ULYSSES | JAMES JOYCE

Selamlar!

İlk okuduğum yıl: 1996

İkinci kez okuduğum yıl: 2017

 

Neden yazdım bu yılları… Öyle özel bir kitapmış ki 21 yıl önce okuduğumu sandığım bu kitaptan hiçbir şey anlamamışım. Yaş 51, belki hayat tecrübesi belki bi gıdım bilgi kırıntısı, her ne ise, cümlelerin farkına varıp keyif aldım bu okumamda. Düz okuma ile bunları söyleyebilirim. Ancak Ulysses, biraz emekle ve çokça da merak edilerek, imgelerin peşine düşerek, araştırarak ve onları birleştirerek yapılan bir okumada daha da keyif veriyor yanında bilgi hediyesiyle ve Joyce’un zekâsına da bilgi birikimine de hayran kalıyorsunuz. 


5 hafta boyunca İthaki Akademi’de katıldığım Fuat Sevimay rehberliğindeki ‘James Joyce ile Hikayat Atölyesi’ olmasa yeniden elime alır okur muydum? Şüpheli…


Kitabın temelde neye referans olduğuna, bölümlere, onların tarzına ve özelliklerine, çokça imgelere dair bilgiler edindik. Ancak benim atölye söyleşisinden her şeyi aktarma olanağım olamayacağı için genel çerçeve olarak şunları söyleyebilirim: 


Birebir olmasa da Homeros’un Odysseia destanının çağdaş yorumu. Shakespeare ‘in Hamlet’ine de referanslar var. Yetmez, baba-oğul-kutsal ruh üçlemesine de selamlar var. Her bölümde günün saatleri ve o bölümlerde bahsi geçen meslekler, vücut organları farklı farklı. Ayrıca her bölüm farklı türde yazılmış ( diyalog, iç monolog, gazete tarzı, absürt tiyatro, sokratik soru-cevap tekniği vb.), Stephen Dedalus ve Leopold Bloom ‘un manevi baba-oğul olma aşamasına gelinceye kadar ki aşamaları okuyoruz bu eserde. 


Referans verilen nesne- ses-renk-olay-kişi vb. (tekrarlanan) imgeler dikkatinizi çekip google amcaya sual eyleyince hem yeni bir şey öğreniyor hem de metinden keyif alıyorsunuz. 


Örneğin 148. sayfada ‘sessizlik kuleleri’nden bahseden bir cümle dikkatimi çekti ve baktım hemen. Verdiği referans Zerdüştlük ile ilgili idi. Duymuştum ama detaylı bilgim yoktu. Şöyle ki; bu inanca göre toprak ve hava kutsalmış. Bu yüzden toprağı kirletmesin diye ölülerini gömmez, havayı kirletmesin diye de yakmazlar, yüksek bir kuleye bırakırlarmış, kuşlar yiyiyor muhtemelen. Ya işte böylece yeni bir şey öğrendim.

 

Sadece bunlar değil, doğu kültürüne ve dinler tarihine dair de göndermeler var. Lakin sanmayın kastırıyor; argo dahil laf sokmalar, sizi güldüren tavırlar, sözler, günlük ne yaşıyorsak onları da sansürlemeden vermiş yazar ‘gayet doğal’ olarak.


Her bölüm böyle değil elbette kimi bölümler biraz daha yavaş okuma yapmaya sevk ediyor sizi. İsteseniz de hızlı geçemiyorsunuz.  


Bunlara ilaveten özellikle soru – cevap tekniği şeklinde yazılmış bölümde kimya, fizik ve astroloji dahil pek çok detaylı bilgi kurguya eklenmiş ki bir kez daha beni dehasına hayran bıraktı. Bunca farklı bilgiyi bir romanın kurgusuna yedirebilmek için – ne kadar araştırma yaparsanız yapın – ciddi bir şekilde hazmetmek gerektiğini düşünüyorum. 


“Dünya edebiyatının zirvesi” olarak tanımlanan bir eser için bendeniz kısıtlı bilgimle daha fazla ne söyleyebilirim ki. Çağdaşı olan diğer edebiyatçılar, edebiyatın bilindik olanaklarından sonuna kadar faydalanarak başyapıtlarını oluştururken, James Joyce tamamen farklı bir yoldan giderek oluşturmuş Ulysses’i ve üstelik tek bir günü anlatmış tüm roman boyunca :16 Haziran 1904. 

