma Zamanı: 20 – 29 Ekim 2019

Alıntılar:

İçimizi döker ve gerçek düşüncelerimizi söylersek başkalarının bizden hoşlanmayacağını düşünüyor da olabiliriz. Bu yüzden rol yapıyoruz. Fakat edebiyat sosyal oyun kurallarının geçerli olmadığı bir sığınak değil mi? Yazmak sosyal âlemin dışında kalan az sayıda sosyal eylemden biri olduğuna göre, edebiyat kesin gerçekleri dile getirmenin mümkün olduğu yegâne yer değil mi? Edebiyat acımasız değil mi? Edebiyatın özünü oluşturan ve onu haklı çıkaran bu acımasızlık değil mi? Evet, nedenlerden biri bu, zira yazı tarihinin büyük bölümünde, “ben”in kişisel gerçeğini denklemden çıkardığı ve onu toplumsal ortamda başka bir şey olarak sergilediği için kurgu tercih edilen yöntem olageldi.” sf.124

Yaşamı şöyle değerlendirmeye alışkınız: Hayatı anlamak iyidir, yaptıklarımızın bilincinde olarak doğruyu yapabiliriz, böylece hayat istediğimiz gibi ilerler. Fakat yaptıklarımızın bilincinde olursak büyük ihtimalle yapmayız. Bir şeyin sonuçlarını düşünmek için durursak ona balıklama atlamaz, yerimizde kalırız. “İşte böyle azmin doğal rengi / Bulanıyor düşüncenin solgun gölgesiyle” diyor Hamlet “Olmak veya olmamak” adıyla ünlenen monoloğunda. Hayatın ironisi iki bölümden oluşması, birinde insan düşünemiyor ama yalnızca eylemde bulunabiliyor, öbüründe düşünebiliyor ama eyleme geçemiyor.” sf. 278

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s