Yazar T.S.Eliot boşuna dememiş: “Joyce tek eliyle 19. yüzyılı yerle bir etti.” diye.

 

Forrest Read’in POUND | JOYCE isimli eserinden alıntıyla, Joyce bir söyleşide şöyle söylemiş: 


Ne yazık ki okur kitabımdan bir ahlak dersi talep edecek veya daha da kötüsü kitabımı ciddiye alacak. Fakat onurum üzerine yemin ederim ki kitabımda tek bir ciddi satır bile bulunmuyor… Hepsi oradalar, çok iyi birer konuşmacılar, unuttukları şeylerle oradalar. Ulysses’te bir kişinin aynı anda ne dediğini, gördüğünü, düşündüğünü ve bu tarz bir görmenin, düşünmenin ve konuşmanın neler yaptığının kaydını tuttum, Freudyenlerin deyişiyle bilinçaltının – fakat psikanaliz açısından bakarsak, yaptığım şey aşağı yukarı bir şantaj.” ( A.g.e.317 )

 

Umarım biraz fikir verebilmişimdir. Öncelikle bu kitabı her kitapsevere öneremiyorum. Çünkü bilindik kurgunun son derece dışında bir kurguya sahip. Okumaya başlayanlar, araya başka kitap alırsanız muhtemelen soğursunuz. Kafanız rahat, kendinize zaman ayırdığınızda okuyun derim. Dublinliler ve Portre’yi- uzun adıyla Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi- okuyanlar Ulysses’e başlamalı diye düşünüyorum haddim olmayarak.


Kişisel okuma tecrübeme dayanarak şöyle bir öneri getirirsem belki işinize yarar: 18 bölüm var ancak her bölümün zorluğu ve sayfa sayısı farklı. Bu nedenle 2 günde 1 bölüm okunabilir, uzun bölümler için bu süre uzayabilir. Ben toplamda 17 günümü sadece bu kitaba ayırarark 23 Ekim 2017 tarihinde başlayıp 8 Kasım 2017 tarihinde bitirdim.

 

Zannımca, Portre’nin adında da diyor ya “sanatçının” diye, hah işte tam da bu sebeple okunmalı. Çünkü James Joyce bu kitabında cidden eşsiz bir sanat yapmış. Deşdikçe şaşıp kalıyorsunuz. Sanat dediğin ille tablo ya da heykel yaparak veyahut da senfoni besteleyerek olmazmış, bu eserden bu anlaşılıyor. Yazarak da sanat yapılıyormuş demek ki


Gerçekten özel bir zaman ayırarak okunmaya değer bir eser. Gerekli emeği verdiğinizde – kimi zaman sabrınızı zorlasa da – sizi sürprizli sonlara götürüyor her bölümde.

 

Joyce bu roman için bakın ne demiş:

 

“İçine o kadar çok bilmece-bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur.”

 

Çevir çevir oku diyesim var yahu. Şaka bir yana bir karar verdim, sizinle de paylaşayım. 2018 yılında dipnotlar da içeren yeni bir çevirisi çıkacakmış farklı bir yayınevinden. Dolayısıyla 2018 yılında – başıma bir iş gelmezse – bu eseri yeniden okumayı planlıyorum. Planım ise şu şekilde olacak; Mayıs ayında başlayacağım okumamı, her yıl 16 Haziran’da Dublin’de kutlanan Bloomsday gününde sonlandırmak! 


Eh ne diyeyim, yenilen pehlivan güreşe doymazmış değil mi ama? Şaka bir yana, kaç kere okursanız okuyun her seferinde, eminim farklı şeyler keşfedeceksiniz; işte öylesine özel bir eser.

 

Neyse, son sözü ben değil eserin sahibi söylesin. Ulysses için “okumaya değer değil” diyen kişiye şu cevabı vermiş üstad:


“Eğer Ulysses okumaya uygun değilse, hayat da yaşamaya değer değildir demektir.”

 

Sevgimle ilettim efendim, sürç-i lisan ettiysem affola; zira böyle bir eserle ilgili yorum yazmak gerçekten zormuş. Ne yazsam eksik kalacak, umarım meramımı karınca kararınca anlatabilmişimdir.

Sağlıkla, esenlikle ve bolca kitapla kalınız…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s